Eğitim, ama nasıl?

Eğitim, ama nasıl?

Herhangi bir konuyu ele aldığımızda, neler yapılmalı diye bir soru sorduğumuzda, klasik bir çözüm önerisi gelir ve hemen “Eğitim şart!” deriz. Ama bu eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda, fazla düşünmeyiz. Belki de, kolayına kaçarız ya da bunun çok öncelikli bir konu olduğunu zaten düşünmüş oluruz.

Ülkemiz şartları içerisinde, bir eğitmen ve akademisyen olarak, sadece son yıllarda, uzun zamandır, bir çözüm bulamadığımız bu çok önemli konuyu, bu yazımla, farklı bir pencereden yazmak istedim. Çünkü, biliyorum ki, detaylar konuşulmadığı sürece, çok üzgünüm ama, hiçbir sorunumuza çözüm bulamayacağız. Bu gerçeği, herkesin kabul etmesi gerekiyor.

MEVCUT EĞİTİM NASIL?

Bugün bir televizyon programına konuk oldum. Program yapımcısı, bana şöyle bir soru sordu: “Hocam, ülkemizde kalifiye-ara eleman sorunu yaşanırken, biz halen üniversite açıyoruz, bu doğru mu? diye bir serzenişte bulundu. Çok haklıydı, önemli olan üniversite açmak ve tüm ülke gençlerini, üniversite mezunu yapmak değil. Bu okullar açılırken, alt yapısı hazır mı, eğitim verecek akademisyenler donanımlı mı? Bu bölümler, ülke ihtiyacına göre mi belirlendi? Bu kadar öğrenci mezun olduktan sonra ya da staj döneminde, nerelere başvuracaklar? İstihdam imkanları ne ölçüde olacak?

Tüm bu ve benzeri soruların yanıtları alınmadan, üniversiteler açtık. Yeterliliği olmayan eğitmenleri bu okullara aldık. Üstüne üstlük, bir o kadar da fazla öğrenci aldık ki, ne eğitmenler ders vermekten, ne de öğrenciler bulundukları ortamlardan mutlu oldular. Korona dönemindeki eğitimden hiç bahsetmek istemiyorum çünkü, boşa giden yılların geriye dönüşünün zaten hiç olmadığını biliyorum.

Bir acil servis hemşiremiz, okul hayatı boyunca iğne bile yapmadan mezun oldu. Bir bankacılık mezunu öğrencimiz, belki hesap-kitap yapamadan bankalara görevli olarak alındı. Bir jeoloji mezunu, sahaya çıkmadan, ölçüm yapmadan, devletin çok önemli yerlerine atandı.

KONUYA NEREDEN GELDİM?

Malum yaklaşık altı yıla yakın bir zamandır tarım sektörünün içindeyim ve doğal olarak da, sadece çiftçilerimiz/kooperatiflerimiz değil, sektörün tüm paydaşları ile çok yakın ilgileniyor ve onların dertlerini dinlemeye çalışıyorum. Bu arada, önemli bir konuyu fark ettim. Kesinlikle ve kesinlikle, bu konuda gerek Bakanlık, gerekse sivil toplum örgütleri (Odalar, birlikler) eğitim konusunda önemli destekler veriyorlar, programlar oluşturuyorlar. Tüm bu çabaları için, takdir ettiğimi öncelikle belirtmek istiyorum. Ancak sorun şu; bu eğitimlerin çıktıları acaba değerlendiriliyor mu? Faydası ne şekilde ölçülüyor? Hedef kitle her zaman doğru belirleniyor mu?

Bir Avrupa Birliği projesi nedeniyle, Bakanlık, TAGEM-UTAEM ile bağlantı halindeyim. Özellikle kooperatiflerin sorunlarına yönelik olarak, bir eğitim paketi hazırlamaya gayret gösteriyorum. Ancak tüm yoğun çalışmaya başlamadan önce, farklı bir yol izlemeyi tercih ettim. Seçtiğim kooperatiflerin esas ihtiyaçlarının öncelikle neler olduğunu öğrenmem gerekiyor ki, verilen çaba ve zaman değerli olsun. Projede sekiz kooperatif var. Tek tek onların karşılaştıkları zorlukları sorarak, anlamaya çalışarak toplantılar düzenledim. Notlar aldım, bu eğitime de “Butik Eğitim” ifadesini kullandım. Kısacası, eğitime katılan kişiler, ayırdıkları bu zaman diliminde, gereksiz ifadesini kullanmayayım ama, tam da onların istedikleri konu başlıklarını kendilerine sunmuş olalım diye düşündük. Şüphesiz kolay olmadı. Öncelikle ihtiyaçları belirliyorsun, sonra bu beklentileri karşılamak için, kimler bu eğitimi verecek, bu eğitmenler eğitim verirken, hangi konulara odaklanacaklar. Katılımcılara “hap bilgi” vermek yerine, kendi sorunlarını önce kendilerinin bulmaları, çabalamaları için fırsat vererek, birlikte nasıl hareket etmeleri konusunda detaylı çalışmak gerekiyor. Sonuçta alınan çıktılar ise bu eğitim tarzının bu kooperatiflerimize olan desteğin anlamını göstermiş olacak.

Yoksa, haydi bizim de faydamız olsun, biz de bir eğitim yapalım diyen kurumların, temel çıktıları da “evet yaptık olmasın!!”

NEREDEN NEREYE?

Geçtiğimiz günler içerisinde, yapmış olduğumuz bir etkinlik nedeniyle, pek çok kişi ile tanıştım. Ama bazı kişiler oldu ki, yaklaşık bir ay süren bu organizasyonun pek çok paneline katıldı, dikkatle izledi. Sonunda kendisi ile yüz yüze görüşme şansım olduğunda ve yaptıklarını dinlediğimde, hayranlık içinde kendilerini kutlama gereği duydum. Muhakkak sizler de biliyorsunuz, ama ben ilk defa duydum.

Tohumluk Sosyal Yardımlaşma, Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı”.. Vakfın kuruluş amacı; köy ve kırsalda toplumsal, kültürel, ekonomik ve sosyal gelişime yardımcı olmak. “Köylü ve kentli birbirinden öğrenmelidir” ülküsüyle, kent ve köy arasında bir köprü görevi kuracakları projeler geliştirmek.

Sanatçı Pınar Ayhan’ın önderliğinde kurulan ve Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüttüğü Tohumluk Vakfı, kırsalın sorunlarını sadece dinleyen değil, aynı zamanda anlayan ve harekete geçen bir yapı olmasının iddiasını taşıyor. Eğitim, sanat ve kültür ışığını kırsala götürmek amacıyla da kurmuş oldukları komiteler ve mesleklerinde profesyonel olan gönüllülerle çalışıyorlar, emek veriyorlar.

Vakfın harika bir LOGO’su var. “Karahindiba”. Bugün ülkemizin birçok köyünde bıraktığı tohumların yıllar sonra tüm ülkeye yayılacağına inanarak çalışıyorlar.

Vakfın İzmir Temsilcisi Ümit Özşaşal, “Bir program hazırlamadan, önce köylerimizi ziyaret ediyoruz. Köyde etkili olan kişiler ile görüşüyoruz, onların ihtiyaçlarını belirliyoruz. Bu doğrultuda, eğitim programlarımızı tasarlıyoruz” dedi. Galiba bu yüzden, bu vakfın çalışmalarını çok sevdim. Çünkü, aynı benim gibi düşünüyorlar.

Gidilecek köyün sosyolojik hatta psikolojik analizini yaparak, kilit kişileri belirleyerek gidildiğinde, eğitimin de faydası çok yüksek olacaktır.

Kutluyorum tüm Vakfın çalışanlarını, umuyorum ki, tüm projeleri gerçekleşir ve ülkemizdeki pek çok köyümüzde, sanatın, bilimin, kültürün sahip çıkıldığı bireyler yetiştirmek mümkün olabilir.

DÜŞÜNMEYE BAŞLADIM!

Köyde şu anda kimler yaşıyor?

- Okul çağında öğrenciler; bu öğrencilerin ihtiyaçları beklentileri nelerdir? Köyde kalmayı mı düşünüyorlar, yoksa bir an önce şehire taşınmayı mı?

- Köyde yaşayan kadınlar; bir yandan tarlada çalışıyorlar, diğer yandan ev işleri ile uğraşıyorlar ve evde ergen yaştaki çocukları ile uyumlu bir yaşam sağlamaya çalışıyorlar. Jenerasyon farklılığı, çocukların belki kendilerine uymayan bitip tükenmek bilmeyen isteklerine, aracı olmaya çalışıyorlar

- Okul öğretmenleri; kendilerine verilmiş bir müfredat var onun dışına çıkamıyorlar. Ancak her öğrencinin kapasitesi başka. Sorunları başka.. Ya onların sorunları neler acaba?

- Köyün muhtarı; taraf olmadan ama yine de tarafsız olarak, köyü yönetmek istiyorlar, acaba ne tür yönetsel başarısızlıklar yaşıyorlar?

- Köyün erkekleri; en güzel konu da bu bence.. Onları hep kahvede oturan, tavla oynayan kişiler olarak algılıyoruz. Acaba, içlerinde kalan hayalleri olan kişiler var mı? Hangi engeller onları durdurdu?

- Köyde kalan/yada kalmak zorunda kalan gençler; bu grup kızlar yada erkekler olabilir. Okumak isteyen ama okutulmayan kızlar, evlenmeyi bekleyen kızlar.

Baba, dede tarlalarının sorumluluğunu, geçimini sağlamaya çalışan yada zorlanan erkekler. İçlerinde girişimcilik potansiyeli olup, ne yapacağını bilemeyen gençler…

Sadece küçük bir köy manzarası sunmaya çalıştım sizlere. Şüphesiz sadece bunlar değil… Ama önemli aktörler. Sorunlar, çatışmalar yaşayan aileler, kan davası sürdüren aileler. Kısacası ele alınacak o kadar çok konu, iletişim ağı var ki…
Düşünmeden başlamamak gerekiyor. Aynı eğitim için, yazımın başında söylediğim gibi. Eğitim ama nasıl bir eğitim!
Çözümsüz mü? Buna katılmıyorum. Bir yerden başlamak gerekiyor. Ama artık lütfen DOĞRU YERDEN BAŞLAYALIM

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Meltem Onay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler