Atatürk ve kentlerimiz

Bugün 10 Kasım…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü minnet ve saygıyla anarken, hedef ve ilkelerini, kuruluştan bugüne Cumhuriyetimizi, 2. Yüzyılını, nasıl yaşadığımızı, nasıl şekillendireceğimizi belirlememiz gereken yol ayrımlarını yaşıyoruz.

Yokluk, yoksulluk, yok sayılmışlık içinden sadece bağımsızlığını kazanan bir ülke değil, kurucu ilke ve devrimler ile kentleri, politika ve uygulamaları ile toplumsal yaşamı ile çağdaş ve aydınlık bir ülkenin adımları, nasıl yoktan var edildiğini tekrar tekrar konuşmak, hatırlamak, bu mücadelenin sorumluluklarını yerine getirmek gerekiyor.

Bu hafta 1949 yılından beri dünyada kentsel ve bölgesel planlamanın önemi, amaçları, hedeflerine ilişkin farkındalığı artırmak için “Dünya Şehir Planlama Günü” ya da daha çok bilinen adıyla “Dünya Şehircilik Günü” olarak “Kutlanan” 8 Kasım'ı, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden bugüne şehircilik ve planlamaya bakışını değerlendirerek paylaşmak istedim.

İnsan; doğa ve yaşam içerisinde kurduğu, yıktığı, yarattığı şehirler, medeniyetler ile en önemli faktör olarak karşımıza çıkıyor. Göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş ile birlikte şehirleşme; modern toplumun ilk ayağını oluştururken, endüstrileşme ile birlikte farklı uzmanlık alanları ve disiplinlerle birlikte değerlendirilmesi, yönetilmesi gereken bir yaşam biçimi olarak hepimizi etkiliyor. Yaşamın içerisinde insan faktörü, politikalar, uygulamalar ve bakış açısı yaşam kalitemizi, haklarımızı, kentsel ve mekânsal adaleti, bugümüzü, geleceğimizi belirliyor.

Yoktan var edilen bir bağımsızlık mücadelesinde, bozkırın ortasında yoktan var edilen Başkent Ankara, şehirleşme anlayışı ve topluma yansıması, hedefleri, ilkeleri ile bize 100 yıllık şehirleşme yolculuğumuzu gösteriyor.

1919 yılında çorak, ağaçsız, bozkır olan Ankara’nın; Atatürk’ün çabası ve azmiyle çam ağaçları dikilmesiyle başlayan ağaçlandırma öyküsü; “Yeşil Türkiye” hedefi ile Anadolu kentlerine de uzanmıştı.

1923 yılında Başkent ilan edilen Ankara; kentleşme politikası, planlaması, mimarisi, kır kent ilişkisi, toplumsal yaşama yansıması ile Atatürk ilke ve devrimlerinin uygulandığı, çağdaş ve moderne bir toplum yaratmak amacı ile Anadolu kentlerine örnek olacak bir anahtar olmuştu.

Bozkırın ortasında yaratılan Başkent Ankara; bir taraftan planlaması, mimarisi ve kentsel altyapısı ile modern kentleşmenin anahtarı olurken, diğer taraftan İstanbul’a alternatif yeni çekim merkezi oluşturulması, Anadolu kentlerinin geliştirilmesi hedefi ile göç kavramına yönelik planlamaları, toplumsal planlama ve yönetim hedefini de gösteriyor. Ankara’nın mimarisi ve yapılaşmasındaki planlamalar, uluslararası yarışmalar, projeler ile Cumhuriyetin Başkentinin simgelediği şehirleşme anlayışı; binaları, cadde, bulvarları ile modern ile yereli birleştiren, toplumsal yaşamı kentle bütünleştiren hedefleri ve bütünsel planlamayı da gösteriyor.

Doğa ile iç içe kentler olarak bugün yaratmaya çalıştığımız planlamalar; Ankara’da o dönemde yaratılan Gençlik Parkı, Atatürk Orman Çiftliği, Hipodrom, Ziraat Fakültesi Yerleşkesi gibi örneklerle yeşil alanlara, kent yaşamına bakışın en önemli örneklerinden değil mi? Bu alanlara bugün nasıl bakıyoruz?

Demiryolunun geçtiği boş ve çorak bir arazide; kendi maaşından satın aldığı arazileri birleştirerek ortaya çıkardığı, 1923 yılında yaratılan Atatürk Orman Çiftliği ile kır kent ilişkisi, tarımsal üretime öncülük ortaya koyan anlayış, tarımın, çiftçinin, üretimin ve planlamanın önemini göstermişti. Atatürk’ün “Cumhuriyet Köyü” Projesi, il planlama, tarım, kent, çiftçi, üretim politikası ve hedeflerinin en önemli göstergelerinden değil mi? Bugün köylere, köylüye, tarımsal üretime nasıl bakıyoruz?

Atatürk’ün ilke ve devrimleri ile yolunu açtığı çağdaş, aydınlık, laik, demokratik bir devlette halkın iradesinin toplumsal yaşama yansıdığı yönetim ve politikaları ile Cumhuriyetin 2. Yüzyılındayız. Egitime,sağlığa, köy enstitülerine, buraya sığdıramadığımız pek çok örneği paylaşmak, yeniden değerlendirmek, düşünmek zorundayız.

Haklarımızı konuşmak, savunmak, kazanmak zorunlundayız.

Anayasamızda yer alan ''herkese sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının sağlanması'' hükmü ile birlikte devlete; sağlıklı kentler yaratmak, barınma sorununun çözerken, planlama ve uygulama sürecini doğru yönetecek, eşitsizlikleri azaltacak, kentsel adaleti sağlayacak, sağlıklı ve dengeli yaşam alanları yaratacak bir sorumluluk tanımlanıyor. Anayasamız ile güvence altına alınmış olan “herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”, sağlıklı kentlerde, herkes için ulaşılabilir eşit yaşam hakkı güvence altına alırken; bu hak ilgili kurumlara sağlıklı kentsel alanlar düzenleme, kentte yaşayanlara uygun yapılar ile birlikte uygun yaşam koşulları sağlama görevi veriyor.

100 yıl sonra bugün geldiğimiz noktada Atatürk’ün, Cumhuriyetin kuruluş ilke ve devrimlerinin kentlerimizde, yaşam alanlarımızda, kentlerde, tarımda, sanayide, toplumsal yaşamda başlattığı, yürüttüğü izlerinin silinmeye çalışıldığı günleri yaşıyoruz.

Kentleşmenin ranta dönüştürüldüğü, kentlerimizin betona teslim edildiği, doğanın talan edildiği, tarım alanları, yaşam alanlarının yağmalandığı bir yönetim anlayışının getirdiği sağlıksız kentlerde, yaşamı sürdürmeye çalışıyoruz. Enkaz altında kalan kentlerimizde yasama tutunmaya, yeniden ayağa kalkmaya çalışıyoruz

Kente ve yaşama dair sözlerimizi, uzmanlık alanlarımız, yolumuz, mücadelemiz, sorunlar ve çözüm önerilerimiz ile paylaşmaya çalışırken, her gün karşımıza getirilen kararlar, uygulamalar, yaşananlar ile egemenlik, bağımsızlık, hak, hukuk, adalet kavramlarının yaşamın her alanında içinin boşaltıldığı bir dönemdeyiz.

Kentleşme ve kent yaşamı içerisinde bilim, mühendislik, planlama boyutu ile değerlendirmeler yapılırken; çevresel adalet, sosyal adalet, kentsel adalet, kent ve çevre hakkı, dirençlilik ve toplum direnci kavramları da buradan bağımsız değil. Tüm bu sürecin içerisinde ekonomik, toplumsal boyutları, kentsel yoksulluğu bütünsel değerlendirmek, çevresel, sosyal ve kentsel adaleti sağlamak, kamu ve doğa yararına çözümleri üretmek zorundayız. Bunu yapacak gücümüz de, inancımız ve birikimimiz de var.

Söylenecek çok söz, yürünecek çok yol var. Sağlıklı, sürdürülebilir, her canlı için eşit adil güvenli şehirlerde yaşayabilmek için mücadeleyi omuz omuz büyütmek dileği ile…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar E. Helil İnay Kınay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml