Atatürk'ün Hasip Bey ile paylaştığı sır

Geçen yazımda sözü, okulun Ankara'da açılan sergiye katıldığını ve Hasip Bey'in hiç beklemediği bir anda sergiyi gezmeye geldiğini yazarak bitirmiştim. Gazi, okulun sergi alanındaki pavyonu önüne gelir ve yapılan işleri birer birer inceler. Orada beklenen de uzun kalır. Hasip Bey'in bıraktığı notlara göre yaklaşık yirmi dakika kadar kendisiyle konuşarak okul hakkında her açıdan bilgi alır. Hasip Bey'den özellikle parasal açıdan çekilen sıkıntıları öğrenince, yanındaki dönerek "Okula yardım edilmesi konusunda gereğinin yapılması" talimatını verir. Hasip Bey gerçekten de bu ilgi ve talimattan sonra bir zaman çok rahat edecektir.

İzmir'e dönüldükten sonra Maarif Vekâleti, okula iki özel uzman gönderir. Bunlardan biri Alman uzman Prof. Jung diğeri ise Belçikalı uzman Prof. Buis'tir. Uzmanlar okulda yaptıkları incelemelerin yanı sıra Hasip Bey'den geniş bir rapor alırlar. Çalışmaları olumlu bulan uzmanların bakanlığa sundukları olumlu görüş üzerine Maarif Vekâleti okula yardımlarını genişletmeye karar verir. 1928 yılında sadece pratik bir sanat okulu diye kabul edilen ve yalnız yönetici ve sanat öğretmenlerine az sayıda kadro verilen okulun teşkilât yapısı 1931 yılında sonunda genişletilmektedir. Bu kez Türkçe, Tarih, Coğrafya, Yurt bilgisi, Fen bilgisi, Fransızca gibi ortaokul düzeyindeki dersleri verecek öğretmenler için de kadrolar gönderilir ve okul karma yapıda "Sepet, Çiçek, Şapka Orta Sanat Mektebi" olur. Eğitim süresi de üç yıl olarak saptanır. Ancak okul bu durumu ile yalnız 1931-1932 ders yılında çalışacaktır.

Söz gelmişken Hasip Bey'in Atatürk'ün şapka devrimi ile olan ilgisinden de biraz ayrıntılı söz etmek isterim. Okuduğunuz yazı dizisi başladıktan sonra geçtiğimiz günlerde Hasip Bey'in ailesi ile bağlantı sağladım ve bir görüşme gerçekleştirdik. Bağlantıyı sağlayan da İzmir Araştırmaları Derneği'nden değerli büyüğüm ve aynı zamanda zamanında bu okulda okuyup Hasip Bey'in de öğrencisi olan Birten Gizer Kırımlı sağladı. Bu yardımı için kendisine teşekkür borçluyum.

Bu görüşmede Hasip Bey'in torunu Evin Akıncı hanımefendi ile iki değerli oğlu Saygun Akıncı ve Seçkin Akıncı'yı tanıma mutluluğunu yaşadım. Bu çalışma ile ilgili olarak değerli katkıları oldu. Kendilerine bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum. Hasip Bey'den kalan değerli malzeme arasında arşivimde bulunmayan bazı değerli görsel ve bilgilere de ulaştım. Bunlardan bir tanesi de Hasip Bey'in Atatürk'ün şapka konusunda kendisiyle yaptığı özel görüşmeyi anlatan ve yine kendisinin bıraktığı bilgi notuydu.

Bu nedenle bu notu sözü gelmişken burada aktarmanın da doğru olduğunu düşünüyorum.

Gazi'nin, Naim Palas'taki hasır koltuk takımını gördükten sonra Hasip Bey'i ilk kabul edişinden daha önce söz etmiştim. İşte o gün yaptıkları konuşmanın ayrıntısı da şapka ile ilgilidir.

Hasır koltukları çok beğenen Gazi, o güne kadar aldığı eğitimlerle ilgili olarak da bilgilendikten sonra Hasip Bey'in yüzüne dikkatle bakarak sorar:

- Senin ağzın sıkı mı?

Hasip Bey önce şaşırır ve heyecanlanır. Ancak hemen toparlayarak Gazi'nin beklediği yanıtı verir:

- Elbette Paşam! Burada konuştuklarımız burada kalır.

Atatürk sakin bir şekilde devam eder.

- Şimdi sana söyleyeceklerimden evinde bile söz etmemeni istiyorum!

- Emredersiniz Paşam! Merak buyurmayınız!

- Ben bu millete şapka giydireceğim. Sen şapka üretecek bir fabrika yapabilir misin?

Hasip Bey hem şaşırmış hem de mutlu olmuştur. Çünkü gerçekten yapabileceği bir iştir.

- Hiç tereddüt buyurmayınız. Böyle bir fabrikayı yapabilecek bilgiye kesinlikle sahibim. Fabrikayı yönetecek kudretim de vardır.

Daha önce de yazdığım gibi Hasip Bey sadece fabrika için makine ve donanıma ihtiyaç olduğunu belirterek bunların yurt dışından satın alınması gerektiğini belirtir. Atatürk de uzun zamandır düşündüğü şapka devrimi için harekete geçeceği noktayı bulmanın memnuniyeti içindedir. Bu duygusunu da kendisine belirtir.

Atatürk'ün Hasip Bey ile paylaştığı sır

Hasip Bey'in aldığı talimat sonrası Viyana'ya gidiş öyküsünü daha önce aktarmıştım. Böylelikle Göztepe'deki eski kilise binası içinde şapka fabrikasını kurulmuş olur.

Bu görüşmeden bir zaman sonra Şapka Devrimi gerçekleşir. Şapka Devrimi ya da bir başka deyişle Şapka İnkılâbı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasının ardından, erkeklerin baş örtme uygulamalarının düzenlenerek Batı ülkelerindeki normlara uygun hâle getirilmesi için yapılan yasal düzenlemedir.

Yasadan önce, Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi farklı dinlerden yurttaşlar farklı başlık ve kıyafetler giymeye devam etmektedir. Söz konusu giyim farklılıklarını ortadan kaldırmak isteyen Gazi, 1925 yılı yaz döneminde İnebolu ve Kastamonu'ya yaptığı yurt gezisinde şapka giyilmesi konusunu gündeme getirir. Kendisi de, 24 Ağustos 1925 günü Kastamonu'da geniş kenarlı beyaz bir şapka giyer. Şapkayı ilk defa Kastamonu'da giymesinin nedeni; daha önce gittiği diğer şehirlerde üniformalı ya da kalpaklı tanınmasıdır. Oysa Kastamonu'ya ilk kez gitmektedir ve Kastamonulular kendisini ilk kez göreceklerdir. Bu nedenle onlara tüm ülkeye tanıtmak istediği şapka ile görünmeye karar vermiştir.

Kastamonu'dan İnebolu'ya geçen Mustafa Kemal Paşa, tarihi şapka nutkunu burada yapar. 27 Ağustos 1925 günü İnebolu Türk Ocağı'nda kendisini dinleyen halka şöyle seslenir: "Efendiler... Bu serpuşun adına şapka derler." Şapka sözcüğü ile de daha önceleri halk ağzında kullanılan "medeni serpuş", "şemsisiperli serpuş" gibi ifadelerin bırakılmasını sağlar.

Atatürk şapka giyilmesini şu sözleriyle de savunur: "Redingot gibi, bonjur, smokin gibi, işte şapkanız! Buna câiz değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok câhilsiniz ve onlara sormak isterim... Yunan serpuşu olan fesi giymek câiz olur da şapkayı giymek neden olmaz?" Gerçekten de fes Türklere ait bir giyim parçası değildir. Ayrıca Osmanlı'da giyilen feslerin çok büyük bölümü de Avusturya'dan ithal edilmektedir.

Gazi 1 Eylül tarihinde Ankara'ya döndüğünde, kendisini karşılamaya gelenlerin başında şapka vardır. Ertesi gün, devlet memurlarına şapka giyme zorunluluğu getiren 2431 numaralı bakanlar kurulu kararnamesi çıkarılır. 16 Ekim 1925 tarihinde de Konya milletvekili Refik Bey ve arkadaşları, şapka giyilmesi ile ilgili kanun önerisini TBMM'ne sunar. Teklif, birkaç gün sonra mecliste görüşülmeye başlar. O dönem Bursa milletvekili olan Sakallı Nureddin Paşa, tasarıya muhalefet ederek önerinin geri alınmasını ister. Meclis'te sert tartışmalar yaşanır. Sonunda kanun Meclis'ten geçer. Ancak çeşitli şehirlerde olaylar olur. O dönem Hamidiye zırhlısının Rize'ye gitmesine kadar yaşanan olaylar bu yazının konusunun çok ötesinde boyut taşımaktadır. Bu nedenle ilerideki yazılarımızdan birini bu konuya ayırıp, yaşananları ayrıca aktarırız.

Şapka kanunu çıktıktan sonra da Hasip Bey'in Göztepe'deki okulunda ayrıca şapkacılık şube­si açılır. Hasip Bey, bildiğimiz kadarıyla Atatürk ile üç kez görüşmüştür. Bunlardan ilki 1925 yılında, Naim Palas'taki; ikincisi ise 1930 yılı Ankara sergisindeki görüşmedir. Üçüncü görüşmeleri ise 1931 yılında gerçekleşecektir. Madem bu bölüm özellikle bu konuya yoğunlaştı o zaman bölümü üçüncü görüşmeyi de aktararak bitirelim.

Hasip bey'in verdiği bilgiye göre kendisinin Gazi ile bağlantılarını sağlayan en önemli kişi aynı zamanda İzmir Millet­vekili de olan Osmanzade Hamdi Bey'dir. Osmanzade Hamdi Aksoy, 1883 yılında İzmir'de doğar. İstanbul Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi'nden mezun olduktan sonra Çiftçilik, Hak, Tasvir-i Efkâr ve Yenigün gazetelerinde yazarlık ve yazı işleri müdürlük görevleri yapar. İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti Çatalca Sorumlu Katibi olan Hamdi Bey, TBMM Birinci Dönem'de Ertuğrul; ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci dönemlerde ise İzmir Milletvekilli olarak görev yapar.

İzmir Milli Kütüphane kurucularından da olan Osmanzade Hamdi Bey, şair Faruk Nafiz Çamlıbel’in ünlü "Han Duvarları" adlı şiirini de ithaf ettiği değerli bir aydınımızdır.27 Mayıs 1961 tarihinde hayata veda etmiştir.

İşte, İzmirli Hamdi Bey, Hasip Bey, okulu ve yaptıklarından çok sık görüştüğü Gazi'ye en çok söz eden kişidir. Kendisi zaten hem Hasip Bey'i hem de neler yapabildiğini iyi bilmektedir. Ancak Hamdi Bey'in okulda Hasip Bey öğretiminde üretilen sepet, hasır koltuk, yapma çiçek ve hatta az da olsa şapka ve benzer işlerin yapıldığını ballandıra ballandıra anlatması, yepyeni bir Cumhuriyet yaratmakta olan Atatürk'ün ilgisini daha fazla çeker.

Atatürk, 1931 yılı Nisan ayında İzmir Valiliği'ne gönderdiği yazılı talimat ile Hasip Bey'i Ankara'ya, görüşmeye çağırır. Hasip Bey hemen yola çıkar ve yanına Gazi'ye sunmak üzere okulda üretilen hasır ve fötr şapkalardan da örnekler alır. Ankara'ya vardığında zaman yitirmeden Çankaya'ya gider. Yanına aldığı ve valilik aracılığı ile kendisine ulaştırılan çağrı yazısını göstere­rek Köşk'e kabul edilir.

Öyküye ve Hasip Bey'in bu görüşmede neler konuştukları ile ilgili bilgileri aktarmayı haftaya sürdüreceğiz. Yazıya eklediğim kilisenin okul döneminde çekilen bu fotoğrafı daha önce hiçbir yerde yayımlanmamıştır. Sol köşesine ise Hasip Bey'in Ankara'da Atatürk ile görüştükten sonra İzmir'e, eşi Ayşe Hanım'a gönderdiği telgrafı görüyorsunuz. Telgrafta "Gazi Paşa ile iki defa 26 dakika konuştum. Takdirle elimi sıktı..." demektedir.

Sağlıkla kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Ürük - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler