Erzincan'dan Efemçukuru’na... Siyasetten yerel yönetime, siyanürlü altın dosyası!

Erzincan'dan Efemçukuru’na... Siyasetten yerel yönetime, siyanürlü altın dosyası!

İngiliz şair, oyuncu ve oyun yazarı William Shakespeare, Atinalı Timon adlı eserinde altın için “Sen bütün insanlığın ortak ororspususun” der. Namusuyla işini yapan orospulardan özür dileyerek yaptığım bu alıntıda şüphesiz Şekspir, orospunun diğer sözlük anlamı olan namussuzluk yapanları kastediyordu!
Avukat üstadım, ağabeyim Senih Özay da siyanürlü altına dikkat çekmek, hukuk, siyaset ve insanlığa uyarı mahiyetinde yazdığı kitaba aynı adı verdi.
Erzincan Çöpler köyündeki bütün uyarılara ve hukuki mücadeleye rağmen hukuksuz bir şekilde işletilen altın madeninde siyanür liçi dağının heyelanı sonucu 9 işçi toprak altında kaldı ve ülke ayağa kalktı. Keşke bu 9 vatandaşımız toprak altında kalmadan aynı duyarlılığı gösterseydik. Bu vatandaşlarımızı kurtarma çalışmaları sürüyor, bazen risk nedeniyle çalışmalar ağır işliyor, bazen duruyor, ama illa ki bu vatandaşlara ulaşılacak, ailelerin ve halkın talebi bu!
Erzincan siyanürlü altın felaketinden sonra gözler Türkiye’nin diğer yörelerindeki altın madenlerine çevrildi. Türkiye siyanürlü altın gerçeği ile ilk kez Bergama-Ovacık’ta karşılaştı. Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın ve köylülerin muhteşem direnişi ile konu dünyaya mal edildi. Ben de Bergama yerel haberlerinin dışında konuyu ulusal basına ilk aktaran televizyoncu- gazeteci olmanın anısını yaşıyorum. Ve maalesef bütün hukuki mücadeleler kazanılmasına rağmen rahmetli Bülent Ecevit hükümeti bir kararla Bergama siyanürlü altın madeninin bugüne kadar tehlikeli bir şekilde çalışmasının yolunu açtı. Bugün muhalif gibi gözüken ama zamanının kartelci medyasının genel yayın yönetmeni bir gazeteci de siyanürlü altına methiyeler düzen manşetlerle yolu açan yayınlar yapmıştı. Hey gidi günler!...
Sonra Efemçukuru-Kavacık altın madeni İzmir’in gündemine girdi. Nasıl mı? Daha önce anlattım. Yıl 1998-99 Narlıdere’de ve Güzelbahçe Yaka köyü pazarında harika bir üzüm gördüm. Mor-siyah iri taneli harika kokulu bir üzüm. Köylüye bu üzümün hangi bağdan olduğunu sordum. ‘Beyim, şimdi ye üzümünü, Kavacık üzümü bu, bir daha bulamazsın’ dedi. Neden, dedim. Neden bulamayayım Kavacık üzümünü? ‘Beyim altın buldular o topraklarda, Efemçukuru ve Kavacık’ta. Köylüden tarlalarını satın alıyorlar, sondaj yapıyorlar’
Şaşırdım, televizyon habercisiydim ve Bergama’yı biliyordum ama Kavacık-Efemçukuru’nu bilmiyordum. Hiçbir yerde de habere rastlamamıştım. Hemen Senih Ağabeyi aradım. Senih abi durur mu, hadi gidelim köye dedi. Kalktık gittik. Köy kahvesine oturduk. Masanın üstünü üzüm ve yöreye özgü mantarla doldurdular. Evlerinde yaptıkları şaraplardan getirdiler. Kış ayı idi hatırladığım kadarıyla. Üzüm bağları yer yer karla kaplıydı. Karların altında kalmış üzümlerden kopardık. Şarap aldık ve köyden ayrıldık. Köylü altın sahasında kalan üzüm bağlarını satmaya başlamıştı, ne yazık ki! Oysa geçmişten geleceğe esas altın üzümdü. Haber ve hukuki süreç bundan sonra başladı. Geçen gün Avukat üstadım Arif Ali Cangı Yenigün gazetesinde 2002 yılı itibariyle hukuki süreci anlattı. Ben de öykünün başını anlatınca yazmamı söyledi. Daha önce de yazmıştım. 7 Ekim 2020 tarihli ‘İzsu, Efemçukuru ve Çamlı Barajı’ başlıklı yazımı örnek gösterebilirim.
“Efemçukuru İzmir’in üzümleriyle ve Avrupa’ya ihraç edilen özel mantarıyla meşhur bir belde. Efemçukuru’nu meşhur yapan bir özelliği ise tarihten geliyor. Yunan işgali zamanında köylülerin, efelerin direnişi ile Yunan askerinin giremediği sayılı yerlerden biri. Yani bağımsızlığına düşkün dedelerin torunları yaşıyor bu köyde.”(7 Ekim 2020 GazeteYenigün)
Emperyalistler açık işgallerle yapamadıklarını gizli yollarla yapıyorlardı. Daha önce ordularıyla geliyorlar ve çizmeleriyle çiğnedikleri topraklarımızdan pamuğumuzu, üzümümüzü, madenimizi alıp gidiyorlardı. Tarihe örnek olmuş bağımsızlık mücadelesi ile emperyalistler defolup gittiler ama açık sömürgecilik boyut değiştirdi çeşitli kılıflara bürünen gizli sömürgecilik dönemi başladı. Ne zaman ki aynı açık sömürgeciliğe karşı bilinçlendiysek aynı şekilde gizli sömürgeciliğe karşı da bilinçlenirsek ancak o zaman milli varlıklarımıza sahip çıkabiliriz gerçeği ile karşı karşıyayız.
7 Ekim 2020 yılındaki yazımda şu soruları da sormuşum ama yanıt alamamışım: “İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzsu eğer Efemçukuru'nda altın madenine gerçekten karşılarsa Çamlı Barajı'nı yaparlar. Koskoca Tahtalı Barajı'nı yapan İzBB ve İzsu, Tahtalı’dan daha küçük Çamlı Barajı'nı mı yapamayacak!?
Öyleyse neden yapmıyor? İzsu neden bu soruya cevap vermiyor!
CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan yaptığı açıklamada İzsu’nun açtığı davaya “Suyumuza sahip çıkacağız” diyerek dahil olduğunu belirtti. Sayın Murat Bakan İzsu’ya ‘Çamlı Barajını neden yapmıyorsunuz?’ diye sorsa mı acaba?”
***
Aslında daha önce Haber Ekspres gazetesinde Çamlı Barajının yapılma-yapılamama öyküsünü yazdım. Yazıma Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünden yanıt geldi. Yanıtta sevgili Ahmet Piriştina döneminde İzsu Genel Müdürlüğü de yapan Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterinin Çamlı Barajını yapmayacaklarını DSİ’ye bildiren yazısından bahsediliyordu. Piriştina’nın rahmetli olmasından sonra İzBB başkanı olan sayın Aziz Kocaoğlu’nun danışmanlarından bir gazeteci arkadaşa bu belgeyi verdim, başkana iletmesi ve gereğini yapması için. Yazımı okursa arkadaş iyi hatırlayacaktır. Ayrıca Haber Ekspres gazetesindeki köşemde de yazdım. Çamlı Barajı o gün bu gündür yapılamıyor! Herkes topu birbirine bırakıyor. Sayın Kocaoğlu da zaten o genel sekreterle bir yıldan fazla çalışamadı ve yolları ayrıldı. Kocaoğlu defalarca ‘Bana kalsa Çamlı Barajını yaparım’ diye açıklama yaptı ama neden yapamadığını, neden kendisine kalmadığını bir türlü tam anlamıyla açıklamadı. Sanırım İzmir kamuoyuna geç de olsa Çamlı Barajı hikayesini anlatırsa tarihi bir vazifeyi de yapmış olacak. Çünkü Çamlı Barajı ve Efemçukuru altın madeni konusu içiçe geçmiş vaziyette. Çamlı barajı yapılırsa Efemçukuru altın madeni asla ve asla çalışamaz, ama yapılmazsa Efemçukuru siyanürlü altın madeninin önü açılır.
***
Şekspir, Atinalı Timon eserinde altını anlatıyor: “Altın! Sarı, pırıl pırıl, halis altın! / Yoo, tanrılar, içim başka dileğim başka değil benim / Ben kök istedim sizden, cömert tanrılar, kök / Altının bu kadarı karayı ak, çirkini güzel/yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç / korkağı yiğit etmeye yeter de artar bile / Niçin yaptınız bunu tanrılar? / Nedir zorunuz?”
Ve bu yazının son sözü olarak yine Şekspir’le bitirelim:
“Seni, bütün insanlığın ortak orospusu seni!
Doğadaki yerine sokayım yeniden seni!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birol Keskin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler