Önce kendini sevmeli insan

Başkalarının mutluluğu adına ömrünü harcadığını iddia edenler bu başlığı kesin reddedeceklerdir. Sebebi ise insanın kendisini sevmesinin bencillik olarak görülmesidir. Yemeyip yediren, giymeyip giydiren anne babalarımız veya en yakınlarımız hatta akraba olmasak da bizler için anlamı olan insanlar kendilerini hakikaten severler miydi? Bu soru insanın kendini sorguladığı önemli bir alan aslında. Başkaları için fazladan bedel ödeyen insanların, genelde mükafatlandırılmadığını hatta çokça nankörlüğe maruz kaldığını görürüz. Kendinden ödün vererek yapılan şeylerin geri dönüşünün nasıl olduğunu hayattan edindiğimiz tecrübelerle değerlendirelim. Aklıma çocukluğumda bir dükkanda görmüş olduğum bir yazı gelir: “Tecrübe hayatta yenilmiş kazıkların toplamıdır” diye. Ben pek bu görüşte değilim. Ancak yaşanan iyi ve kötü şeylerin insanların hayatına sağladığı katkı, muhakkak ki bir tecrübeye dahildir. Derseniz ki; insan bu tecrübeyi doğru kullanır da doğru kararlar vermeye devam mı eder, orası muamma. Genel geçer bir sonuç ortaya koyacaksak o da tarihin tekerrürden ibaret olduğudur.

İnsan ömrü hayatta her şeyi yaşayarak öğreneceği kadar uzun değil. Tüm tecrübeleri birebir yaşayacak kadar güçlü bir bünyeye de sahip değiliz. Haliyle hayatı kolaylaştırmak için başkalarının edindiği tecrübelerden de faydalanmak gerekir. Diğer türlü düşe kalka edinilmiş her bilgi aynı zamanda yıpratıcı bir özellik taşır.

İnsanın kendi hayatı ve başkalarının hayatından edineceği bilgileri, kendine yönelik bir dönüşüm içerisinde değerlendirirse başarılı olur. Yani kendiyle barışık olmayan bir kişinin, başkaları için faydalı olmaya çalışması makul değildir. Bir bakıma kendine faydası olmayan bir bireyin, yapının tamamına yönelik sağlayacağı katkı değerlemeye tabi tutulur. Haliyle insanın önce kendine dönük olması ve kendini sevmesi gerekir. Kendini sevmek kibir göstermek veya bencillik olarak algılanmamalıdır. Esas konu bireyin ruhsal ve mental sağlığı için önceliği kendisine vermesidir. Şimdi birkaç soru soralım kendimize. Deneyelim, kendimizi ne kadar seviyoruz, değer veriyoruz. En son kendinizi ne zaman takdir ettiniz? Kendinizi ödüllendirecek şeyler yapıyor musunuz? Kendinizle olan çekişmeleri bir kenara bırakıp, aynı fikirde buluştuğunuz oluyor mu? İşte tüm bu soruları olumlu cevaplayabiliyorsak, kendimizi sevdiğimizi ve kıymet verdiğimizi söyleyebiliriz. Aksi halde bir yerde bir şeyleri eksik veya hatalı yapıyoruz demektir. Şimdi nereden başlayacağımız ve nasıl bir yol izleyeceğimiz ile ilgili bir şeyler söyleyelim. Bence başlangıç noktası insanın kendisini affetmesi olmalıdır. Sonrasında kendine yapılan yanlışları ve kişileri daha sonra da başkalarının yanlışlarını affetmek gerekiyor. Böylece birey artık ona karşı yapılan her yanlışa karşı bir kalkanı olur. İşte mutlak bir sevgi ölçüsü, aynı zamanda koruyucu ve kapsayıcı bir hal alır. Bu nitelikte bir yapıya zarar vermek olası değildir.

Kendini, kendisine ve çevreye yanlış yapanları affedebilen insan, mutluluğa ancak bu yola erişebilir. Çünkü kendi dünyasından çıkamamış birey, bu hayattaki yaşamın ve olayların bir mutlakiyet niteliği taşıdığını düşünür. Halbuki bu hayatın geçiciliği ve üretken olmayışı oldukça açık, mefhum bir durumdur. Aynı zamanda çevresini kuşatan eksenden çıkan birey için insanların davranış yapısı da sıradan bir hal alır. Çünkü insanın mükemmel olmayan, yanlışa veya doğruya meyilli bir varlık olduğunu da anlamlandırmış olur. Nitekim başkalarının hayatı ile ilgilenmez, sabırlı ve vakur bir durum sergilerler. Bu da kararlarında daha tutarlı ve etkiden ayrılmış niteliksel bir süreci doğurur. Yeni nesilcilerin Swot Analizini bu insanlar tek başlarına bile yürütebilirler. Risk ve fırsatları değerlendirip, kritik noktaları daha kolay saptayabilirler. Nedeni ise etkisel yapının yörüngesinden çıkmış olmalarıdır. Bu arada ihtiyaç okumak, araştırmak ve tecrübelerden kıymetli bilgiler üretmektir. Bu bilgiler anlattığım yapı dahilinde harmanlanıp, sindirilebilirse ne mutlu ki kişinin kendini tamamladığı düşünülebilir. İşte toplumsal bir fayda amacı güdülecekse, her zaman bireyin donanımlı bir yapıya kavuşturulması gerekir. Yazılarımda devamlı kıymetine dikkat çekmeye çalıştığım beşeri sermaye konusu en büyük kaynağımızdır. Bugün kendini seven, affetmeyi bilen ve vicdanına hakim bireyler yetiştirmek zorundayız. İnsanın mutlu olması için yeme, içme, barınma, eğitim ve sağlık gibi zaruri ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği hususunu hatırlatmaya gerek duymuyorum. İhtiyaçlar hiyerarşisine sığdırılan nitelemelerin de birey ve toplum hayatına katkı sağlaması dileğiyle…

Bu haftaki iyi şey; yazının yayınlanacağı gün İlçe ve Büyükşehir belediyeleri ile meclis listeleri sunulmuş olacak. Hizmet yolunda topluma katkı sunacak insanların seçilmesi temennisiyle.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Uğur Şimdi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler