Küçükköy’ün arka sokakları

Küçükköy’ün arka sokakları

18. Ayvalık Zeytin Festivali geçen haftalarda özgün bir programla, coşkuyla kutlandı. Bu seneki festivalin etkinlikleri, her gün kentin ayrı yerlerinde gerçekleştirildi. Cumartesi günü etkinlikleri, Cunda adasında kutlanırken o gün ben, kendimi Küçükköy’e attım. İstedim ki kimseler yokken, köyün ara sokaklarında şöyle keyifle dolaşayım, insanlarla sohbetler edeyim, serbestçe fotoğraflar çekeyim. Sarımsaklı tarafından geçiş yaparak mahalleye giriş yaptım. Hakikaten ortalıkta kimsecikler yoktu. Caminin önüne doğru uzanan köy meydanında masalar atılmış, cafelerin ışıkları yanmış, vitrinlerin içinde müşterisini bekleyen nefis börekleri görüyorum. Ama her cafenin önündeki tabelalarda, Boşnak böreği, Ribitsa (mantısı) Soka (Boşnak turşusu), Suho Mesa (kuru Et) gibi Boşnak mutfağından yemek adları Boşnakçasıyla birlikte yazılmış. Bu levhalardan her cafe önünde bir tane görüyorsunuz ve bu ortam sizlere, burası Boşnak kültürüyle ilintilidir duygusu veriyor ve de atalarının geldiği ülkenin gelenekleriyle burada hala yaşıyorlar ifadesi bırakıyor. Ben de bunu hoş buluyorum. Turizme başladığımız 85’li yıllarda Sarımsaklı’da ve Küçükköy’de Boşnaklar yaşar deniyordu. O yıllarda Küçükköy, turizme tamamen kapalıydı. Köye gitmekten de çekinilirdi. Ama ben köyün kibar yüzü İsmail Akın’la tanışmıştım. İyi bir arkadaşımızdı. Ayvalık Tur acentesinde otobüs işlerine yardımcı olurken onunla acentede karşılaşır, hoş sohbetlerimiz olurdu. Turizme atılmak isterdi. Sonraları rahmetli İsmail bu emeline ulaştı, Öger ve diğer acentelerin otobüs işlerini alıverdi. Fakat aramızdan erken ayrıldı, toprağı bol olsun. O yıllarda Küçükköy’ün kendine ait bir belediyesi vardı. Köy turizme kapalıydı ama pek çok Küçükköylü'nün Sarımsaklı’da ya oteli ya da pansiyonu vardı. Turizmi, otel işletmecisi olarak orada yapıyorlardı. Gelin görün ki aradan geçen uzun zaman zarfında, turizmin sıcak yüzü, köyün bu sert imajını yumuşatmış ve köy ardına kadar turizme açılmıştır. Artık şimdi otelciliği, köyün içinde de yapıyorlar. Bildiğim kadarıyla Ayvalık’taki turizm firmalarının çoğu, Küçükköylülere ait ve onlar bu sektörde işlerini başarıyla yürütüyorlar.

Bildiğiniz gibi, son yıllarda köy hayatına özlem duymaya başlayan İstanbullular, böyle tarihi yörelere akın ettiler. Küçükköy de bundan nasibini aldı. Buradaki pek çok eski bina dışarıdan gelenlerce satın alındı. Ve pek çok eski yapı yenileme geçirence de, köy, daha popüler hale dönüştü. Şimdi son 15 yılda yapılanlarla birlikte Küçükköy, bugün bölgenin cazibe merkezlerinden birisi oldu.

Köye vardığınızda, meydanının etrafındaki mekânlar, sizlere Boşnak yemek kültürünün ürünlerini sunuyorlar. Ziyaretçiler, o kafelerden birine oturup birbirleriyle sohbet ederken, bir yandan da ısmarladıkları börek ya da tatlılarını atıştırıyorlar. Bu size çok güzel bir görüntü sunuyor. Ben ise bir şeyler atıştırmaktan çok etrafı kolaçan etmeyi düşünüyorum. Meydanda huzurlu bir ortam var. Merkez Cami tam köyün ortasında yer almaktadır. Ona alıcı gözüyle bakınca bir kiliseden çevrildiğini hemen anlıyorsunuz. Benim için Kiliselerin boyundan, genişliğinden çok, kime ADANDIĞI daha önemlidir. Biraz araştırdığımda bu Kilisenin M.S. 4. yy'da Mısır’da yaşamış olan Aya Atanasios’ a adanmış olduğuna ulaşıyorum. Atanasios, o dönemde Ortodoks dünyanın sevilen Kilise Papazlarından ve Babalarından biri olmuş ve Ariusçuluk akımına karşı çıkmış. Buradaki Rum cemaat ise onu unutmayıp onun adına bu kiliseyi yaptırmış. Bundan dolayı bu kilisenin adı Aya Atanasios kilisesiymiş.

Küçükköy’ün arka sokakları

Hemen caminin avlusunda bulunan köyün mübadele müzesine çıkıyorum. Müzede Köy geçmişini okuyorsunuz. Buradan öğreniyoruz ki Küçükköy’de şimdi Boşnaklar, Adalılar ve Serezliler yaşamaktadırlar. Balkanlardan gelen Müslümanlara Boşnak, Midilli’den gelenlere “Adalı” ve Serez’den gelenlere de Serezli diye anılırmış. Geçmişte sütçü sütünü satarken üç dilde satarmış. Mübadiller, geldiklerinde sıtmadan çok çekmişler. Yine 1900'lü yıllarda gelen Mübadillerin ifadesine göre, o zamanlar köyde Rum komşuları da varmış. O tarihte Yeniçohori adıyla anılan köyün, etrafı üzüm bağlarıyla kaplıymış. Herkes kendi şarabını imal edermiş. Burada 2 tuğla fabrikası bulunmaktaymış. Müze düşüncesi güzel ama yeniden düzenlemeye ihtiyacı var. Objeler çoğaltılmalı ve sunumları için daha fazla özen gösterilmeli diye düşünüyorum. Buradan şimdiki Belediye Başkanı Mesut Bey’e selam yollayalım, ilgi duyup müzeye el atar umarım, çünkü o iyi bir Küçükköylü’dür. Eskiden Küçükköy belediye başkanı iken Sarımsaklı’da yaptıklarını yakinen bilenlerdenim. Başarılı işler gerçekleşmiştir.

Küçükköy’ün arka sokakları


SOKAKTAKİ KİBAR HANIMLAR

Caminin alt sokağından aşağıya geçtim. Köşede köy sakinlerinin, yan yana küçük tezgâhları var. Ürettikleri şeyleri satıyorlar ve köye başka bir atmosfer katıyorlar. Arka sokaklarda ise çok iyi restore edilmiş mekânlar görüyorum. Kimisi ev olarak kullanılıyor, kimisi ise butik otele çevrilmiş. Orada bir butik otel dikkatimi çekti. Dış kapısının etrafı begonvillerle süslenmiş. Köyde pek çok evin yapısının önünde bu çiçeklerden bulunmaktadır. Her köşede gördüğüm sardunyalar, gecesefaları, begonviller ve sarmaşıklar, evlere ve sokaklara sıcak bir hava sunuyor. Yan sokakta yan yana iki tarihi konak gördüm ki müthiş üzeri müthiş. Daha satılmamış ve yenileme geçirmemiş. Kısmetini bekliyor. İnşallah kültürlü birine düşer ve iyi bir restorasyon geçirir. Yine bu sokakta İstanbullu bir hanım ressam, resim atölyesini açmış çalışmalarını sergiliyor. Bir başka Büyük mekânda ise yine bir sanatçı, kabaklardan gece lambası aplikleri üretmiş ve satıyor. Kadın giysileri satan bir butikte gözüme çarpıyor. Dar bir sokaktan geçerek köyün karşı taraftaki sokaklarına ulaşıyorum. Sarı renge boyanmış bir küçük büfe açılmış, daha şimdiden gelecek sezona hazırlık yapıyor. Biraz ilerliyorum, bir 50-60 metre ötede dar sokağın tam ortasında iki kadın bir erkek, yan yana oturmuş birbirleriyle sohbet ediyorlar. Uzaktan o kadar güzel bir manzara sunuyorlar ki onlarla konuşmamak elde değil. Ağır ağır onlara yanaşıp “ya dostlar, uzaktan öyle güzel gözüküyorsunuz ki size selam vermeden geçemeyeceğim” dedim. Onlar da bana “biz de sizin bize güzel bakışınızı fark etmedik değil” deyip, beni buyur ettiler ve bir sandalye daha getirilince ben de onların sohbetine katıldım. Kibar insanlar. Beyefendi, İstanbul’dan misafirleriymiş. Hanımlardan uzun boylusu bembeyaz elbiseler içinde, kız kardeşi olarak hissettiğim diğer hanım ise pespembe bir elbise taşıyorlardı. Bu giysileri kendilerine çok güzel yakıştırmışlar. Zeytin Festivali o gün Cunda’da kutlandığından köy sakin, sokaklarda dolaşan yok. Havada güzel olunca otellerinin önünde sonbahar güneşini içlerine sindiriyorlar. Çayla birlikte kendileri için yaptıkları leziz muhallebiden sundular. Babadan kalma evlerini, çok güzel bir yenilemeyle, ferah odaları olan butik otele çevirmişler. Her şey kaliteli malzemeden yapılmış. Odaları gördüm, her şey yerli yerinde ve geniş. Banyo pırıl pırıl, tertemiz idi. Adını da güzel koymuşlar Masal Küçükköy. Şansları ve kazançları bol olsun. Onlara Allaha ısmarladık deyip oradan ayrıldım. Köşeyi dönünce çiçekçi abiye rastladım. Bu sene yerini değiştirmiş. Geçen yıl daha gerideki bahçeli evde birlikte çay içmiştik. Onunla sohbet ederken yan mekândan bir Bey “Vaktiniz varsa, buyurun diyerek” beni mekânına davet etti.” İçeri girdim güzel bir müzik sesi geliyor, masanın önünde bir gitar duruyor, ben hayretle içeri göz gezdirirken o söze başladı. Gururla, “Bu dinlediğiniz müzikler benim, yüzlerce bestem var, ayrıca 5-6 basılı kitabım da bulunmaktadır.”dedi. Masanın altından bir dergi çıkarıp “Bakınız gazeteci Işık Teoman hayatımı bu dergiye yazdı” dedi. Güldüm, çünkü çıkardığı dergi Işık arkadaşımla birlikte benim de yıllarca yazı yazdığım İzmir’in en kapsamlı dergisi İzmir Life idi. Birkaç sayfasını daha çevirmesini rica ettim. Ortaya benim Dikili Merdivenli köyü için yazdığım yazıyı gördük. Abdullah Bey, asker emeklisi, Altınova da ikamet ediyor, keyfe keder bu mekânda kitaplarını müzik CD’lerini satıyor. Benim için de hoş bir rastlantı ve sohbet oldu. Yine sokaklara daldım. Her köşe telefon direkleri, otel, restoran, cafe reklamlarını gösteren yön levhalarıyla donatılmıştı. Köy, turizmi kendine içselleştirmiş ve kendini aşmakta. Otomobile binip de Küçükköy’ü terk ederken, eski belediye binasını önünde bir film ekibini gördüm. Etrafta takım elbise giymiş gençler ve rengârenk giysiler içinde genç kızlar görüyorum. Sanırım bir dizi çekimi yapıyorlar. Bu yöre için iyiye delalet diyorum. Çünkü tarihi yapılarıyla bu köy gerçek doğal bir film platosudur.

30 yıl önce dış dünyaya kapalı olan bu mahalle, artık pupa yelken turizmin kollarına kendini atmış ve misafirlerini bekliyor.

Hafta sonları Ayvalık’a gittiğinizde bu köye uğramadan geçmeyiniz derim.

Küçükköy’ün arka sokakları

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gülümser - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.

01

Efkan Bayraktar - Çok güzel bir anlatım daha iyi tanıdım küçükken birkaç defa gitmiştim gerçekten harika bir yer. Teşekkürler

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Kasım 22:52


Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler