Hasip Bey Bu Kez Dernek Serüveninde...

Hasip Bey Bu Kez Dernek Serüveninde...

Geçen bölümde Hasip Akıncı'nın önce hakkında soruşturma açılması, ardından kurucusu olduğu okulun, on beş yıl sonra müdürlük görevinden alınışı, o da yetmezmiş gibi hakkında dava açılması ve hepsinin üstüne de Kayseri'ye sürgüne gönderilişini ayrıntıları ile aktarmaya çalışmıştık. Hasip Bey, İzmir'de bıraktığı küçük yaştaki oğlu ve eşinden ayrı kalamayınca önce Kayseri'den İzmir'e dönmeyi istemiş, bunu başaramayınca da devlet görevinden istifa etmek zorunda kalarak İzmir'e dönmüştü.

Hasip Bey, bu üzücü, yorucu ve yıpratıcı serüvende, o güne kadar geçen zaman içinde zaten varını yoğunu okul için harcamış ve ayrıca yetişmiş eleman­larını da dağıtmış durumdadır. Bu nedenle yeniden hayata tutunması gerekmektedir. İstanbul'da avukatlık yapmakta olan kayınbiraderi Hamit Karaorman'ın verdiği sermaye ile kiralık olarak tuttuğu bir binada, önce hasır koltuk, ardından yapma çiçek imal etmeye başlar. Fakat başka bir sıkıntı ile karşılaşır. İkinci Dünya Savaşı olanca şiddetiyle sürmektedir ve bu tür ince işler için yurt dışından gerekli malzeme getirilememektedir. Sonuçta başladığı işten verim alamaz ve kısa bir zaman sonra iş yerini kapatmak zorunda kalır.

Hasip Akıncı hayatı boyunca hep kimsesiz ve bedensel engelli çocuklara sanat öğreterek iş sahibi kılmak ve yardıma ihtiyacı olan gençleri de yetiştirmek arzusu ardında koşmuş bir eğitimcidir. Bu hedef onun arzusu ve hayattan aldığı zevktir. Sadece para kazanmak için çalışıp üretmek ona hiçbir zaman çekici gelmemiştir.

İşte bu amaç ardında neler yapması gerektiğini düşünerek önüne yeni bir yol açar. Kendisi gibi düşünen ve duyumsayan birkaç arkadaşını bir araya getirir ve "Çocuk Sevenler Derneği"ni kurarlar. Amaçları, sokak çocuklarını toplayıp, sanat öğretmek, eğitip yetiştirmek ve bu işlere daha fazla ilgi gösterilmesi için resmi kurum ve kuruluşlar nezdinde girişimlerde bu­lunmaktır. Öte yandan Cumhuriyet Kız Enstitüsü ana binası tamamlanıp da okul açıldığında birçok öğretmen Göztepe'den Alsancak'taki okula nakil olur.

Kurulan derneğe kısa zamanda otuz iki gönüllü insan üye olur. Aidatları da peşin olarak toplayarak Kemeraltı'da, Beyler Sokağı'nda uygun bir bina kiralarlar. Kısa zamanda da sokakta yaşayıp dilenen üçü engelli, yedi çocuk toplarlar. Buldukları her çocuğu hemen o gün önce hamama götürüp, temizlenmesini sağladıktan sonra baştan aşağı tertemiz giydirmektedirler. Dernek merkezinde işe aldıkları bir kadın personel, hem temizlik yapmakta, hem de çocuklara yemek pişirmektedir. Kısa zamanda baktıkları çocuk sayısı da artar.

Bu çocuklara yeteneklerine göre hasır işleri, şapka, file, kese kâğıdı yapmayı öğretmekte ve bir zaman kendilerini düzgün yaşamaya alıştırdık­tan sonra, tanıdık kurumlarda onlara uygun işler bulmaktadırlar. Bu durumdaki çocuklardan gelirle­ri kıt olanlar derneğin yurdunda kalmayı sürdürmektedirler. Ancak işi öğrenen bu çocuklar, işe alışıp biraz para kazanmaya başlayınca serbest kalmayı seçerek dernekten ayrılmakta ve dışarıda iş yapan yerlere gitmektedir.

Dernek çalışmalarında oldukça yararlı ve değerli işler yapan kişiler de bulunmaktadır ve bunların Hasip Bey'e katkıları önemlidir. Söz konusu çalışmaların ilginç olanlarından biri, daha sonraları Ege Üniversitesi'nde akademisyenlik de yapacak olan Nurhan Toğu'dur. Bir yanda okuma bilmeyen çocuklara ders verilmekte diğer yandan da okumayı bilenlere yararlı kitaplar sağlamaktadır. Yine bir başka dernek gönüllüsü olan Muzaffer Sönmezler, çocukların okuma öğrenmele­ri ve eğitimleri ile yakından uğraşmaktadır. Derneğin hesap işlerini Faruk Bey yü­rütürken Dr. Rasih Bey de ço­cukların sağlığı ile ilgilenmektedir. Dönemin Tabipler Odası üyelerinden Adil Bey gerekli erzak yardımını sağlamaktadır.

Böyle bir dost grubu arasında ise Hasip Bey bir yandan çocuklara hasır, çiçek, şapka gibi sanatları öğretmekte ve diğer yandan, dernek dışında bu işlerle uğraşan çeşitli ustalarla görüşerek ya gelip ders vermelerini ya da çocukları atölyelerine göndermelerine izin vermelerini sağlamaktadır. Bu arada dernek üyeleri yönetim kurulu başkanı olarak da Hasip Bey'i seçmişlerdir. Yönetim Kurulu'nu oluşturan yedi üye kendisinin başkanlığında haftada bir kez toplanmakta ve gerekli kararlar alınmaktadır. En önemli sorun, sayıları gittikçe artan ve sokaktan topladıkları çocuklar için yardım bulmaktır.

Üyelerden ve aynı zamanda dönemin İzmir Halkevi sekreteri olan Neclâ Hanım, bir zamanlar faaliyette iken, Halkevi'nin kapatılan kreşine ait kap kacak, sandalye, dolap, battaniye ve saat gibi demirbaş eşyanın emaneten derneğe teslim edilmesini sağlar.

Kaldıkları yurtta ya da dışarıda yaptıkları işlerle harçlıklarını çıkaran çocuklar haftada bir kez sinemaya, bir kez araçlı bir geziye, bir kez de ha­mama götürülmektedir. Bunca ihtimama karşın çocukların çoğunu sokakta edindikleri kötü alışkanlıklardan vazgeçirmek mümkün olamamaktadır. Bu konu yönetimi en çok uğraştıran sorundur.

Hasip Bey hazırladığı bir mektubu, şehrin ileri gelenlerinden ve güveneceklerini düşündükleri kişilere gönderir. Mektupta "Çocuk Sevenler Derneği"nin amacı ve yapmayı düşündükleri konular ayrıntılı belirtilmiştir. Ayrıca bir kısım iş adamının da ayağına giderek, ilgilerini rica ederler. Hatta anlattıklarını ve çocukların durumunu daha yakından görmeleri için kendilerini yurda davet ederler. Bu girişimler olumlu sonuç verir birçok kişiden yakın ilgi ve yardım görürler. Arada atladıklarımız olsa da çocuklara yardım eden kişilerden adlarını bilebildiklerimiz şunlardır:

Boya tüccarı ve sonraki yıllarda DYO ile Yaşar Holding'in kurucusu olacak olan Durmuş Yaşar Bey 500 lira, kereste tüccarı İhsan Kayın Bey de 500 lira, Manifatura tüccarı Tatari ailesi 500, Makarna Fabrikası sahibi İsmail Hakkı (Ulukartal) Bey 400, elektrik malzemesi satan işyeri bulunan Mösyö Zigfer 300, bankacı Naum Efendi 300 lira nakdi yardımda bulunurken, adını vermeyen bir hanımefendi önce 800 lira bağışlar ve ardından bu yardıma 200 lira daha ekler. Bu arada kendisinin himaye etmekte olduğu muhtaç bir çocuğu da eğitim için derneğe getirir. Ve Eczacıbaşı Süleyman Ferit Bey derneğe bizzat gelerek 1000 lira yardımda bulunur. Bunların dışında gönüllerinden kopup da derneğe beşer onar lira bağışta bulunanlardan da ayrıca 230 lira toplanır. Derneğin yönetim kurulu üyesi yedi kişi de bağışa her biri 10'ar liradan 70 lira ile katılırlar.

Değerli okurlar yapılan bu bağış rakamları günümüz değerleri ile fazla bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak 1940'lı yılların ölçülerinde nakit olarak toplanan 4800 lira o tür bir dernek için önemli paradır. Ayrıca bazı iş insanları en az o paralar kadar değerli eşya yardımlarında bulunurlar. Bu kişilerden de adlarını bilebildiklerimiz ve yaptıkları bağışlar şunlardır:

Tüccar terzi Cemil Yenal Bey 15 kat yeni elbise ile 15 paltoyu doğrudan kendisi getirerek derneğe teslim eder. Dönemin Vakıflar İl Müdürü olan Kadri Kulapa Bey, sebze hali ile anlaşarak haftada iki kez çocukların tüketeceği sebze ve meyvenin parasız gönderilmesini sağlar. Kunduracı Cemil Demir Bey ihtiyacı olan çocuklara 15 çift ayakkabı armağan eder. O yılın Kurban Bayramı'nda da bazı esnaf para toplayarak dernekte bakılan çocuklar adına, hayır için 2 koyun keserler ve bu etler kavurma yapılarak kullanılır.

Dernek bu yardımlarla iki yıl dört ay boyunca ve çok güç koşullar içinde bu çalışmaları sürdürebilir. Bir yandan da bakılan çocuk sayısı düşmektedir. Derken yurtta barınan sadece 8 çocuk kalınca derneğin yönetim kurulu toplanarak çocuk sayısını 20'ye çıkarma­ya karar verir. Yöntem aynıdır; sokaktan dilenci ya da bedensel engelli çocuklar alınıp, temizlikleri sağlanıp, giydirilip, eğitim verilmektedir. Bunlardan da yine kaçanlar olsa da, yerine yenileri­ bulunmaktadır.

Bu çocuklardan üçünü Muzaffer Sönmezler Bey sahibi olduğu marangoz atölyesine sürekli işçi olarak alır, harçlıklarını ve öğle yemeklerini de vermektedir. İki çocuğu Mücellit Ali Rıza Bey alır, Ali usta da bir çocuğu sahiplenir. Bu çocuklara gayet iyi ba­kıldığından, o iş yerlerinden ayrılmaz ve ustaların yanında kalırlar. Yurttaki çalışmalarda ise oldukça çok sayıda hasır şapka üretilmeye başlar. Bunları şapkacı Mahmut Filiz Bey toptan alıp, derneğe ödediği fiyat üzerinden kârsız olarak dışarıya satmaktadır. O günlerde yapılan çalışmalarda günde 40 - 50 kadar şapka, 60 kadar da file çıkmaya başlar.

Öte yandan bağış sırasında adını vermekten çeken hanımefendi sık sık derneğin yurduna gelmekte ve her gelişinde de, evlâtlık olarak yetiştirdiği çocukla birlikte diğer çocuklar için lokma, helva ve börek gibi yiyecek getirmektedir. Bir zamanlar öğretmenlik yapmış olduğunu öğrendikleri bu hanımefendi, mevcut yurt binasını küçük bulmaktadır. Şehrin merkezinden uzakta, bahçe içinde daha uygun bir yer bulunduğu takdirde, kendisinin bunu satın alıp derneğe bağışlayacağını söylemektedir.

Bunun üzerine Hasip Bey, hafta­larca İzmir'in dört bir yanını dolaşır. Uzun arayışlardan sonra Buca'da, bir zaman papazların kullandığını öğrendiği büyük bir yapı bulur. Önünde geniş bahçesi, arka tarafında meyve bahçesi, bağı ve kanatlı hayvan yetiştirmeye mahsus kümesleri olan bir yapıdır. Kurtuluş öncesi papaz mektebi olarak kullanılan bu yapının üst katında çok sayıda küçük küçük, hücre benzeri oda­lar bulunmaktadır. Ancak yapı boş değildir ve bu küçük odalarda yaşamakta olan otuz sekiz göçmen ailesi bulunmaktadır. Hasip Bey, oldukça harap durumda bulunan yapının onarılınca işe çok uygun olduğunu görür ve bu binada karar kılar.

Yapının sahiplerinin kim olduğunu araştırır ve Bayraklı'da yaşayıp, oradaki kilisede görev yapan bir papazın, yapının vekili olduğunu öğrenir. Bayraklı'ya giderek görüşür ve papazın kendisine söylediği satış bedeli olan 26000 lirada anlaşırlar. Ancak iki gün geçmeden tüm hayalleri yıkılır. Çünkü her nasılsa binadan haberi olan Milli Eğitim Bakanlığı iki bin lira daha fazla vererek binayı sahiplenir ve orada Kız Yetiştirme Yurdu açacağını duyurur. Hasip Bey'in eli bir konuda daha böğründe kalmıştır.

Eklediğim fotoğrafta, Sepet, Çiçek, Şapka Mektebi'nin Gazi Bulvarı üzerinde yer alan Silahçıoğlu Hanı'nı kullandığı dönemde çekilmiş ve basında ilk kez yayımlanan bir fotoğrafını görüyorsunuz. Küçük fotoğraf ise Hasip Bey eşi ve oğlu ile görülüyor.

Sağlıkla kalın...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Ürük - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?
Tüm anketler