Tahammül göstermek…

Hayat tahammül göstermek midir?

Eskiden diye anlatımla söze başlayalım. Büyüklerimizden duyardık. ‘Eskiden biz ne varsa onu yer, onu içerdik…’

‘Eskiden biz şöyle yapardık…’

‘Eskiden biz böyle yapardık’ gibi…

***

Bir örnek…

Eskiden insanlarımız hiç olmazsa bir ekmek bir kuru fasulye ile doyardı.

Şimdi mutantan sofra doyan yok. Kuru fasulye de lüks yemek.

Eskiden eskimiş elbise yamanırdı…

Şimdi at gitsin… Yenisi ise iki gün sonra bozulan cinsten.

***

Önceden tek katlı evlerde komşum açsa ben tok yatamam bilinci ile yaşanırdı. Şimdi apartmanlarda hiçbir komşunu tanımadan, görmeden günler, zamanlar geçiyor. Sitelerde güç yarışı var. Mahalleler, semtler kalmadı bloklar her yeri ele geçirdi.

İnsanlık bu tahammüle geçti. Apartmanlarda, bloklarda sıkıştı ve buna tahammül etti.

Level atladı. Sonra bunu lütuf gördü.

Şimdi fahiş fiyatlara çook alıcısı var.

***

Alt tabaka sıkışıyor, üst tabaka villa da tahammüle devam ediyor.

Bize lütuf…

Bu arada tüm olumsuzluklara rağmen güneş doğuyor. O bile insanlığa tahammülde. Ama safi duruşunla.

***

Tahammül gösterenler o kadar çoğaldı ki bu yeryüzünde. Hep bir sabır kelimesi dillerde.

Savaşa sabır…

Şiddete sabır…

Çocuk ölümlerine sabır…

Milletlerce cefaya sabır…

Bitmek bilmeyen avutma yöntemi.

***

Koca dayak atar sabır denir… Para biter sabır denir.

Tahammül göstermek böyle bir şey değil…

Sabır demek bu değil. Bunlar sadece toplumu avutma yöntemi.

Oysa sabır rabden gelene rıza göstermektir. Olanı kabullenip sünmek değil.

Ama bize öğretilenler empoze edilenler maalesef ‘kader’ diyerek önümüze seriliyor yüzyıllardır. İnsanlık o nedenle tahammül göstermek nedir onu dahi öğrenemedi…

***

Bu arada tahammül göstermek dediğimizde öğretmenlerimizi asla unutmamamız gerek. Onların bize tahammülü gerçekten muazzam. Geçtiğimiz hafta ‘24 Kasım Öğretmenler Günü’ydü. Unutmadık ve tüm emekçilerimizin emeklerini yürekten alkışlıyoruz.

Ancak eğitim sistemimiz ise maalesef ki; ‘üreten nesil değil, tüketen nesil’ yetiştiriyor.

***

Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan Cumhuriyet ile ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda başlayan yeniliklerimizin en büyüğü 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanundur. Yani Latin alfabesinin kabulüdür. 1928 yılından itibaren harf seferberliği ile okur yazar oranın artırılması çabası takdire şayandır. O zaman millet mektepleri ile yaşlı, genç, çocuk, kadın herkes yeni harflerle okuma yazma öğrenmiş büyük aşamalar kaydedilmiştir. O duygu iştiyaktır, arzudur.

***

Oradan buralara kat ettiğimiz yolun bu bölümünde maalesef ki sistemin her geçen gün eridiğini kabul etmek şart.

Şimdi ise eğitimde sistemin içi boş…

Sorunlar hep aynı...

Çözümsüzlük her daim…

İşte şu dönemde oluşan cahilliğe tahammül göstermek büyük meziyet vesselam…


Dip notlar;

Kıssadan hisse;

Zamanın birinde bir padişah rüyasında tüm dişlerinin döküldüğünü ve ağzında tek bir dişi kaldığını görür. Çağırır müneccimbaşını yorum ister.
Müneccimbaşı; "Tüm yakınlarınız, akrabalarınız ölecek, hayatta yapayalnız kalacaksınız hünkarım" der. Ve kellesi gider. Padişah kükrer "Bana başka müneccim bulun!"
Başka bir müneccim getirirler, dinler rüyayı yeni müneccim ve yorumunu yapar; "Hünkarım, akrabalarınız, yakınlarınız içinde en uzun ömürlü siz olacaksınız, hayırlı bir rüyadır" der.
İkisinin de anlamı aynı değil mi?

Ancak üslup farklı.

Üsluba tahammülde önemli bu devirde…


Ders…

Profesör derse girer ve:
“Çocuklar, size anlatacağım olayı dikkatlice dinlemenizi ve yorum yapmanızı istiyorum” der. Anlatmaya başlar:
“Hastamız ne konuşuyor ne de denileni anlıyor. Saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.

Zaman ve kişi kavramı yok. Yalnız, nasıl oluyorsa, adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım. Ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor, ne de bakımı yapılırken yardımcı oluyor. Onu, başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor. Dişleri bile yok! Yiyeceklerinin püre hâline getirilmesi gerekiyor. Gömleği, salyalarından dolayı sürekli leke içinde. Yürümüyor, uykusu düzensiz. Gece yarısı uyanıp, çığlıklarla herkesi uyandırıyor. Ama çoğu zaman mutlu ve sevecen. Fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan bağırıyor.”
Profesör, sınıfa döner:
“Böyle birinin bakımını üstlenmek ister misiniz?” diye sorar.
Öğrenciler, hep bir ağızdan: “Hayır” diye bağırır...
Profesör, bu işi büyük bir zevkle yaptığını, onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırır. Daha sonra profesör, hastanın fotoğrafını sınıfta dolaştırmaya başlar. Fotoğraftaki doktorun altı aylık kızıdır.


Mutlu kalın…


Fıkra;

Temel’e arkadaşları sormuş:
- Güzellik mi, aptallık mı? Hangisini seçersin?
- Aptallık, demiş.
- Neden?
- Güzellik geçicidir daa…


Günün sözü;

“Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister...”
Mustafa Kemal Atatürk...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nur Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler