Üretmek Çalışmak

Üretmek Çalışmak

Kendimi bildim bileli çalışıyorum.

İnsanlığın gelişme serüveninde, çalışmak üretmek, önemli kavramlar. Geleceği yaratan çalışan üretenlerin yanında, çalışmayan üretmeyenler de var. Bilgisayarda, makinalarda, işliklerde, bürolarda çalışanlar, hangi iş kolunda olurlarsa olsunlar, kendileri ve diğerleri için çalışırlar. Bu kapsamda sanat çalışmaları ve sanatsal üretimler, bugün ve gelecek için çok önemlidir.

Çalışabilecek durumdayken, çalışmadan, üretmeden yaşayanların dünyayı nasıl algıladıklarını anlamak için çaba harcamak gerektiğini düşünürüm. Bu insanlara en iyi örnek, İvan Gonçarov’un “Oblomov”udur sanıyorum. Romanını okuyanlar bilir; çalışmadan yaşayan Rus soylularındandır. Sanki diğer insanlar soysuzmuş gibi. Oysa her insanın isteği dışında bir soyu vardır. Çalışmayan, tembel, yalnızca düş kuran Oblomov’lar, günümüzde de her yerde yaşamayı sürdürüyor.

Sabahın köründe, saati geldiğinde, işyerlerinden önce, kahvaltı salonları, pastacılar, çorbacılar işe başlar. Kahveciler, çayları demleyip, sabah temizliklerini bitirip, ilk müşterilerini ağırlar. İlk müşterilerin çoğu, bir kuruma, işyerine bağlı olmadan çalışanlardır. Sıvacıları, boyacıları nerde bulacağınızı kolayca öğrenirsiniz. Her sabah, ne iş olsa yapanlar buluşma yerlerinde bekleşirler. 

Çalışabilecek durumda olmak, çalışmaya engel bedensel, akıl sıkıntıları olmamak değil midir? Sağlam, çalışabilecek insanların, çalışmamaları ya da insancıl olmayan yollardan geçim sağlamaları ilginç olduğu kadar aykırı bir durumdur. Tembellik, asalaklık, başkalarının emeğinin üzerine yatarak yaşamaktır. Bu insanları anlamak için değişik listeler yapıp, aralarındaki ortak ve ayrılan yanların dökümünü yapmak gerekir. Bedensel zorluklarına karşın, olanaklar ölçüsünde çalışan birçok insan tanımışsınızdır. Onlar çalışırken, çalışanların emeğinden geçinen bu insanları anlamaya, çözümlemeye çalışılmak gerekmez mi? 

Üretmek Çalışmak

Öğrenciler, çalışanlar işlerine yetişmek için karanlıkta başlayan koşudadırlar. Trenler, otobüsler, dolmuşlar tıklım tıklım dolar. Akşama dek sürecek iş ve üretim, bazı insanları hiç ilgilendirmez. Çünkü ekmek fırıncının icadıdır. Süt bakkalın çeşmeden doldurduğu ak bir sıvıdır. Yumurtalar da sihirbazların, tavukların altından aldığı nesnelerdir. Bankamatikler, arkasında yaşayan paracıların, ihtiyacı olanlara para verdiği makinalardır. Haberlerde izlediğimiz, grev, kaç kovala sahneleri, televizyon izleyenlerin canı sıkılmasın diye çekilen kurmacalardır...

Başka ilginç görüntüler de izlersiniz. Her yerine para takıp oynayanlar, güzel oyuncaklar gibi arabalar. Daha neler neler. İzlediklerimiz, istedikleri kadar boyanıp süslenip gizlensinler, başkalarının emeğine konan kişilerdir büyük olasılıkla. Bu iki suçlu tipi arasında sadece eylemlerde tanım farkı vardır. Biri hak sahibin isteği dışında, kendisinin olmayana el koyar. Bu hırsızdır. Diğeri de, alem kallem edip, hak sahibini elindekini vermeye razı edendir. Bu da dolandırıcı.

Çalışanların yarattığı dünyada gezinen bu insanların, birçok nedenle böyle yollara saptıkları söylenebilir. Gelirdeki dengesizlikler, paylaşımdaki haksızlıklar. Kurumların yapılanışındaki olumsuzluklar. Ve daha niceleri.

Sözleri Behçet Kemal Çağlar’ın, müziği Ahmed Adnan Saygun’un Köy Enstitüleri Ziraat Marşı’nı bilir misiniz? “Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine / Milletin her kazancı, milletin kesesine, / Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine, /Toprakla savaş için ziraat cephesine.” (….) “Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz. / Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.” 1940'lı yıllarda yaratıldı bu marş. Bugünün koşulları düşünüldüğünde, yeni öneriler getirilmeli. Bilgi teknolojileri, diğer alanlarla birlikte tarımda da, giderek karanlık fabrikalar gibi yeni üretim modelleri oluşturacak. “Görünen köy kılavuz istemez.” bir süre sonra belki köy olarak tanımlanacak yerleşimler de kalmayacak. Eski köyler turistik gezi mekanları olacak belki. Her yeni koşul için yeni modellerini, kalkınma tasarılarını tartışmalıyız. İçimizdeki tembellere karşın tembellik yapamayız.

Asıl önemli olan, ulusal, kültürel varlığımızın korunması ve güçlenmesidir. Başka ülkelerde  birçok çatışmaya olanak yaratanların, kendi ülkelerinde bu tür sorunları pek yaşamadıkları apaçık ortada değil mi?

Bu karmaşık gibi gözüken denklemde, kullandığımız kavramların temsil ettiği sosyal yapı içinde, akılcı çözümler bulmak zorundayız. Örneğin atıl ve eğitimsiz, açığa çıkmış insan enerjisinin nasıl kullanılacağı ya da yönlendirileceği giderek daha çok gündeme gelecek. Çünkü sokaklar caddeler daha kalabalık olacak. Her durumdan vazife çıkaran uyanıklar daha da artacak.

Gelecek açısından, yaşamın merkezinde, bilimsel araştırmalarla birlikte, insan yaratıcılığına değer veren, sanatsal üretimleri destekleyen çözümlerin içinde, sanat eğitimi ve sanatsal üretim çok önemli yer tutacak. Sanatçılara boş gezenin boş kalfası olarak bakanlar yanılıyor. Bilmeniz gereken en önemli gerçeklerden biri de, sanatçıların, yazarların, şairlerin, oyuncuların ve bütün sanat alanlarında üretim yapanların herkesten çok çalıştığıdır.

Sanatla kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bedri Karayağmurlar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.

01

Mevlüt Asar - Eline, zihnine sağlık. İnsanı insan yapan ve özgürleştiren temel öge iştir, üretmektir. Selam olsun üreten ya

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Ocak 08:19


Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml