Acilden 2

 

Acilden 2

Muhterem kari geçen hafta Acilden bir manzara koymaya gayret etmiştik, az hatırlatmak için sahne İzmir’in orta yerinde eski bir Frenk Hastanesi, uzay yılı ile muhterem reisimizin vazifeye başladığı vakitler, gelenler gidenler ise serhoşlar, kevaşeler. Anacığım rahmetli iyi bir insan olalım, temiz insanlara denk gelelim diye muskalar yazdırır, buhurlarla dualar üflerdi. Babamı hiç sormayın, sigaraya yan bakılmaz, rakı zinhar uygunsuz, Atatürk, devlet, millet, vatan bildiğin ilkokul öğretmenim. Gariplerim acillerde yaşadıklarımızı görseler belki de ilkokuldan sonra hiç okutmazlardı beni. Mesela benim teyze oğlum Kiraz’da çiftçilik yapar, liseyi bitirdi aile işine talip oldu, şimdilerde büyük bi tarlanın içinde oğlu, gelini, torunları 70/80 inek, tavuk, koyun, kuzu, traktörleri, arabaları, motosikletleri mutlu mesut yaşayıp gidiyorlar. Her sabah torunlarını uyandırır, onlarla kahvaltı yapar, okula bırakır, oğluna gelinine çift çubuk işlerine yardım eder, şükür Allaha bi eksikleri gedikleri de yok. Bana gelelim; tek çocuğum, ekmek parası için gurbet elde, tek torunuma ancak ekrandan el edebiliyorum, garibim iki dili karıştırmış ‘hadi dede lets go bisisik’ diye beni yanına çağırıyor. Amma biz parasız yatılı okuduk, senelerce eğitim, şimdi de bekliyoruz korku ile memnun edemediğimiz bir vatandaş olmasın, aman ters bakmasın, silahı var mı acaba, sinirli midir, asabi midir? Ne diyelim ekmek parası Mevlam bunu münasip görmüş biz gene dönelim acili resmetmeye.

Akşama doğru gelen giden daha bi çoğalır, müşteri profili karışır: gündüz mesaisini bitiren garson, ilk kavgayı ayırmaya çalışırken yumruğu yiyen barmen, yan baktığı kızın sevgilisinin bıçağı taktığı bitirim oğlan, adli vakalar, en yakın moda deyimiyle çözüm ortağımız polisler, tabii zenci demek ayıp olmuş Afrikalı personel son yıllarda zuhur etti ve dilini bilemediğimiz kabile insanları ile akraba olduğumuz günlerden geliştirdiğimiz el kol hareketleri ile anlaşmaya çalışıyoruz. Böylesi karışık bir akşamda yaşlı, orta boylu, hafif şişman, 70 yaşlarında bir amcayı yakınları acile getirir. Hekim arkadaşlar o hasta senin bu hasta benim koşuştururken birden amcamızda kardiak arrest dediğimiz kalp solunum durması gelişir. Acilde olmak bi şans hemen müdahale tetkikler vs. vs. Amca enfarktüs geçirmiş, kalp dönmüş, solunum zayıf, şuur kapalı, solunum cihazına bağlı. Dr. Öner bey hastayı yoğun bakıma yatırmış diğer hastalarla uğraşıyor. Ağır geçen gecenin sonunda mücadeleden muzaffer çıktığını sanarak az biraz dinlenmek için odasına çıktığında yoğun bakımdan telefon;

- Hocam bi yoğuna gelin.

- Kızım ne var söyle.

- Yok yok buraya gelin kendiniz görün.

Çaresiz gidilecek, girerken kapının önünde aynı amcanın yakınları endişe ile bekliyorlar. Hekim arkadaş yoğuna girince ekipte bi telaş hocam bakın; amcayı soyup yatırmışlar ama battaniyeyi kaldırdıklarında ne görsünler şuuru kapalı hasta tam ereksiyon halinde, evlerden uzak, bak bak nereye kadar, sanırsın BEREKET TANRISI LAPSEKİLİ PRİAPOS AMA DURUM NAZİK, belli sürede tedavi edilmezse tam kayıpla sonlanma riski mevcut. Tıbben PRİAPOS’a atıfla PRİAPİZM denen durum değişik hastalıklara ek olarak çıkan ilginç, çözümü müşkül bir sorun. Arkadaş icapçı üroloji uzmanını arar, ilaçlar, ilaçlar çare yok. Uyku duman olmuş, az ara ile gidip battaniyeyi açıp sünnet çocuğu gibi amcaya bakanlar, fısır fısır konuşan personel, dışarıda bekleyen, meraklı gözlerle bakan yakınlarıyla tam distopik bir durum. Sabahlar sabah olmuş bu işin bi sırrı var mı işe yarar diye bakanlar cabası, hastanede ne kadar nöbetçi personel varsa duymuş da bu ilahi durumu görmeye geliyor, birbirlerine iyi hoş ama bu kadarı da fazla diyenler mi varlığın bi dert yokluğun yara diye sızlananlar mı ne ararsan var.  Sabaha doğru amcanın solunumu dönmeye başladı, ekstube edildi kendisi nefes almaya başladı ama herkes merakla bakmaya devam ediyor, elhamdülillah sanki amca damardan kudret macunu alıyor da mübarek aynı ihtişamı ile sebat ediyor. O sırada amca filmlerdeki gibi bi öksürük aksırıkla gözleri açtı, döndü geldi gittiği meçhul yoldan ve “bana ne oldu” diye sorunca “amca bu nedir” diye tüm personel amcayı sorguya alır. Garip amca personelin şaşkınlığını görünce EVLADIM PROTEZ TAKTIRDIM YAŞLILIK NE YAPARSIN diye hekim arkadaş dahil herkesi şapa oturtmuş, o ihtişam zahiri bir durum imiş, hayaller yıkılmış, amca küçülüp bi zerre olmuş. Bütün gece uykusuzluğuna mı yanarsın, merak ve endişe ile yaptıklarına mı? O hırsla dışarı çıkıp yakınlarına dönüp kızı olması muhtemel yaştakine “kardeşim babanız penil protez yaptırmış bize niye söylemediniz sabaha kadar uğraştık” deyince yakınları “biz ne bilelim, bizim alt komşumuz amca yalnız yaşıyordu” deyince işler hepten karışmış. Yorgun bir sabah, meçhulden dönen bi amca, komşusunun protezini bilmez insanlar, nerden baksan tutarsızlık. Evet bir nöbeti daha bitirdik. Haaaa nöbet parasının bir temizlikçi yevmiyesine denk geldiğini söylemeyi de unutmayayım.

Son söz: Duyduğuna inanma, gördüğünün yarısına inan.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Kadir Devrim Demirel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler