İzmir-Çanakkale karayolunda ilerlerken Aliağa’ya girmezden önce 60. km.de Kyme tabelasını görürler. İyonya kentleri içerisinde en enterasanı denilebilir Kyme için. Elbette Bergama yakınlarındaki Allianoi, Aigai, Merina gibi antik kentler çok önemlidir ama Kyme’nin önemi bir başkadır. Bazı yazarlarımıza göre antik çağın mücevherat merkezidir. Kimilerine göre İpek Yolu başlangıcıdır. Deniz kıyısında olduğu nedeniyle bir liman kentidir. Hiç savaşmamıştır. Kendilerine sorulduğunda ‘yaşadığımız kente bakın neden savaşmadığımızı ve niçin gerek duymadığımızı anlarsınız’ demişlerdir. Halen atlarının bağlandığı sundurmalar mevcuttur. Gelgelelim ülkenin birçok yerindeki yağmadan burası da nasibini almaktadır. 1970’lerin sonlarında başlayan kazı çalışmalarında ortaya çıkmış olan birçok eser korunsun diye müze ile taçlandırılmıştır.

Ancak müzenin kaldırılması için adeta yeminli bir yönetim anlayışı vardır. Kimisi toptan yok etmek istemekte, kimisi de giriş kapısının yanıbaşına kahvehane yapmak istemektedir. Kyme’nin bulunduğu alan birinci derece sit kapsamında iken şu sıralar üçüncü derece sit kapsamına alınıp liman yapılması için uğraş verilmektedir. Kısaca Londra’da, Paris’te sergilenen bu antik çağın değerleri oralarda muhafaza edilirken Kyme kentinin bulunduğu alanda yok edilmektedir. Düne kadar İtalyan kazı heyetinin yürüttüğü kazılar da ödeneksiz bırakılarak yağmalanmaya uygun ortam hazırlanmıştır. 3000 yıllık kent ortaya çıkartılacağı yerde tümüyle ortadan kaldırılmaktadır.

Bakın günümüzden 2250 yıl önce Bergama kralı Attalos III ölünce ortaya bir vasiyet çıkmıştı. ‘Roma halkı mülkümün varisi olacaktır’. O zamanlar Roma Anadolu’nun en verimli batı ve güneydoğu bölümünü ele geçirmeye pek hevesliydi. Ama bir önceki Bergama kralı Attalos II ‘nin oğlu ortaya çıktı ve haykırdı. Koskoca imparatorluğu Roma’ya peşkeş çekiyorlar. Roma’ya karşı verilecek mücadeleye katılacak kölelere özgürlük tanıyacağını, kuracağı ülkeye ‘GÜNEŞ İLİ’ adını vereceğini açıkladı. Attalos II’nin oğlu Aristokinos’un ordusuna tüm Anadolu hatta Akdeniz ülkelerinden akın akın katılan, ‘zincirlerinden başka yitireceği şeyleri olmayan’ köleler, ardarda gelen Roma kuvvetlerine darbe üstüne darbe indiriyordu. Özgürlük ülkesi kuruldu kurulacaktı (Şadan Gökovalı).

Mitoloji dediğimiz şey halk arasında ortaya çıkan öykülerin destansal ögeler katarak zaman içinde genişletilmiş şeklidir.

Her mitolojik öykünün masalımsı anlatımları ayıklandıktan sonra küçük de olsa bir yaşanmışlık temeli vardır (Osman Akbaşak). 3000 yıl öncesini düşünürsek bu yaşanmışlıkların bazıları ürkütücü ve hayali olabilir.