‘Hadi, Kapat Artık Beni; Yoruldum!’

İşte yine bir çarşamba. Oturdum masaya hemen akşam yemeğinden sonra. Epeyce bir süre bakıştık bilgisayarımla. Ne yazmalı? Daha doğru soru aslında hangi birini yazmalı?

Yıllar önceydi… Yıl 1985, ne de çabuk geçip gitti onca yıl! Aziz Nesin, “70 Yaşım Merhaba”yı yayımladığında -neden bilmem- bir gün o yaşa varacağımı düşürmemiştim aklıma. Ya da epey uzak bir ihtimal görünmüştü bana o yaşlar… Şaka maka derken geride kalan şu yetmiş yıla sığanlara bakınca -dünyanın da öyle belki ama- ülkemizin Nâzım’ın deyişiyle “dehşetli fakir” insanının payına çoğun acı, ağrı, keder, yalnızlık (çoğaltın ötesini bu minval üzre) düştü.

***

Her gelen gün, ay, yıl bambaşka bir acıyı kucaklayıp yığıveriyor önümüze.

Geçen yıl daha ikinci ayın ilk günlerinde on bir ilimizi vuran doğal afetin, yılların ihmaliyle (çalıp çırpmalarıyla demek çok daha doğru aslında) nasıl bir felakete dönüştüğüne tanık olduk. Kayıtlara geçene bakarsanız 53 bini aşkın yurttaşımızın hayat defteri bir gün içinde kapanıverdi. Gerçek sayı mı? Yeni bir seçim oyunu gündemde ya! Nereye gittiği bilinmeyen 90 bin aşkın seçmen bize çok şey söylüyor. Aradan geçen bir yılı aşkın zamana karşın on bir ilden insanlarımız kayıplarının hiç değilse küçücük bir organının olsun ardında günler geceler boyu gözyaşı döküyor.

“Asrın Felaketi” yaftasıyla asıl sorumlu olan düzenin ve onun sürmesi için canla başla didinenlerin gizlendiği, “Deprem İçin…” adıyla oluşturulan fonların buhar olduğu, sorumluların yargılanma süreçlerinin şaşkınlıkla izlendiği yetmiyormuş gibi bu yılın ikinci ayını da yine büyük bir felaketle yaşamaktayız. Üstelik bu kez “deprem” gibi “doğal felaket” maskelerinin kullanılabileceği bir durum da söz konusu değil.

‘Hadi, Kapat Artık Beni; Yoruldum!’

***

Erzincan’ın bugün bile “unutulmuş” (Evet, unutulmuş!) ilçelerinden İliç’te ABD-Kanada ortaklı çokuluslu şirketin altın peşinde koşarken yığdığı milyonlarca metreküp toprağın kaymasıyla ortaya çıkan faciada dokuz emekçi/ “maden” çalışanı yaşamını yitirdi. Onlara da tıpkı “asrın felaketi”nde bulunamayanlar gibi ulaşılamayacağı açık görünüyor.

Depremlerin büyük yıkımlara yol açması nasıl ki insan hatasıysa altın arayıcılarının insanı, çevreyi, halk ve doğa sağlığını hiçe sayan aç gözlülüğünün neden olduğu heyelan da göz göre göre gelen açıklanamayacak boyutlarda insan hatasıdır.

***

Hepimizin kulaklarındadır: 1923-2003 arasında -yani seksen yılda- verilen altın/ maden arama ruhsatı sayısı bin 500 dolayındayken yalnızca son yirmi yılda bu sayı 350 bini çoktan aşmış durumda. Ülkemizi, yerli ortakları eliyle delik deşik eden şirketlerin büyük ortağı “uygar, gelişmiş”, yaklaşık 10 milyon kilometrekarelik Kanada’da bugün 884 maden ve ocak faaliyet halinde diyor “arama motoru”. Ülkemizin alanının 783 bin kilometrekare olduğunu düşününce neredeyse oyulmayan bir yeri(mizi)n kalmadığını kolayca söyleyebiliriz.

***

Şu yetmiş yılıma bakınca her geçen yıl daha da kötüye gittiğimizi; başta ekonomi, çevre olmak üzere sağlık, eğitim, adalet alanlarının tamamında büyük bir batağa sürüklendiğimizi yazık ki rahatlıkla söyleyebiliyorum.

Halk yararına çalışan kurum ve kuruluşlarının neredeyse tamamı kapatılmış, tarımı ve hayvancılığı tükenme noktasına getirilmiş, hak ve adalet duygusu zedelenmiş, “dehşetli fakir” insanları avuç açar (onurunu yer) hale düşürülmüş bir ülkede yarın nasıl bir felakete uyanacağımızı tahmin etmek hiç de zor değil.

***

‘Hadi, Kapat Artık Beni; Yoruldum!’

Ne zaman “gün”e ilişkin bir şeyler düşünsem, yazmaya dursam ya da hep o cennet ülke çıkageliyor, sesleniyor yanı başımdan.

Anadolu’nun ufak mı ufak bir köyüydü doğduğum. Trenleri eksik olmayan şirin mi şirin bir istasyonu vardı birçok derde deva. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yan yana yükselen silolarına çevre köy, belde ve ilçelerin üreticisi günlerce ürününü teslim etmeye gelirdi. Okulu vardı, beş sınıf okutan bir öğretmeni ve çocuk kahkahalarıyla şen. Bugün hiçbiri yok! İstasyon işlevsiz, silo ve okul kapalı.

İlkin bir sulama barajı çöktü köyün en güzel vadisine. Sonra köyün emekçilerinin “seçilmiş”leri “işçi” olmak üzere soluğu Alamanya’da aldı.

Kapımızın önünden günlerce geçen ekin yüklü, tahıl yüklü, pancar yüklü kağnılar, at arabaları çoktan tarih oldu; traktörlerse sessizce yatıyor mazot, sürecek tarla, taşıyacak ürün yokluğundan…

***

Sonra darbeler tarihi başladı. Çok sürmedi; Amerikalıların, “Bizim çocuklar başardı!” dediği “ben sonuncuyum” diyen büyük cunta geldi. Bir daha da gitmedi. İlkin fabrikalar kapandı. Sessizce onaylandı. Devletin/ halkın elinde ne varsa yok pahasına satıldı, özelleştirme adı altında. Sessizce pekâlâ dendi. Küçük aile işletmeleri kötülendi, dolaylı olarak yasaklandı. Yine sessizce boyun eğildi. Son cuntaya kadar kendine yeten ülke, yeni binyılla birlikte bir muhtaç zavallıya dönüştürüldü.

Onar biner kesilen meyve ağaçlarının yerine betonlar dikildi, dikiliyor, dikilmeye de devam edecek. “Yaşasın beton çağı!” çığlıkları ne zamandır duyuluyor her yandan!

***

Ne zaman, “Yetmiş yaşım, merhaba!” demeye yeltensem içimi ağır bir keder kaplıyor, bir ağrı çıkageliyor ülkeme, hayata, elimizden ağır ağır (ç)alınanlara dair.

Anlıyorum ki “biz büyürken hızla kirlenmiş dünya!”

Anımsar mısınız, 12 Eylülden sonraki ilk seçim oyununa kimlerin katılabileceğini cunta belirlemişti! Artık böyle bir belirlemeye bile gerek yok çünkü siyasal oluşumların hepsi birbirinin aynı; hepsi betonsever, yolsever, ihalesever… Hiçbirinin aklına daha fazla yeşil, daha fazla okul, daha nitelikli eğitim, bağımsız yargı, sokaklarında güvenle yaşanabilir bir ülke gelmiyor.

Yine bakışmaya durduk bilgisayarımla…

“Hadi,” dedi, “son noktayı koy da kapat artık beni, yoruldum.”

Bizim Güncel Kitaplarımız

Çocuk-Gençlik

1 Dali’nin Dehası, Asuman Portakal, öykü, Tudem

2 Çizgi Romanın Şifresi, Nursel Çetin-Eşref Karadağ, roman, Sadık Uygun

3 Montsuzlar, Ömer Açık, roman, Günışığı Kitaplığı

4 Bıçaksırt’ın Dönüşü, Ayşen Aydoğan-Derya Göker, roman, Sadık Uygun

5 Sihirli Harita, Fatih Erdoğan, roman, Mavibulut

6 Deprem Bizi Sallamaz, Hasan Karaca, öykü, Yakın

7 Yezuk’un Çocukları, Tufan Çapar-Hasan Karaca, roman, Sadık Uygun

8 Uç Bisiklet Uç!, Özlem Yıldız-Sıla Heper, şiir, Liman

9 Pan’ın Penceresi, Güzin Öztürk, roman, Bilgi

Yetişkin

1 Sin, Türker Ayyıldız, roman, Sel Yayıncılık

2 Kıyısı İnsan, Özge Sönmez, şiir, Şeykitap

3 Kelime Ağaçları, Selma Tonay Elhan, öykü, Yakın

4 Dicle’nin Köpükleri, Kenan Sarıalioğlu, şiir, Pikaresk

5 Sınır, Kerem Işık, öykü, YKY

6 Sen Ben misin?, Avram Ventura, deneme, Favori

7 Hırsız Var!, Hüsnü Arkan, yazılar, Sia Kitap

8 Mizanü’l-Hukuk Gazetesi, H. Erdem-H. B. Coşkun-F. Ersin, araştırma, Yakın

9 Yol Arıyoruz, Der. Veli Şahin, yazılar, BİZ Kitap 

Çizgilik/ Murteza Albayrak

‘Hadi, Kapat Artık Beni; Yoruldum!’

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yunus Bekir Yurdakul - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler