Bu ülke ne günler gördü!

Kıbrıs Barış Harekâtı ülkemizde büyük sorunları da beraberinde getirmiştir. 20 Temmuz’da Kıbrıs’ta yaşanan barış ortamı, ne kadar acıdır ki bizim ülkemizde özellikle ABD ambargosu nedeniyle olumsuz bir takım gelişmelere neden olmuştur. 1975 ile 1980 yılları arasında sağ ve sol çatışmaları belirginleşmiş, üniversitelerde öğrenci olayları yüzünden hakkıyla eğitim yapılamaz durum gelmiştir.

Sağ ve sol çatışmalarının en yoğun olduğu ortamda mezhep çatışmalarında da artış olduğu gözlenmektedir. İstanbul’da Çağlayan, Ankara’da Mamak ve İzmir’de Gültepe gibi semtlerde görülen alevi-sünni çatışmalarını daha sonraları Çorum ve Kahramanmaraş’taki çok daha yıpratıcı düzeydeki olaylar izleyecektir.

Kimliği belirsiz, siyasi cinayetsiz gün geçmiyor gibidir. Öğretim üyeleri, sendika başkanları, üst seviyedeki bürokratlar, gazeteciler ve siyaset adamları arka arkaya pusuya düşürülerek öldürülmektedirler.

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil de işte bu ortamda, 7 Aralık 1979 tarihinde kalleşçe pusuya düşürülerek öldürüldü.

Ancak, Tütengil’in ölümünü tanımlamak için kurban ve kalleşçe kelimelerin kullanılması bile yeterli olmayacaktır. Çünkü böylesine masum, böylesine günahsız, böylesine üretken ve böylesine çelebi yapılı bir bilim insanının ölüm şeklini yalnızca kalleşlikle tanımlamak belki de kelimeye haksızlık olarak değerlendirebilir.

***

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, 1921 yılında İçel’in Tarsus ilçesinde doğdu. Bir köy öğretmeninin oğludur 1944’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü ve 1958’de aynı üniversitenin İktisat Fakültesi’ni bitirdi. 1944-1953 yılları arasında Antalya ve Diyarbakır liselerinde felsefe, Kepirtepe ve Aksu Köy Enstitülerinde de meslek dersi öğretmenliği yaptı. 1950-1951 öğretim yılını, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, mesleki incelemelerde bulunmak üzere gönderildiği Fransa’da geçirdi. 1953’te İ.Ü. İktisat Fakültesi sosyoloji bölümüne asistan olarak atandı. “Montesquieu’nün Siyasi ve İktisadi Fikirleri” adlı doktora tezi ile Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü’nü (1957) kazandı. 1960 yılında “İçtimai ve İktisadi Bakımdan Türkiye’nin Karayolları” adlı çalışmasıyla doçent oldu. Cavit Orhan Tütengil; 1970 yılında profesörlüğe yükselmiştir.

İktisat Fakültesi'nin yanı sıra Gazetecilik Enstitüsü, Kara Harp Okulu ve Hacettepe Üniversitesi'nde de dersler verdi

Tütengil, öldürüldüğünde Cumhuriyet gazetesinde makaleler ve denemeler yazmaktaydı.

Temel ilgi alanı "Gelişme Sosyolojisi" idi. Tütengil'e göre; Türkiye, bir geçiş ülkesidir. Bu geçişte; pusula, Atatürk'ün düşünceleridir.

Atatürk'ün gençlere öğütleri arasında yer alan "Benim yapmak istediklerimi tamamlayınız" sözü onun yaşamında özel bir yere sahip olmuştur. Üniversite öğretim üyeliği öncesindeki 10 yıla varan öğretmenliği sırasında, eğitim sorunlarına sadece kuramsal değil, pratik düzeyde de öneriler getirmiştir.

İ.Ü. İktisat Fakültesi’ndeki eğitimim sırasında hocam olan Cavit Orhan Tütengil, bir araştırmacı olarak bambaşka bir yapıya sahipti. Her konuya derinlemesine yaklaşır, olayların sonuçlarını incelerken ağırlığını onları yaratan nedenler üzerine yoğunlaştırırdı. Tüm eserlerinde bu tutumunun izlerini görmek olasıdır.

Ö l ü m ü

Cavit Orhan Tütengil’in ölümü; o karanlık günleri anımsatması açısından ilginç olmasının ötesinde acıklıdır da.

Resmî kayıtlara göre, kimliği meçhul dört şahıs ateş açtıktan sonra, olay yerinde “Ne Amerika, Ne Rusya, Her şey Bağımsız Demokratik Türkiye İçin. Savaşımız Sürecektir. Anti-Terör Birliği” yazılı bir kağıt bırakarak, çalıntı bir araçla kaçmıştı. Araç sahibinin ve olay tanıklarının ifadelerini alan polis, birçok şüpheliye ulaştı ancak yüzleştirmeler sonunda, faillerin kesin olarak tespit edilemediği bildirildi.
Daha sonraları, Tütengilcinayetinin faili olduğu sanılarak yakalanan Recep Öztürk, Sıkıyönetim makamlarına teslim edilmiş ancak orada bilinmez bir nedenleserbest bırakılmış ardından yurt dışına kaçtığı için sorgusu yapılamamıştır.

Ölüm; özellikle geride kalanlar açısından her zaman elem ve ıstırap dolu olmuştur. Ancak; Tütengil Ailesinin ölüm ertesinde yaşadıkları gerçekten çok yıpratıcıdır. Hele; kızı Deniz Tütengil'in notlarına göre savcılığa gittiklerinde kendilerine Buraya boşuna gelmeyin, bu olayın kökü çok derinlerde denilmiş olması ne kadar acıdır.

Peki; bütün bu yaşananlar günümüzdekilere benzerlik göstermiyor mu? Hani öyküsü de vardır: Anahtar nerde, suya düştü, su nerde, inek içti ve sürer gider bilirsiniz.

S ö y l e y e b i l d i k l e r i m

Cavit Orhan Tütengil; İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde okurken 3 ve 4. sömestrelerde benim “Sosyoloji” dersimde hocamdı. Ben; o zamanlar yirmili yaşlarımda başında kavak yelleri esen bir öğrenciydim. İkinci sınıfta Tütengil Hocamdan çok etkilendiğimi anımsıyorum. Öğrencileri ile öyle çok senli benli olmayan ama dersine her zaman hakim olup ciddiyetten uzaklaşmayan bir yapısı vardı. Bizleri de sürekli olarak araştırma yapmamız konusunda yönlendirirdi.

Aslında şimdi geriye dönüp baktığımda kendisinden yeterli ölçüde yararlanamadığımı değerlendiriyorum. Neylersiniz? İşte o kavak yelleri sorunu!

***

Toplumumuzun bireylerine Atatürk’ü sorsanız yanıt hep aynıdır, hep benzerdir. Nedir onlar: Ben Atatürk’ü çok seviyorum, Atatürk ölümsüzdür, Atatürk’ün izindeyiz, Atatürk sen ölmedin, Emanetinin bekçisiyiz, Atatürk’ün Askerleriyiz ve bunlara benzeyen niceleri…

Tütengil’e göre; bu sloganlar yetmez. Her şeyden önce; Atatürk, bir bağımsızlık savaşçısıdır. Yalnız söz konusu alanlarda bu savaşçılıkla kalmaz, bundan daha önemli olan düşüncenin bağımsızlığını zorunlu kılar. Verimsizlik üzerinde etkili olan hurafelere, inanışlara ve kurumlara bunedenle karşı çıkar.Ulusumuzun yaşamında; Atatürk bir evre değil bir başlangıçtır. Onun öncülük ettiği eser, eksiksiz olmasından öte tamamlanmış da değildir. Genç kuşakları bekleyen en önemli görev bu başlangıcı sürdürebilmektir.

Üyesi olduğum “Atatürkçü Düşünce Derneği” Karşıyaka Şubesi’nde sıkça dile getirdiğimiz” “Slogan Atatürkçülüğünden” vazgeçerek “Atatürkçü Düşünce” kavramına geçme arzumuza bir kitabında (*) kapsamlı bir düzeyde değinilmekteydi.

Gayet iyi anımsıyorum, kitaptaki makalelerin yayın tarihlerinde ülkemizde elbette Atatürk konuşuluyordu ama “Atatürkçü Düşünce” kavramı henüz dile gelmemişti. Oysa,Tütengil; belki de ilk kez “Atatürkçü Düşünce” kavramınahem de kitabının bir çok satırında yer vermekteydi.

S o n u ç

Bir devrim şehidi olarak anılması gereken Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil; karşıt güçler tarafından 7 Aralık 1979 tarihinde evinin yakınında dört kişi tarafından çapraz ateşe tutularak öldürüldü. Cinayet olayı bugüne dek çözülememiştir.

Son derece çalışkan ve yaratıcı bir yapıya sahip Tütengil Hoca, gerçek Atatürkçü olarak adını günümüze taşıyabilmiştir.

Tütengil; tüm eserlerinde ve konuşmalarında şekilci Atatürkçülükten vazgeçilerek “Atatürkçü düşünceye” dayalı bir ortama gerek duyulduğunu belirtmektedir.

Değerli Hocamın anısı üzerine saygıyla eğiliyorum.

Esenlikle kalınız…

(*) ATATÜRK’Ü ANLAMAK ve TAMAMLAMAK; Varlık Yayınları, İstanbul 1981 (Bu kitabın ilk basımı 1975 Kasım ayında yapılmıştır.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar C. Şefik Koldaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml