Yagmur; bereketi beklerken felaketi yaşamak

İzmir, gelen yağış, fırtına ve deniz kabarması ile birlikte afete dönüşen bir kent oldu bir anda.

Yağış şiddeti, denizin kabarmasına neden olan meteorolojik faktörler, sel ve taşkın uyarıları derken yaşadığımız gerçekte, elimizdeki sonucun faturası çok ağır oldu.

Sadece kendi kentimiz İzmir’de değil son haftalarda yağışın yaşandığı her yerde sel ve kayıplarla baş başayız.

Yine canlar kaybedildi. Yine canımız yandı. Yine üzüldük.

İşyeri sahiplerinin zararları, evleri, arabaları zarar gören vatandaşlarımız felaketin ağır faturası ve maddi manevi kayıpları ile baş etmeye çalışıyor.

Yine açıklamalar yapılıyor. İklim değişikliği nedeni ile yaşanan afete ilişkin, geçmiş olsun mesajları paylaşılıyor. Ama geçmiş olmuyor...

Geçmişten bugüne gelen hataların bedeli bugün daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Kentlerimizde plansızlaşma, bilimden, kamudan uzak betona dayalı kent anlayışı bugün yaşadığımız sonuçların da temel sebebi. Altyapısı yetersiz, yeşil alanı yetersiz, betonlaşan taşıma kapasitesi yetersiz olan kentlerimiz doğa olaylarına karşı da dayanıksız durumda. Sadece kentlerimiz değil köylerimiz de benzer kaderi yaşıyor.

Son haftalarda farklı bölgelerimizde yaşanan yağış, sel ve kayıplarımızın ortak nedeni yıllardır paylaştığımız, çözümlerini sunduğumuz ancak karar vericilerin bilim, mühendisliğin sözü yerine kenti betona ve rantını teslim eden politika ve uygulamaları...

Kentlerimiz, bu yanlış ve eksiklikler ile yaşamına devam ederken iklim değişikliğinin getirdiği getireceği daha büyük etkilere karşı da dayanıksız durumda.

İklim değişikliği ile birlikte sıcaklık, yağış rejimi değişiklikleri, sel, kuraklık etkisini daha şiddetli görmeye başlıyoruz.

Yaz aylarını sıcaklık rekorları ile kapattık. Bir taraftan yüksek sıcaklık ile diğer taraftan Haziran-Temmuz yağışları ile birlikte kentlerde sel görüntüleri ile karşı karşıya kaldık.

Bir taraftan yağışsız günler, mevsim ortalamalarından düşük yağışlar ile yağmura hasret beklerken; Ege'den Karadeniz’e, Akdeniz Bölgesi'nden diğer bölgelere farklı kentlerimizde yaşadığımız yağış ve sel sürecin başka bir boyutunu da ortaya koyuyor. Kentlerimizde kısa süreli şiddetli yağış ve kent içerisindeki sel görüntüleri de her yağmurda alışkanlık haline geldi. Bir taraftan yağış rejimindeki değişiklikler ile kuraklığı yaşarken, sıcaklık şiddetindeki artışlar ile birlikte oluşan buharlama ve nem kuraklığın etkisini çok daha büyük boyutlara taşıyor. Diğer taraftan barajlarımızı doldursun diye dualar ettiğimiz yağış şiddeti ve sıklığı ile sele dönüşüyor.

Yağış miktarındaki değişiklikler ile birlikte yağışlı günler sayısında azalma var. Yağış şiddeti ve sele dönüşen afet sayısında artışlar var. Gelen yağışlar kısa süreli ve şiddetli geliyor. Kentlerimizde plansız yapılaşma, altyapı eksiklikleri, dere yataklarının kapatılması, betonlaşma, topraksızlaşma ile birleşince sele ve afete dönüşüyor. Kuraklık ile birlikte su kaynaklarımızda sorunlar büyüyor, diğer taraftan yağış rejimindeki değişiklikler ile su kaynaklarımızı toprağı beslemesi gereken yağış sel ve afete dönüşüyor. Bu tablo; mevcut kentsel kullanım suyu ihtiyacı, sanayi ve tarımsal kullanımdaki ihtiyaçların karşılanmasında büyük sorunların olacağının göstergesi olurken, sel ve afetler ile tarım alanlarındaki kayıplar, ürün kayıpları, kentlerdeki kayıplar ekonomik ve yaşamsal boyutu ile fatura ağırlaşıyor.

Kentlerimizden, sanayiye, tarımdan, enerjiye, hayvancılığa, turizme, sağlıktan, ekonomiye tüm alanlarda yürütülen yanlış politika ve uygulamaların sonuçlarını ve bedellerini ağır yaşıyoruz. Koruma ve uyum çalışmalarının hayata geçirilmesi gerekiyor.

Ekosistemin, doğal varlıkların korunması sürdürülebilirliği, iklim değişikliği ve etkileri, dirençlilik en önemli yaşamsal problemimiz.

Yaşadığımız sorunlar, iklim değişikliği, susuzluk, kuraklık, afetler hiçbiri yürüttüğümüz sektörel, toplumsal politika ve uygulamalardan bağımsız değil. Bilimsel veriler, çalışmalar, yaşadığımız örnekler bize tek bir çözüm sunuyor; Dönüşmek, değiştirmek zorundayız, mücadele etmek, dirençli olmak zorundayız. Attığımız her adımda ekolojiyi, yaşamı ön planda tutmak, koruma ve uyum çalışmalarını hayata geçirmek zorundayız. Bu noktada iklim değişikliği ve etkileri çok daha sert yaşanırken, bizim kentlerimiz, sektörlerimiz mevcut koşullarındaki yetersizlikleri, yürütülen yanlış politika ve uygulamaları nedeni ile bu sürece hazırlıklı değil, dolayısı ile yaşanan bedel çok daha ağır olacak. Çok acil biçimde gerekli önlemlerin alınması, afetlere karşı kentlerin de sektörlerin de dayanıklı hale getirilmesi gerekiyor.

Kentlerimizde planlamadan başlayarak uygulama sürecine kadar kamu denetiminin esas aldığı doğa ile uyumlu, dirençli bir dönüşüm sürecinin hayata geçmesi gerekiyor. Mevcut alanlarda yapısal eksikliklerin öncelikli olarak tamamlanması gerekiyor. Bu çalışmaların ekonomik ve takvimsel süreci işlerken gelecek afetlere hazır olmak için toplum direncinin, topluluk direncinin artırılması ve kentlerimizin olası risklere karşı olumsuzlukları azaltacak tedbirleri hayata geçirmesi gerekiyor.

Yapılaşma uygulamaları, doğa tabanlı çözümler, afet risklerine karşı yapısal önlemlerin alınması, kıyı alanlarının, riskli bölgelerin kendi koşullarına özel dayanıklılaştırma ve iyileştirme uygulamalarının hayata geçirilmesi öncelikli konular. Yağışın afete dönüşmesine karşı gerekli çalışmaları yaparken, diğer taraftan kuraklık ve susuzluk afetine karşı da yağışı toplayacak, suyu koruyacak önlem ve uygulamaları da hayata geçirmeliyiz.

Bu çalışmaların bilimsel ve teknik çözümleri bizden uzak değil, paylaşıyoruz. Toplumsal ve ekonomik maliyetleri ve yönetimini doğru ve adil yapmak zorundayız.

Bu değişim dönüşüm kolay değil, birdenbire olmayacak, ama başlamak, büyütmek, doğa ve kamucu bakış açısı ile her canlı için eşit, adil, ulaşılabilir çözümler üreterek yaşanabilir, dirençli kentleri yaratmak zorundayız.

Bilgi birikimimiz ve mücadelemiz ile bunu yapacak gücümüz var.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar E. Helil İnay Kınay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler