Hasip Bey'in bitmez tükenmez çilesi...

Hasip Bey'in bitmez tükenmez çilesi...

Geçen bölümde Alsancak'ta satın alınan arsaya inşa edilecek olan Kız Enstitüsü binasının ön çalışması için dünyaca ünlü mimar Bruno Taut'un İzmir'e gelişinden söz etmiştik. Ayrıca ülkemizde yaratıcısı olduğu önemli eserlerinden bazılarının da adlarını bilgiye eklemiştik. Taut ile ilgili aktaracaklarımızı önemli bir çalışmasından daha söz ederek tamamlayalım. O da, Atatürk 10 Kasım 1938 tarihinde hayatını yitirdikten sonra hazırlanması gereken katafalk çalışmasıdır.

Atatürk'ün naaşının konulacağı katafalkın çizimi kendisinden istendiğinde Taut ciddi şekilde hastadır ve astım nöbetleri geçirmektedir. Buna rağmen katafalkın tasarım ve yapımını hiç aralıksız çalışarak bir buçuk günde tamamlar. Kendisine bu iş için verilmesi planlanan ve o zamanın parasıyla önemli değeri olan bin lirayı Türk devletinden almamıştır. Buna karşın iki şey talep etmiştir: Bir teşekkür mektubu ve öldüğü zaman Türkiye'de toprağa verilmek.

Bruno Taut, Atatürk'ün ölümünden birkaç hafta sonra, şiddetli astım nedeniyle,  24 Aralık 1938 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybeder. Dileği yerine getirilir ve İstanbul Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilen ilk ve tek gayrimüslim olur.

Türkiye’de yaşama süresi sadece iki yıl olmasına karşın yaptığı işler çok fazladır. Bunlardan biri yapıları ile mimarlık pratiğine; ikincisi 1938 yılında Türkçe olarak basılan "Mimari Bilgisi" kitabı ile mimarlığın kuramsal alanına, üçüncüsü de mimarlık eğitiminedir. Türk kültürü ve Mimar Sinan'a özel ilgi duyan Taut, ülkemizde gerçekleştirdiği yapılarında Türk motifleri kullanmaya çaba gösterir. Kendisinden sonra üniversitedeki kürsü başkanlığına yine bir Alman göçmeni olan Robert Vorhoelzer getirilir.

Sonuçta Hasip Bey'in okul yapılması için satın aldırdığı arsada ayrıntılı incelemeler yapan Profesör Bruno Taut ve Şinasi Bey, İzmir'de kaldıkları birkaç gün boyunca Hasip Bey ile birlikte çalışarak, tüm gereksinimi saptar. Yapılacak olan okul binası, tam donanımlı ve yatılı bir Kız Enstitüsü için her gereksinimi sağlayacak koşul ve olanaklara sahip olacaktır. Uzun yıllar eğitim verileceğini de göz önüne alarak, sınıflar, atölyeler, yönetim işleri için gereken odaların yanı sıra spor ve müsamere salonu, sipariş atölyesi, Akşam Okulu, Olgunlaşma Enstitüsü, Kreş vb. ihtiyaçlar ayrıntılı olarak düşünülür ve notlar alınır. Ancak okulun yapımı tahminden uzun sürecektir.

Hasip Bey, çeşitli girişimlerle 1938 yılında alanı çevreleyen duvarları tamamlanmasını ve uygun yerlerin ağaçlandı­rılmasını sağlar. Bu arada daha önce yaşadığı sorunlara yenileri eklenmektedir.

Göztepe'de eğitimi sürdüren Cumhuriyet Kız Enstitüsü'nün sekreteri aynı zamanda Akşam Okulu'nun, sipariş atölyesinin ve ayrıca açılmaya hazırlanan yeni Enstitü arsasının yazı ve hesap işlerini görmektedir. Bu kadar işe karşılık aldığı maaş ise gerçekten yetersizdir. Hasip Bey, Vekâlete birkaç defa yazı ile sekreterin maaşının arttırılması için başvursa da, isteği kabul edilmez.

Bu duruma üzülen ve sıkılan sekreter, sıkıntısının nedeni olarak gördüğü Hasip Bey'i o dönemde İzmir'de Bakanlık Müfettişi olarak görev yapan bir kişiye şikâyet eder. (Müfettişin ve sekreter hanımefendinin adlarını doğru olmayacağı için buraya yazmıyorum.) Şikâyet konusunu da dilekçesinde "Cumhuriyet Kız Enstitüsü'nün tahsisatından yeni Kız Enstitüsü arsasına toprak, ağaç ve gübre aldırdı, usulsüz sarfiyat yaptırdı" diye belirtir. İzmir'deki Müfettiş de Hasip Bey'den hoşlanmamaktadır. Dilekçe kendisine ulaşınca aradığı fırsatı bulmuş olur ve söz konusu ihbarı Bakanlığa bildirir. Bir zaman sonra İzmir okullarını teftişe çıkan dört kişilik bir müfettiş grubu, Göztepe'deki okula da gelerek soruşturma yapar.

Hasip Bey bu grubun sorularına cevap olarak şunları söyler: "Evet, Enstitü'nün yakacak ve diğer harcama kalemlerinden bir bölümünü yeni arsaya harcamaya mecbur kaldım. Çünkü böyle davranmamış olsaydım, İzmir'in en güzel yerinde, metrekaresini sadece yirmi beş kuruştan alabildiğimiz yirmi yedi bin metrekarelik müthiş arsayı, henüz inşaat başlanmadı gerekçesiyle bir yıl sonunda İzmir Belediyesi'ne geri vermeye mecbur kalacaktık. İki yıl boyunca bu acil du­rumu yana yakıla Bakanlığa arz ettim, ancak sonuç alamadım. Sonunda bu şekil­de durumu idare ederek, arsayı kurtarmayı başardım."

Ankara'dan gelen teftiş grubu, durumu tutanakla kayda alıp, şehirden ayrılırlar. Ancak İzmir'de görevine devam eden müfettiş bir kaç ay daha bu konuyla uğraşısını sürdürür.

Sonuçta Alsancak'taki yeni enstitü binasının yapım süreci normalden uzun sürer. Ayrıca sadece projede kompleks olarak yer alan binalardan sadece bir tanesi ancak 1942 yılında tamamlanacaktır. Halen mevcut ek binalar sonraki yıllarda okula eklenir.

Bu arada okulun tamamlanmasında önceki yıllarda Hasip Bey'in başına yine birçok sıkıntılı iş gelecektir. Oysa Hasip Bey hiç dinlenmeden sürekli bir yoğunluk içinde çalışmalarını sürdürmektedir. Her gün Göztepe'deki Enstitü, Gazi Bulvarı'ndaki Akşam Okulu ve sipa­riş atölyesi ile enstitünün yeni bina inşaatı arasında adeta mekik doku­makta ve günde en az on beş saat çalışarak tüm işlere yetişebilmektedir. Ayrıca okula ikide bir müfettiş gönderilerek olmadık konularda soruşturma yapılması ve gelen müfettişlerin saçma sapan sorularıyla Hasip Bey'in sinirleri iyice bozulur. O moral bozukluğu içinde geçirdiği bir dalgınlık anında Gazi Bulvarı'nda geçirdiği trafik kazasında yaralanarak uzun zaman yatarak tedavi görmek zorunda kalır. O durumda bile teftişe gelen Milli Eğitim müfettişlerine okul adına eşi Ayşe Hanım cevap vermektedir.

Derken Hasip Bey ile her kim ya da kimler ve neden uğraşıyor ise başarıya ulaşırlar ve Hasip Bey 29 Eylül 1938 tarihinde Bakanlıktan şöyle bir telgraf talimatı alır: "İdarî vazi­feniz üzerinizden alınmıştır. Muallimliğinize devam edin. Eşyayı Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsü Müdürü M. E.'ye teslim ediniz..."

Yıllar boyunca özene bezene ve büyük emeklerle kurduğu, geliştirdiği okulun yönetimini elinden almaları ve kendisini aynı okulda sadece öğretmenlikle görevlendirmeleri Hasip Bey'e çok ağır gelir. Onu bu üzücü durumdan kurtaracak bir tek insan vardır; Atatürk. Oysa o tarihte Gazi de ağır hastadır ve birkaç hafta sonra sonsuzluğa göçer. Hasip Bey artık iyice çaresizdir, sinirleri oldukça yıpranmıştır.

Bunca sıkıntı içinde beklenmedik bir güzellik de yaşanır ve Hasip Bey'in eşi evliliklerinin on ikinci yılında hamile kalır ve 1940 yılında Ahmet adını verdikleri erkek çocukları dünyaya gelir. Çocuklarının olması Akıncı çiftinin birçok sıkıntı ve üzüntüsünü bir dönem de olsa unutmalarına neden olur.

Ancak Hasip Bey'in yarattığı okul yüzünden çektiği çile bitmemiş olacak ki, yöneticilik görevinden alınmasına neden olan olumsuz gelişmeler bir türlü bitmez ve bu kez savcılığa da şikâyet edilerek hakkında dava açılır.

1932 yılında kaybettikleri kayınpederinin mesleği avukatlık olduğundan İzmir'in o dönemler önde gelen avukatlarından olan Münir Birsel ve Nazif Çağatay Hasip Bey'in savunmasını üstlenirler.

Ancak çekilecek çile bitmemiş demiştik ya, bir sürpriz gelişme daha olur ve henüz duruşmalar başlamadan, 1942 yılında Hasip Bey öğretmen olarak Kayseri'ye tayin edilir. Tayin yazısını aldıktan sonra zorunlu olarak ve yasal süresi içinde göreve başlamak üzere eşini İzmir'de bırakarak Kayseri'ye gider.

O dönemin ulaşım ve yaşam koşullarında, eşini henüz iki yaşındaki oğlu ile birlikte İzmir'de bırakmak zorunda kalan Hasip Bey'i orada zor günler beklemektedir. İzmir'deki eşi Ayşe Hanım ise hayat mücadelesini tek başına sürdürmekte; hem iki ayrı okulda verdiği derslerine yetişmekte, hem de Hasip Bey'e karşı açılan davayı izleyen avukatlara, istenilen bilgileri de yetiştirmek durumunda kalmakta; öte yandan duruşmaları da sürekli izlemektedir.

Hasip Bey, Kayseri'ye gittikten sonra Bakanlığa başvurarak en azından hakkında açılan dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak İzmir'de kalmayı talep eder. Ancak olumsuz cevap alır. Tam bu sırada küçük oğulları şiddetle seyreden bir hastalığa tutulur. Ayşe Hanım tek başı­na çırpınmaktadır. Bu olay bardağı taşıran damla olur. Bu duruma daha fazla katlanamayacağını anlayın Hasip Bey kararını verir ve Kayseri'ye gidişinden üç ay sonra öğretmenlik görevinden istifa ederek İzmir'e, eşinin ve oğlunun yanına döner.

Bu arada ne yapacağı konusunda da bazı kararlar alır. Artık hiç bir resmi görevde çalışmayacaktır. Ustası olduğu sanat dallarında bir atölye açmak niyetindedir. Bunu yapıp duruşmaları da bizzat yakından takip etme fırsatı da olacaktır. Bu arada açılan dava ile ilgili duruşmalar Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürmektedir. Üçüncü celse sonunda mahkeme beraatla sonuçlanır ve Hasip Bey yıllar sonra derin bir soluk alacaktır...

Bu yazıya yine hiç yayımlanmamış bir fotoğraf ekliyorum. Okul öğretmen ve öğrencilerinden bir bölümünün görüldüğü merdivenler, günümüzdeki Göztepe 87. Sokak'tan okul avlusuna çıkan merdivenlerdir. Arka planda kilise binasını seçebiliyoruz. Merdivenlerin iki yanında bulunan ikiz yapılar bir dönem kilisenin okulu iken sonraları Enstitü'nün hem derslik hem de müdür lojmanı olarak da kullanılmış ancak günümüze ulaşmamıştır. Sokağa açılan demir kanatlı kapılarda GKSE harflerini görüyoruz. Açılımı da Göztepe Kız Sanat Enstitüsü'dür...

Haftaya kadar sağlıkla kalın...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Ürük - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler