Bi nefes

Bi nefes

Muhterem kari tekâmül eden vukuatlar silsilesi sebebi ile biraz da vaki bulan tarizlerden, Ukrayna gezisinin mabadını tehir etmek iktiza etti. Yazı dediğin de ha deyince yazılmıyor ki, Mevla ol demeden olmaz. Biraz sağdan biraz soldan uydur uydur diz ipe tamam ama gene de bir mevzu, bir hisse olacak: malum a kıssa yazmaya gayret ediyoruz. Yine günlerden bir gün, insanı çok arabası ondan çok Konstantin’in şehrinde merhum hünkâr Ulu Hanımız Abdülhamit hanın küçük yaşta vefat eden kızının yüzü suyu hürmetine inşa ile hizmet ifa eden bir büyyyük hastanesinde asistanlık yapıp Umumi Cerrahi ihtisasımı tekemmül etmeye çalışırken, düğün vakti geldi, ihtiyaçlar arttı. Müstakbel gelin mütevazi lakin gene el içine çıkılacak diye bi gayret mesai dışında özel hastanelerde nöbet tutup üç beş kuruş bütçeye destek bulmaya bakıyorum. Ayda 20 gece nöbet tuttuğum vakitler oldu. Öylesi hallerde iken Levent semtinde Hacı Osman bayırına giden Sanayi mahallesi girişinde bir özel hastanede nöbet tutmak için mesai sonrası gittim.

Adet veçhile nöbeti devir alacağım arkadaş ile görüştüm, yatan hastaların önemli hususlarını not aldım, nöbet odasına yerleştim biraz uyku, biraz yaklaşan düğün vuslatın hayaliyle ve ara sıra da getirdiğim cerrahi kitaplarından uzmanlık sınavına hazırlanarak nöbet vaktini geçirmeye gayret ediyorum. Nöbet sorunsuz şekilde geçiyordu hatta birkaç kez personelle toplu çay seansları bile yaptık. En önemli hastamız ismini hala unutmadığım Anton amca idi. O vakitler Yoğun Bakım böylesi bir şey değil aslında terminal dönemde, yani çok umutlu olunmayan bir hasta için hasta odası yoğun bakıma dönüştürülmüş; hani boğazında pandemiden öğrendiğimiz entübasyon tüpüyle, ilkel bi solunum cihazı ile nefes alıyor, midesine giden bi hortumla besleniyor, idrar sondasıyla çıkardığı takip ediliyor, eski televizyon kılıklı bir monitörden kalp atışları izleniyor. Yakınları Allah C.C. selamet versin hali vakti yerinde muhterem insanlar. Kaymakçı Pando rahmetli ile birlikte Anton amca da İstanbul’un geride kalan son Bulgar kökenli Ortodokslarından. Sirkeci’de konfeksiyon satış ve imalatı yapıyorlar. Hastanın başına bir haç da asmışlar her girişte gayri ihtiyari istavroz çıkarıyor personel. Tembih tembih üstüne: aman amcaya bi şey olmasın. Amcanın taksimetre sağlam çalışıyor; girip çıkıp bakıyoruz, solunum cihazı çalışıyor, monitörde nabız 86, idrar miktarına bakıyorum geliyor. Yaklaşık on gündür amcayı nöbet ekibi birbirimize devrediyoruz. Saat 23 sularında nöbetçi hemşire telefonla aradı “çabuk gelin galiba amca vefat etti” diye.

Bekliyorduk ama kimse kendi nöbetinde olmasını istemez. Adet veçhile resüsitasyon (canlandırma) da denedik nafile, monitör düz çiziyor. EKG çektik düz, onu da dosyasına koyduk. Amcanın boğazından entübasyon tüpünü, burnundan beslenme sondasını, idrar sondasını çektik. Standart prosedür bir saat sonra morga indirin deyip odama çıktım, personele de etrafı temizlemelerini söyledim. Yarım saat kadar sonra telefon acı acı çaldı, hemşire bağırıyor “hocam koşun amcanın odasına gelin”. Koşarak gittim, ne var ne oldu diye ben de meraklandım. Personel amcanın odasında, “amca nefes alıyor” dediler. Ne yani on gündür entübasyon tüpü ve solunum cihazı ile nefes alan amca tüpü çekince kendi mi nefes almaya başlamıştı? “Bakın bakın” dediler, dinliyorum dakikada üç beş kez bir iç çekme sesi geliyor nefes almaya benzer. Monitörü getirdik hala düz çiziyor. Eski yaşlı hademe acaba canlı iken mi sistemden çıkardık deyip göz altından bana bakıyor, personel ürkmüş bi şey yapmam lazım. Bir kaç kez daha dinledim. Evet ses nefes almaya benziyor ürkmedim değil ama solcuyuz bilime inanıyoruz kalbi atmayan adam nasıl nefes alsın? En sonunda “bi problem yok indirin morga” dedim, dedim ama gene de benim içimde bir kurt, personelde ise endişe. Amcayı sedyeye koyarken fırlama genç personel “hocam morgda soğukta kesin ölür dimi” deyince herkes bembeyaz kesilip daha da gerildi Velhasıl amcayı indirdik, herkes dağıldı ben de odama döndüm ama içim içimi yiyor. O vakitler üstünde ata binen rahmetli kovboy olan cigaradan bi tane yaktım yatakta düşünüyorum. Birden aklıma geldi “bu ses amcadan ise amca ile gitmiştir ancak değilse hala odada olmalı”. Amcayı diri morga gönderme şakası beni de epeyce germişti. El ayak çekildi, sessizce mevtanın odasına girdim, aletler orada. Yatak yerinde bi cigara yaktım oturup ses dinlemeye başladım O da ne, nefes sesi hala geliyor Hacı Osman yolundan geçen arabaların gürültüsü ara sıra bastırsa da dakikada üç beş kez geliyor. Emin olunca ışıkları yaktım tüm personeli odaya çağırdım; evet onlar da duydu. Genç olan personele “koş morga bak bakalım nefes alıyor mu” deyince ödü bir tarafına karıştı, deminki şakacı adamdan eser yoktu. Hep birlikte odayı araştırmaya başladık, yatağa sıra gelince çarşafı alezi kaldırdık ki uy anam altında havalı yatak ve fişe takılı sistem yatağa hava basıyor. Meşum ses oradan gelirmiş. Gecenin ikisinde herkesleri bi gülme tuttu. Ben de havalı tababetin icabını yerine getirmekten mutlu. Hadi gelsin çaylllaaar.

Not: Bilim yanılmaz yanılırsa insan yanılır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Kadir Devrim Demirel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler