Başka türlü bir tarım nasıl mümkün olabilir?

Mehmet Doğan'ın 16 Ekim 2023 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bu yazıyı kaleme alırken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tunç Soyer’in “Başka Bir Tarım Mümkün” başlığı altında ifadesini bulan söylemden ilham alınmıştır. Başka türlü bir tarım elbette mümkündür. Mümkünden öte, aynı zamanda kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Zorunluluk olduğu vurgusu, günümüzde iklim krizine dönüşmüş bulunan iklim değişikliği olgusunun yol açtığı olumsuz çevre etkilerine dayalıdır. Gidişat ve aşikâr bir gerçek, sadece Türkiye ile sınırlı olmaksızın, önümüzdeki kısa dönemde, küresel ölçekte baş gösterecek bir “Gıda Krizi” ile bütün insanlığın yüz yüze gelecek olmasıdır.

Bu noktada bir saptama yapmamız gerekiyor: Geleneksel tarım ve hayvancılık uygulama ve yöntemleri bundan böyle sürdürülebilir değildir. Keza, mevcut ürün desenlerini korumak ve sürdürmek imkânı da bulunmuyor. İklim krizinin sebep olduğu, yağış ve sıcaklık rejimlerindeki düzensizlikler, geleneksel tarım ve hayvancılık pratiklerini sürdürmeyi olanaksız hale getirmektedir.

Yaygın ancak temelsiz olan söyleme bakılırsa, ülkemizdeki yağışlar giderek azalmakta olup, yarı kurak Kuzey Afrika’ya benzer bir iklimin hâkim olmasıyla, gelecek kuşakların hurma yetiştirmeyi öğrenmek zorunda kalacaklardır. Bilimsel verilere dayanmayan bu söyleme göre, mevcut tarım arazilerinde kuraklığa dayanıklı tarla bitkilerinin yetiştirilmesi gerekiyor. Yağış rejiminin seyri konusunda İzmir’den örnek verelim:

1938-2021 döneminde İzmir’e düşen yağış ortalama olarak 710 mm düzeyinde olmuştur. 2017-2021 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde, ortalama yağışın 900 mm olduğu görülüyor. 2021 yılında ise yağış miktarı 1.430 mm oldu. Buna karşılık, yıllık ortalama 80 gün dolayında olan yağışlı gün sayısında ise bir değişiklik gözlenmiyor. Sele yol açan kuvvetli sağanak yağışların sıklaştığı da görünüyor. Demek oluyor ki, yağışlar azalmazken, düzensiz hale gelmiş bulunuyor. Yüz yüze bulunduğumuz çarpıcı gerçek şudur:

İklim krizi etkilerine maruz olan küçük aile işletmeleri gibi, büyük tarım işletmeleri ve kooperatif yapılarını da korumak olanağı bulunmuyor. “Yönetsel Toplulaşma” ana başlığı altında, havza ölçeğinde planlama yapmak zorunluluğu doğmuştur. Uzak geçmişten süregelen arazi kullanım modelleri artık geçerli değildir. İklim krizi etkilerine “dayanıklı” yeni arazi kullanım modelleriyle, yenilikçi uygulama stratejilerini planlamak ve hayata geçirmek gerekiyor. Kırsal kesimlerde yaşamını sürdüren insanlarımızla sınırlı olmaksızın, kent alanlarındaki yaşam kalitesini korumak ve geliştirmek için de yeni tarım stratejilerini planlamak ve uygulamak mutlak surette gereklidir.

Ülkemizde 25 akarsu havzası bulunmaktadır. Ülkemizde bulunan akarsuların çoğu ülke sınırları içinden doğmakta ve ülke içerisinde denize dökülmektedir. İklim krizi etkilerine dayanıklı yeni tarım ve hayvancılık modellerinin havzalar bazında hayata geçirilmesi gerektiği kanısındayız. Buna göre, her havza, çok ortaklı bir şirket ya da kooperatif olarak ele alınacaktır. Her boydan tarım ve hayvancılık işletmelerinin bu tür bir organizasyona katılımını sağlamak üzere, heveslendirici teşvikler uygulanabilir. Bu önemli bir ayrıntı olup ilerdeki bir yazıda ayrıca ele alınacaktır.

Bu yaklaşımı “yönetsel toplulaşma” olarak tanımlayabiliriz. Diğer taraftan, iklim krizi koşulları; tarım, hayvancılık, örtü altı tarım (seracılık) su yönetimi ve yenilenebilir enerji uygulamalarının bütünleştirilmesi zorunluluğunu dayatmaktadır. Değişik iklim ve arazi koşullarına sahip farklı havzalarda, aynı uygulama modelinin geçerli olması, elbette ki mümkün değildir. Yukarıda anılan faaliyetleri kapsayacak Bütünleşik Modelin, yerel iklim ve arazi koşullarına uyarlanmış biçimleri söz konusu olacaktır.

İklim krizi etkilerine dayanıklı bütünleşik modeli, Küçük Menderes Havzasını (KMH) örnek alarak kısaca ifade etmek için şu açıklayıcı nota yer veriyoruz.

KMH’de özellikle son yıllarda hayvancılık faaliyetlerinin öne çıktığı görülüyor. Buna göre, büyük ve küçük baş hayvanların yem gereksiniminin, besicilik tesislerine yakın tarım alanlarında karşılanması, yem maliyetlerinin asgari seviyede tutulması açısından isabetli olacaktır. Havzanın marjinal toprak yapısına sahip kesimlerinde yaygın seracılık uygulamaları da yer almalıdır. Sera ve havzadaki bina çatılarında yağmur suyu hasadı yapılarak, bu şekilde toplanacak suyun, kurak sezonda kullanılmak üzere, sarnıç ve yeraltı barajlarında depolanması sağlanmalıdır. Açık tarım alanlarında, mevcut ürün deseninin sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi durumunda, alternatif erkenci tarla bitkilerinin ürün gamına eklenmesi zorunlu olabilir.

Tarımsal ve hayvansal organik atıkların toplanarak, bir yenilenebilir enerji tesisinde bunlardan elektrik hatta biyodizel üretilmesi de hedeflenmelidir. Enerji tesisi, havzanın enerji gereksinimini karşılamakta önemli bir rol oynayacaktır.

Böylelikle, tarımsal üretim, hayvancılık, su yönetimi ve enerji faaliyetlerinin uyumlu, birbirini tamamlayıcı şekilde bütünleştirilmesi sağlanabilir. Konu, sürdürülebilir kırsal ve kentsel yaşam bağlamında son derece önemli olup, yetkili ve ilgili taraflarca etraflı şekilde ele alınmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Doğan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml