Bergama antik kentinin su kemerleri

Bergama antik kentinin su kemerleri

Başkalarını bilmem ama ben keyif yapmak için bu seneki Bergama Fotoğraf Maratonuna katıldım. Günlerden cumartesi, evde oturmaktansa gidip bu atmosferin içinde olmak hoşumuza gidecekti. 20 yıl önce aldığımız eski model portatif fotoğraf makinemizle, Bergama yollarına koyulduk. Bergama Kültür Merkezi’nde bizi Fotoğraf grubundan Bergamalı Fiko karşıladı ve kaydımızı onun yardımıyla yaptırdık, oradan ayrılırken kendisi güzel sözleriyle de bize moral verdi. Çıkışta Levent Karacaoğlu Hocamızla karşılaştık, ondan da başarı dileklerini aldık. Bergama içinde 300-400 bin Türk liralık makinelerle dolaşan fotoğraf gönüllülerini görünce, keyif yapma kararımızın doğru olduğuna bir kez daha karar verdik. Mademki böyle düşünüyoruz, buna uygun olarak önce şu aç karnımızı doyurmalıyız dedik. Ve bunun için Kapukaya köyündeki Selinos Otele gitmeye karar verdik. Dağın başındaki ve doğanın içindeki bu güzel Oteli, yakından tanırım ve sizlere de tavsiye ederim. İyi bir aşçısı, tertipli bir restoranı ve pırıl pırıl lavaboları var. Oraya varınca Müdür Emre ve Zafer Ustayla hoş beşten sonra, “Beyler karnımız aç, neleriniz var” diye sorduk. “Hocam, siz oturun biz size bir şeyler sunarız” dediler. Önce, atıştırmalık olarak, güzel bir mevsim salatası ve mezeler sunuldu. Sonra ana yemeği aldık ve tatlı olarak da nefis mi nefis fırında helvayı tattık. Çaylarımızı da içip dışarı çıktık. Geçmiş yıllardan tanıdığım Kapukayalı Gülsüm Teyzeyi evinde aradık ama onu akrabalarının bahçesinde bulduk. Allah uzun ömürler versin, Gülsüm Teyze köyün en yaşlısı ve capcanlısı. Genç kalmasının sebepleri arasında sabahları zeytinyağı, tereyağı peynire ve yoğurt yemeye bağlıyor. Her zaman renkli giysiler içinde dolaşır ve kolunda da nazar boncuklu bilekliği eksik değildir. Bugünde renkli giysiler içindeydi ve takmış takıştırmıştı. Ondan fotoğraf almamak olmazdı. Onunla, şöyle koyu bir sohbetten sonra kendisinden birkaç kare fotoğraf aldık. Çok da güzel bir pozdu; ama ikinci hedef olarak, aklımda kalan Bergama su kemerlerine ulaşmak vardı. Yıllar sonra tekrar oraya gidecektim. Yol kenarındaki Sen De Gel kafede bir mola verdik ve oradan bir iki fotoğraf çektik. Yalnız makinemizin pixeli düşük olduğundan uzaktan çekim işimize yaramayacaktı. Bundan dolayı onları daha yakından görmeyi arzuladık. Ancak yol gizli ve oralar ıssız, bundan dolayı bir yol arkadaşına ihtiyaç duyduk. Kafedekiler bize yardım edemezdi, çünkü yaz bitmiş, kış sezonu için ailecek tadilat işleriyle uğraşıyorlardı.

Bergama antik kentinin su kemerleri


BERGAMALI MANDIRA FİLOZOFU

“Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez” derler. İşte biz oraya nasıl gideceğimizi düşünürken, karşı bahçedeki bir vatandaşımız gözümüze ilişti. Sağ olsun, bizi görünce, bahçesindeki taş toplama işini yarıda bırakıp, yanımıza geldi. Merhabalaşıp hemen sohbete daldık. Adam, enteresan birisi. Kendisini toprağa adamış. Adı Paşa. Annesi komşulara kızarak ona bu ismi vermiş. 30 yıl önce Aydın’dan buraya göçüp, şehirden uzak bu bahçeyi almış ve içine de ailesi için bir konak inşa etmiş. Yıllarca yaptığı çorap satma işini hanımına ve çocuklarına bırakmış. Paradan puldan elini ayağını çekmiş. Yılın tüm gününü bu bahçesinde geçiriyormuş. Dağlarda dolaşmaktan ve bahar aylarında açan yararlı ve doğal otları toplamaktan hoşlanıyor. “Benim dünyam ağaçlar, kuşlar, meyveler zeytinler” diyor. Ve kendisini “Ben Bergama’nın Mandıra Filozofuyum” diye tanımlıyor. “Çünkü huzuru toprakta buldum” diye de vurgu yapıyor. Doğru da söylüyor.

“Biz su kemerlerine gitmek istiyoruz” dedik. Leb demeden leblebiyi anlayarak, “Sıkıntı yok, ben sizi oraya götürürüm” deyip önümüze düştü. Atladık arabaya biraz engebeli kestirme yoldan su kemelerine ulaştık. Zamanlamamız çok doğruydu; çünkü akşam güneşi, bize çok güzel foto sunumları verecekti. Her köşeden fotoğrafları çektik. Yalnız size bir gerçeği açıklayayım; bizim fotoğraf makinesi 20 yıl öncesi fotoğraf makinelerinden birisidir. Satmaya kalksam bugün 2 bin lira zor eder. İşte biz, bu çakaralmazla, bu foto maratonda beş yüz milyonluk fantomlara karşı mücadele verecektik. Yılmak yok. Kendimize güvenimiz tam. Oraya beş-on fotoğraf için gitmiştik ama saatlerce kalıp çokca fotoğraf çektik. Heyetin değil kendimizin arzu ettiği fotoğrafları çektik. Amacımız burası bilinsin değer verilsin idi.

Bergama antik kentinin su kemerleri


BERGAMA AKROPOL’ÜNÜN SU KEMERLERİ

Bergama Su Kemerlerini yazmadan önce Mimar - Yazar Vitruvius’u okuyup iyi anlamak gerekiyor. Antik dünyanın mimari Vitruvius, 10 kitap yazmış ve bununun sekizi mimarlık ve su kemerleriyle ilgiliymiş. Ayrıca onun çok önemli bir üçlemesini sizlerle paylaşayım: O diyor ki, eğer bir bina yapacaksanız:

1. SAĞLAM olacak 2. KULLANIŞLI olacak 3.GÜZEL (estetik) olacak diye ifade ediyor. Ben, eğer bir üniversitede bir dekan olsaydım, mimar ve mühendislik diplomalarının üzerine ve üniversitenin girişine iri puntolarla bu üçlemeyi muhakkak yazardım. Ki mezun olanlar bu üçlüğü hiçbir zaman unutmasınlar diye. Adam, yıllar önce (M.Ö.1 yy.'da) bu kuralı koymuş. Bu düşünceyi içselleştirmemiş mimarlarımızı, yakın depremde gördük. İnşa ettikleri tüm binalar gitti. Bunu önemseseydik depremlerde bu kadar ölüm ve yıkım olmazdı. Vitruvius’un söylemleri arasında şunu da buldum: Kütüphaneler ve evlerin yatak odaları doğuya bakmalı diyor. Sabah güneşi alarak kitapların küflenmesi, nemlenmesi önlenmiş olur diyor. Öğleden sonraki güneş ışınlarının kuvvetli ve yakıcı olacağından kitap rulolarının solabileceğine dikkat çekiyor. Bergamalı mimarlar Akropol'deki ünlü kütüphaneyi inşa ederken bu kuralı dikkate alıp uygulamışlar. Kütüphanenin konumu doğu batı yönündedir. Bergama Su Kemerlerini ilk yapım tarihi olarak, arkeologlar M.Ö. 2. yy. Eumenes zamanını tarif ediyor. Nüfusun artışı hamamların yapılışı Roma döneminde daha yüksek su kemerleriyle takviye edilmiş. Kurşun künkler kullanılmış olabilir deniyor ama ne kadar bilinmiyor. Kullanılamaz çünkü kurşun, o zamanlar pahalı bir maddedir ve kentin bütçesi ona yetmezdi deniyor. Antik dönemde 44 km ötedeki Madra dağından getirilen su için, 220.000 künk kullanılmış. Bergama Su Kemerleri bir mühendislik harikasıdır ve uzunluğu 550 metredir. Kesme granit blok taşlarla inşa edilmiş. Ve ilk büyük kemer duvarındaki taşta çifte yılan figürleri görüyorum. Paşa Bey, araya girerek “Mehmet Bey, bir tane daha belirgin olan vardı, bak götürmüşler” dedi. Gel şimdi üzülme! Bugün bile sahip çıkmadığımız eserler definecilerce götürülüyor. Etrafta bol miktarda künkler görüyorum. Çapları, 20-22 santim olsa da boyları çeşitli uzunluktadır. 50-60 cm de olur 96 cm de. Yalnız burada ince bir detay var. Künklerin bir ucu çapı 20 cm ise diğer ucu 17-18 cm olmalıymış. Buradaki amaç, künklerin birbirinin içine geçmesi kolay olsun diyedir. Böylece su sızdırmalık oranı azalmış olur. Künkleri birbirine ZEYTİNTAĞI ve SÖNMEMİŞ KİREÇ ile hazırlanmış harçla tutturulurmuş; ancak su kanallarının inşası tamamlandığında, ilk su verilişte kaynak tarafından suya, odun külü karıştırılırmış ki, son noktaya kadar künkler arası tüm boşluklar ve çatlaklar dolsun. Aynen su sızdıran radyatörlere biber tozu atma yöntemi gibi. Su sızdırmalıkta müthiş çözüm bulmuşlar. Bazı yerlerde suyun gücü fazla geldiği için künkler, patlamasın diye de granit blok taşlardan üretilmiş bilezik taşların içinden geçirilmiş. Vitruvius kurşun künklerin zararında bahsederek toprak künklerin önemine vurgu yapmış. Bu bilezik taşlardan Bergama Su Kemerleri yakınında görülebilir. Bergama’ya su getirilirken hem kaynak başında hem de belli aralıklarla yolda ikili su çökertme kuyuları yapılmış. Bu yöntemle, 1. kuyuda çöken tortuyu alırken diğer kuyu kullanılarak şehre kesintisiz su verilirmiş. Yine kaynaktan suyun tahliyesi, çift sıra künklerle gerçekleştirilmiş. Birinde arıza olursa diğerinden suyun akıntısı devam etsin diye. Bergama Akropolü’ne çıktığınızda en üst terasta büyük bir kuyu görürsünüz. Aslında o ikinci su dindirme kuyusudur. Birincisi şimdilerde yangın gözetleme kulesi olarak kullanılan mekândır. Su, ilk önce oraya gelir, sonra ikinciye geçer ve ikinci kuyuda da su rafine edildikten sonra (zisterne) sarnıcın üst yüzeyinden şehre su verilirmiş.

Daha sonraları Bergama Akropolünde ikinci terasta Palestra ile birlikte yapılan devasa Roma hamamının su ihtiyacı doğal olarak artmıştır. Bir başka yoldan suyun direkt olarak hamamlara gelmesi gerektiği düşünülmüştür. Yıllarca Bergama kazı heyeti başkanlığı yapan Wolfgang Radt, Bergama adlı eserinde suyun bu hamamlara nasıl getirildiği konusu, bilinmemektedir diyor. Sanırım tünel kazılarak getirilmiş ama henüz bu konuda elle tutulur geniş bilgi yok. Bergama’daki su kemeri Akropol’e birkaç km. öncesi, 360 metre yükseklikte bir büyük çöktürme tankları varmış. Su, önce oradan 183 metre aşağıya iniyor daha sonra 137 metre yükselerek Akropole ulaşır. Yani toplamda 360 metreden 334 metre yüksekliğe ulaşırmış. Madra dağından getirilen suyun gücü 20 atü civarındaymış. Bu kentte yaşayanların o devirlerde matematik fizik bilgilerinin ne kadar ileri olduğunu gösteriyor.

Ve bu kentte nice entellektüeller yaşamıştır. Bunlar arasında antik dünyanın ünlü heykeltıraşları, ressamları, yazarları ve bilginleri.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gülümser - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler