Polemik siyaseti

Ülkenin içinde bulunduğu seçim iklimi, tüm kritik ayrıntılarıyla beraber gündemi doldurmaya devam ediyor. Seçim sonuçlarının hayatını değiştirmeyeceği azımsanmayacak kitle; “kim nereden nasıl aday olacak?” tartışmalarını yakinen takip ediyor. Kişilerin ön planda olduğu seçimler diye bahsettiğimiz yerel yapı, partilerin karar organlarının güçlü inisiyatifi altında kalıyor. Tüm bu karmaşık trafik bir nedensellik olgusu altında temellendirilmeye çalışılırsa, ortak kanaat yabancılaşmış bir anlaşılmazlık olarak karşımıza çıkacaktır. Daha basitinden anlatmak gerekirse, seçim öncesi yapılan çalışmaların içinde çeşitli faaliyetler vardır. Bunların bazıları parti teşkilatı içinde bazıları saha çalışması dahilindedir. Kişinin kendi aile, iş ve cemiyet hayatı da bu siyasal alanın güçlü durumundan az ya da çok etkilenir. Tamamının nedensellik çerçevesi oluşturulduğunda ise bir sonuç ortaya çıkar. O da şudur ki; her şeyin nedeni o ya da bu şekilde bir kaynağa bağlıdır. Ancak sonucun sonucunda bu işlerin başlangıç mantığıyla kesinlikle bağdaşmayan bir durum belirebilir. Haliyle anlaşılmazlık yerini kabullenememezliğe bırakır. Yani biz bunda bir başkalaşım mı bekleyelim yoksa adaptasyon mu bilemem. Ama doğru bildiklerimizden sapmamak bence çok daha makul bir yol olarak gözüküyor.

Soyut anlattığımız kavramlar pek tabi her zihinde ayrı bir görüntü olarak beliriyor. Haliyle her birey için farklı bir mana oluşturabilmektedir. O nedenle tahmin ediyorum ki; yazımı okuyan herkes kendinden bir şeyler ortaya koyarak, anlatılmak istenenlere birer örnek verebilecektir. Seçimlerin birer hizmet yarışı olduğuna ilişkin vurgulu bir çalışma sözkonusudur. Ancak vatandaşlık ödevleri gibi bu gönüllü odaklı çalışmanın da bireysel sorumluluk alanına dahil olduğu söylenebilir mi bilinmez. Pek tabi insanlar tarafından onore edilmek, takdim edilmek herkesin kıymetli gördüğü işlerdendir. Ancak salt bir övgü veya prestij meselesinin önüne geçer mi ona dikkat etmek lazım. Bu nedenle ben seçimlerin mantıksal kurguda değerlendirildiğinde, bu kadar da hayatın merkezine sokuşturulmasını doğru bulmayanlardanım. Hatta yerel yönetimden belediyelerinden de şu siyasal ikilemlerin uzağında, hizmet odaklı olması gerektiği kanaatindeyim. Hatta ve hatta oy oranına göre belediye meclisinde yer alınabildiği gibi belediye bünyesinde de görevlendirmeler yapılabilmelidir. Eğer katılımcı çoğunluklardan falan bahsediyorsak, yönetimin de bu tabloya ışık tutması gerekir. Marjinal fikirler çok da hayalci diyeceksiniz belki ama daha da fazlasını başka bir yazıya saklayacağım. Ancak şunu belirtmede fayda görüyorum: eğer konu başlıklarının temelini araştıracak olursak; birçok şeyin gayet yapılabilir olduğu ortaya çıkacaktır. Bu nedenle ana amaç ve hedeften şaşmadan düşünsellik boyutu geliştirilmelidir.

Önemli olan şudur ki; belediyelerin salt partisel manada siyasal amaç ve çıkarlara maruz bırakılması kabul edilebilir değildir. Toplumun ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda çalışmalar gerçekleşir. Buna bağlı olarak kamu yararı gözetilediğinde akılcı çözümler de uygulanmalıdır. Bunun yanında kırmadan, dökmeden iş yapılabilirse ne alâ. Ancak çözüme ulaşmada bir kırılganlık mevcutsa, burada devletin cebri yönünü de hukukun sınırları dahilinde kullanmak gerekir. Eğer kamu hukuku korunacaksa, burada bireylerin şahsi menfaatleri ikinci planda yer almalıdır. Bu ve buna benzer konuları farklı durumlar için uygulamak da mümkündür. Ancak bilinmelidir ki; ne belediyelerin ne de yerel yönetimlere bağlı diğer kurumların çalışma metodolojisi belirli bir güruhun çıkarları ile birleşmez. Bu nedenle de belirli çerçevede kişi başına düşen yeşil alandan tutun da altyapı kapasitelerine, karbon ayakizine kadar belirlenen her kıstas geliştirilmiş bir çabanın ürünüdür. Bu nedenle kıymetlidir ve korunması gerekir. Buca Şirinyer Ceza ve Tutukevi yıkıldı. Ne olacak? Arsa kıymetli, herkes değerlendirmek ister. Ancak bina bina üstüne nefes alacak yer kalmadı. İlk cezaevi yapıldığında hükümlü yakınları itiraz etmiş, “neden şehir dışına yaparsınız” diye. Benim çocukluğumda da eski mezarlıktan ötesi yoktu. Gelişim ve değişim trendine bakıldığında 20-30 yıldaki dönüşüm biraz korkutucu geliyor. Çözüm için daha fazla yeşil alan diyeceksek; olan yerleri imardan korumalı, ömrü geçmiş binaları da yeşil alanlara katmalıyız. Yeni Buca ekseninde konuşursak, şu an şehrin diğer yerlerine oranla daha planlı bir dönüşüm yapılabilir. Artan nüfus ve barınma ihtiyacı yıkılacak binalara zemin raporu ile çok katlılara çevrilebilir, dikey büyüme desteklenebilir. Burada yaşayan insanlar da müteahhitler de müteselsilen kazanır. Hatta birkaç bina ada bazlı birleştirilme imkanı olursa, o zaman sosyal alanlara çok daha fazla yer verilebilir.

Bu haftaki iyi şey; İlk Türk Astronot Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğu. Buna benzer nice başarının gelecek zamanlara ışık tutması dileğiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Uğur Şimdi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler