Deprem

Deprem

Bir yıl önce, büyük deprem nedeniyle Ege Sanat Dergisi’nin 2023 Şubat sayısında, “Sallanarak Titreyerek Yaşamak” başlıklı yazımı yayımlamıştım. Yeniden deprem yazısı yazacağım, o zaman aklıma gelmemişti. Demek acının yoğunluğu sürüyor. Yazmaktan başka çare yok.

Yaşamak, keşke sarsıntısız olsa. İnsanlığın yaşam serüveninde, kıyımlar kırımlar, savaşlar, acılar yükselerek sürdü ne yazık. İnsan doğaya ve diğer canlılara karşı güçlendikçe, daha acımasız oldu. Ava çıktığında, karacaları, geyikleri, kuşları, balıkları gereksinim dışında yok etti. Ormana girdiğinde, değişik gerekçelerle doğanın dengesini bozacak kadar acımasızlaştı. Soluyacağı havayı, içeceği suyu kirletti. Bu duruma, insanlık serüveni olarak baktığımızda, yaratılan olumsuzluklardan hepimiz sorumluyuz. Burada doymaz bir açlıkla, her şey sadece kendisininmiş gibi davrananların karşısında, yaşam hakkı çalınanların önemli çoğunluğu, ya bu doymazlara hizmet etti ya da susup kendilerine uygun görüleni sabırla bekledi ve üstelik güçlü olanın karşısında minnet duygularıyla, kendince mutlu oldu.

İnsan, yaban yaşamın olumsuz parçası olmaktan kurtulamıyor bir türlü. Yaşadığı trajedileri algılayamayanların gelişme ve uygarlaşma şansı da yok. Kendi trajedisine yabancı ve neredeyse yaşadığı acıdan bir tür haz duyan toplumlar, acının kaynaklarını anlayamaz ve bu durumu düzeltemezler.

İnsanlık tarihi, güçlülerle güçsüzlerin tarihidir. Bu tarih içinde kayda geçenler sadece güçlülerdir. Örneğin Truva savaşında canlarından olan insanları değil, yalnızca o dönemin güçlülerini biliyoruz. Toplumlar, yarattıkları kurumların yapısı ile varlıklarını sürdürürler. Homeros’un anlattıklarının ne kadarı gerçekti, bilinmez. Ya Homeros olmasaydı? Tarihin derinlerinde yaşananlar, belleklerde bir süre kalır. Sonra silinip gider. Yazının bulunması, gelişmesiyle, olan biten bilinir olur. Üreten, yazan çizen, düşünen, çözüm üreten, üstelik bunları yaparken büyük sıkıntılar yaşayan, herkes adına içinin depremlerine dayanıp bunları nesnelleştiren insanlar sayesinde gelişiyor insanlık… Bülbülü öldürüp, neden güzel ses yok demek aymazlığını bir düşünün.

Şair Selami Şimşek, “Fay” şiirinde, “Işıkla karanlık arası / İnce bir çizgideyim bıçak ağzı / Yılan sırtı fay üstü yaşamak / Acı acıyı karşılıyor, yıkılan birbirini / Donup kalıyor havada çığlığımız / Göçük altında kalmış / Eli görünüyor çocuğun / Sırtımı kirişe verip / Uzanıp tutuyorum incitmeden / Soğumuş!” dizeleriyle, yaşanan acıyı yüreklerimize işliyor. Şirin sonunda “Yas tutmazdık yol boylarında yalın ayak / ‘Bilimin Öyküsü’  okunsaydı önceden.” (1) Yaşadığımız acının kaynağının bilime sırt çevirmek olduğu yargısıyla bitiriyor şiirini. Şair duygusallığı dense de, doğruyu söyler şair. Platon’un, şairi, başına taç koyup site dışına göndermesinin nedeni de budur.

Bugünün koşullarında, depremde yaşamını yitiren ve kimliği henüz saptanmamış çok sayıda insanımızın olması çok üzücü. Yugoslavya’daki iç savaşta ölen Boşnakların, değişik yerlerde bulunan kemiklerinden DNA saptaması yapılıp ailelerine bilgi veriliyor. Sonra, törenle, son yerlerine gömülüyorlar. Bunu mesleği ya da ilgisi olan herkes biliyor sanırım. Meraktan soruyorum, depremde canını yitirenlerden, DNA kayıtları alındı mı? Gömüldüğü yerle ilgili kayıtlar eşleştirilip, saklandı mı bilmiyorum…

Doğanın engellenemez sarsıntısının sonuçlarının, insanlara verdiği acıların nasıl engellenebileceği biliniyor… Depreme dayanıklı konutlar yapmak; deprem hazırlıklarını önemseyerek sürdürmek; olası yıkım ve kırımlarda can kaybını ortadan kaldırmaya çalışmak; yaralılara, konutunu yitirenlere insana yakışır koşullarda yardım etmek, bütün yönetimlerin,  bütün ülkelerin insani görevidir… Bunlar yoksa, gerekli bilinç oluşmamışsa, birilerinin, evi yıkılanların, “İyi ki evimiz yıkıldı, deprem sayesinde villada oturuyoruz;” dediğini düşünmek  bile ürkütücü. Ya da  “bizi desteklerseniz, yardım alırsınız” denilebilir mi?

Doğadaki deprem, yeryüzü kırıklardaki gerilme ve enerji boşalımı olarak açıklanabilir.  İnsandaki kırılmanın, toplumdaki kırılmanın nedenleri düşünülmedikçe, toplum giderek gerilir. Her insan bir enerji deposudur. Bu enerjinin insana, topluma yararlı biçimde yönetilmesi, yönlendirilmesi ve kullanılması, ancak iyi eğitilmiş, alanında uzmanlaşmış kişiler tarafından yapılabilir. Sınıflara, pedagojik formasyonu olmayanlar giremez. Eğitim onlara emanet edilemez. Eğitim, uzmanlık gerektiren özel bir etkinlik alanıdır. Müzik araçlarının telleri var diye müzisyenlere elektrik işleri verilebilir mi? Her ülkede olduğu gibi bizde de dinsel kurumlar, ibadethaneler var. Bu kurumların işlevlerini, örgün eğitim kurumlarının işlevleriyle karıştırmak, toplumsal örgütlenmemiz açısından sakıncalıdır.

İnsanları ötekileştirmek, toplumu gerer. Birbirini anlayamayan, aynı türküyü keyifle dinleyemeyen, aynı acıda içi yanmayan insanlardan oluşan toplumlardaki gerginlik, kutuplaşma, ne topluma ne de insanına yarar getirir.

Haberleri düşünün. Bir arabanın yolunu kesip, içindekilere saldırılıyor. Çocukları gürültü yapan komşusunun evini silahla basıp, kendi hukukunu dayatanı da gördük. Bir mekanda oturan çifte, önce laf atıp, masadan kalkıp hesap ödemeye giden erkeğe, arkasından saldırıp öldürenleri de izledik. Soğukta kalmasın diye taksisine aldığı kişi tarafından silahla sürücünün öldürülmesine tanık olduk. Saldırganın bir de “herkese güvenme demedim mi?” dediğini de duyduk. Ne bilge katilmiş! Daha daha neler gördük neler yaşadık.

Sabah haberlerinde, ülkemizde, ruhsatlı, ruhsatsız milyonlarca silah olduğunu duyunca iyice gerildim. Aklıma elinde kılıcıyla, yolda yürüyenlere ayar vermeye çalışan ayarsız geldi.

Gelişmiş, kalkınmış bir ülke olmamız için büyük olanaklara sahip olduğumuzu düşünürüm. Ülkemizin insanı çalışkan, kazanmaya ve iyi yaşamaya hevesli. Bu insan gücü olağanüstü büyük bir enerji taşıyor. Bu enerjinin iyi kullanılması, öncelikle yöneticilerin, politikacıların, bu alanda araştırma yapan bilim insanlarının görevi bize göre. Enerjiyi yanlış kullanmak, hepimize zarar verir. Toplumsal kırılmalar, enerji birikimi, toplumsal sarsıntılara ve toplumsal depremlere neden olur. “Ben seni çok severim / cahilsin haberin yok” dizeleri, bir Elazığ türküsünden. Ben de, Elazığ Depremi sonrası yazdığım “Bak Derim” şiirimde, “sen bakarsın soğuk yakar / sular göğe akar / acımasız bilisiz gözler gülümser / kaderin bu mu yıkıntın sabır” (2) dizelerimle duygumu iletmeye çalıştım.

Eğer bir nedenle gerilirseniz, yazın, çizin, türkü söyleyin, yürüyün enerjinizi sağlıkla boşaltın.  Akılla, bilimle ve sanatla kalın.

10 Şubat 2024 İzmir

___________________________________

1: Selami Şimşek, “Alkışın Rüzgarı” / Öteki Yayınları , İstanbul 2023, s.34

2- Bedri Karayağmurlar, Eğri Bulut, “Bak Derim” SuuS Yayınlaıı, Bursa 2022, s.24

 

 

 

 

Bedri Karayağmurlar, “Deprem”  50 x 70 Cm. Kraft kağıt üzerine karışık teknik, 2020

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bedri Karayağmurlar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket Urla Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler