Halimiz…

Bir sokak röportajı ve diyalog şu;

Spiker: Ekonomi ne durumda?

Vatandaş: Paraya ihtiyacım yok kardeş. 16 tane dairem var yani.

Spiker: Şu anda bir genç 16 daire alabilir mi, hatta bir daire alabilir mi?

Vatandaş: Alamaz, nerde alabilecek.

Spiker: Bu senin evladın, bunlar senin gençliğin.

Vatandaş: Bu beni ilgilendirmiyor kusura bakma.

Spiker: Nasıl seni ilgilendirmiyor abi bunlar senin vatandaşın değil mi?

Ve yürür gider vatandaş. Bir video ve acı gerçekler, acı cevaplar…

“16 dairem var, şimdi gençler bir tane alamaz ama beni ilgilendirmiyor.” Cevap tam da dönemin cevabı…

***

70 yaşında 16 dairesi var ve bu ülkede açlık sınırı ile mücadele veriliyorken bu kişiler sanıyor ki övünülecek bir durum var.

Devlet hastanesinde sıra beklemeyecek olan bu tür zihne sahip kişiler en önde giderler oraya gerçek hizmet alacak kişinin de sırasını gasp ederler...

Bu ülkede bir Profesörün muayenesi en az 3500 lira olmuş siz neden söz ediyorsunuz?

Cahil yine cahil bu ülkede inanın.

***

16 dairesi olan adam.

Daha niceleri...

Dükkanları, evleri, daireleri, arabaları olanlar aslında hepimizin bir küçücük dünyası var biliyorsunuz değil mi?

Yeri geldiğinde her birimizde aynı dertler var.

Kimsenin hayatı güllük gülistanlık değil iken, bir ekmeğin peşinde saatlerce çalışılıyor iken cahil kişilerin eline kaldı bu ülke ona yanarım.

***

Muhtemel senaryolar dahilinde ülkede gerçek ev sahipleri istisna daire sahibi edaları ile dolaşanlar zamanında harç yatırıp daire sahibi olanlarsa vallahi hak yediler.

Budur işte büyümek.

Bu ülkede hukuka aykırı o kadar çok hamle yapıldı ki.

Bu hayatı ‘iyi yaşarsın’ diye çalıp çırpma yolunda ilerleyen o kadar çok şahıs olduk ki, kusura bakılmasın ama istisnalar ne yazık ki kaideleri bozmuyor.

***

Bu ülkeyi gerçekten berbat eden bu zır cahiller.

Bu ülke dibe batmadan tekrar ayağa kalkamaz bu zihniyet yüzünden. Mühendisi, doktoru, öğretmeni, emekçisi çalışıp didinip dursun, parazitler de kemirsin.

***

Aç insanlar var.

Cebindeki parayı nereye dağıtacağını şaşıranlar var.

Ay sonu nasıl gelecek diye çırpınanlar var.

Açlık sınırının altında birçok hane var. Ama kimse kimseyi düşünmüyor. Bencillik had safhada.

Kana işlemiş bir ego var.

Bu ülkeye bu zihniyetler yakışıyor mu?

***

Bu cehalet kadar başka hiçbir şey zarar vermedi ülkemize.

Ne savaşlar ne ihanetler geçirdi bu ülke ancak cehalet kadar zarar veren olmadı.

Bu zır cahillerin bu ülkenin değerlerine verdiği zararı inanın tarif edemeyiz.

Ülkede sosyal adaletsizliğin geldiği en son nokta işte bu. Tam da bu.

En küçük basamağı bu. Daha nice büyük basamaklar var. Halka halka giden...

Son nokta değil, ilk noktada olmayacak...

***

Ahlaki yapısı ile sosyal adaletsizlikler ile cehalet tırmanışta ne yazık ki...

Bu insanlarla aynı ülkede yaşamak zor.

Yaşadığın yer cehenneme dönüyor ise bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın zihniyeti köhnemiş zihinlerin mahsulü.

Bu ülkede gençler işsiz.

Bu ülke mülteci dolu.

Bu ülke kadını ile çocuğu ile sokak hayvanı ile şiddeti daha çözememiş cehaleti nasıl çözecek?

Madde bağımlısı dolu sokaklar. Hayvanlar acımasızca öldürülüyor.

Güven ortamı kaybolup gidiyor iken mal mülk övünmeleri canımı sıkıyor.

***

Batan gemi misali lüks içindesin ama o gemi içindesin.

Gemi battığında seni de yanında götürecek.

Bolca bu kafadan takılıyorsun ama başka pencereden baktığında son derece zor günler de kapını çalabilir.

Uygulanan politikalar cehaleti desteklese de birçok kişinin daha da zenginleşmelerine sebep olsa da ucuz ekmek kuyruğuna girenlerde var. ‘Ben yolumu buldum gerisi tufan’ diyenler mutlaka bir gün tufana yakalanır.

‘Bana ne diyenler’ cehaletten payını alır.

***

Doğal olan, doğru olan ve gerçek olan eşitliktir.

Mümkündür.
Ama mümkünlük ortadan kalkıyor.

Adalet insanların vicdanına terkedilemez.

Etik olan akıl ile davranışların birleşmesidir. Ortaya irade koyabilmektir. Demokratik seçme hakkıdır.

Dip notlar;

La Fontaine masalı “Kocamış Aslan”

Var bir aslan ormanda yaşayan…

Aslında yaşı doksan…

Haydi, bakalım neymiş onda noksan…

“Ormanların korku salan kıralı

Kocaman şah aslan,

Bir gün kocamış, yatalak olmuş,

Evinde içini çeker dururmuş: - Eski günler nerede? diye.

Eski yardımcıları başlamış,

Onun güçsüzlüğüyle alay etmeye.

Önünde titreyenler üstüne yürümüş,

Atın biri gelmiş çifte atmış böğrüne.

Kurt gelmiş kolunu ısırmış

Öküz gelmiş boynuz vurmuş.

Aslan zavallı, bitkin, mahzun, perişan,

Kükremeğe hali yok yalnızlıktan

Tam kendini bırakmış, ölecek,

Bir de ne görsün? Karşısında eşek!..

O da gelip tekme atacakken aslana:

- Yoo, demiş kalkmış ayağa,

Ölmeğe razıyım ama yeter:

-Senden tekme yemek ölümden beter.”

Kitaptan…

Tutunamayanlar...Oğuz Atay…

“Ne yazık onlara ki duygulu çekingenliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar. Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar.”

“Bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk.”

“Şehrin üstüne çirkinlik yığınları çökmüştü. İçinde herkesin küçük bir payı olan çirkinlikler.

Onları öfkeme layık bulmuyorum. Öfkem bana ait bir şey. Yakın hissetmediğim birine nasıl gösteririm onu. Onlara da size davrandığım gibi davranmış olurum. Asıl o zaman kötülük etmiş olurum size.”

“Nasıl ayrı düştüm evimden böyle, Olric? Neden her istediğimi anlatamıyorum? Neden aynı yaşantının içinde bulunan insanlarla hiçbir ilişki kuramaz oldum? Neden, neden, neden?”

"Her şeyi iyi hesap etmek zorunda olduğum için özür dilerim fakat düzeltmek imkânım kalmayacağı için buna mecburum."

"Bütün ömrünce anlaşılmayı bekledi kendi gibi olmayanları idrak edemeden yaşadı."

Mutlu kalın…

Fıkra;

Çocuklar, pazara gelen Nasreddin Hoca'nın etrafını sarmış. “Hoca, bana düdük al!” demiş biri. “Bana da bana da!” demiş bir diğeri.

Diğerleri de sırayla:

– Ben de düdük isterim!

– Bir tane de bana! demişler.

İçlerinden sadece biri Nasreddin Hoca’ya düdük parası vermiş. Hoca, parayı alıp pazara gitmiş.

Hoca, akşam pazardan dönünce çocuklar etrafını sarmış. Her biri düdüğünü istemiş. Cebinden bir düdük çıkaran hoca, parayı veren çocuğa vermiş.

Diğer çocuklar hep bir ağızdan bağırmış:

– Hani bizim düdüğümüz?

Nasrettin Hoca gülerek,

– Parayı veren düdüğü çalar, demiş.

Günün sözü:

"Daha mutlu olamamalarının nedeni kendi mutlulukları için başkalarının mutluluğunun şart olduğunu bilmemeleriydi..." Emile Zola…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nur Yılmaz - Mesaj Gönder

# gibi, ülke

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler