Nedir bu trafikten çektiğimiz, kaldırın araçları yürürlükten

Nedir bu trafikten çektiğimiz, kaldırın araçları yürürlükten

İzmir için en önemli sorun ne desem giderek artan trafik sorununun en büyük problem olduğunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz eminim.
Ben ortaokul ve lise yıllarında Karşıyaka’dan okulum olan Bornova Anadolu Lisesi’ne servisle gidip geldim. Trafik sıkışıklığı sebebi ile derse geç kaldığımız zamanlar olurdu. Altınyol kenti birbirine bağlayan tek yoldu ve yetmiyordu. Bu nedenle umudumuz yeni yolların ve otobanların açılması idi.
Beklenen oldu, otoban açıldı. Karşıyaka Bornova bağlantısının açılmasının üzerinden 15 yıl bile geçmeden otoyolun yetmediğini konuşmaya başladık. Bu nedenle otoban üzerine belediye başkan adayları tarafından konulmuş olan “ikinci otoyol” ilanını manidar buluyorum.
Lise yıllarımın geçtiği 90’lı yıllarda yetmeyen Anadolu Caddesi, 2024'te yetmeyen otoyoldan yola çıkarak yapılacak ikinci otoyolun en fazla 20 yıl içinde yetersiz olacağını başka hiçbir detay öğrenmeden söyleyebilirim.
Daha fazla yol daha fazla trafik sıkışıklığı sağlar.
Eminim yazıyı okuyan pek çok kişi ikinci otoyolu inşa etmenin trafik sıkışıklığını mucizevi bir şekilde gidereceğini varsaydığı için bu yaklaşımıma sinirlenecektir; ancak, daha fazla yol inşa etmenin trafik sıkışıklığını azaltmamasının nedeni “Uyarılmış Talep” olgusudur.
Yeni otoyolun hızlı nimetlerinden yararlanmak için tüketici çılgınlığı ile araç sayısını artıracağımız ve ardından yeni otoyolun da tıkanmasına sebep olacağımız neredeyse kesindir. Hem de satın alınan araçlar da bu araçlara konan yakıtlar da ülkemizde üretilmiyor iken …
Neden toplu taşımayı artırmayı önermek yerine çok kısa sürede işlevsiz kalacak otoyollar öneriyoruz. Kaç tane otoyol yaparsak trafiğin önümüzdeki 50 yıl rahatlayacağını düşünüyoruz?
“Bize plan değil pilav lazım” anlayışı ile günü kurtaran palyatif yaklaşımlar ile sorun çözmek bizim politikacılarımızın kaderi gibi. Muhtemelen süre gelen arz talep dengesi bunun böyle olmasını sağlıyor. Toplumun düşünce yapısı ne kadar ilerici ise sunulan projeler de bu denli ilerici oluyor.
İnciraltı ve Mavişehir arasına yapılması önerilen proje de bu projelerdendir ve kente vereceği zararı bir kenara koysak dahi sadece 10-15 yıl gibi kısa süre için trafiği rahatlatacak bir projedir. Aynı otoyolda olduğu gibi yenilerinin tekrar ve tekrar yapılması gündeme gelecektir ki önceki seçim döneminde de önerilmiş olan bu bağlantı yolu körfezin altındaki akıntılar, bölgede bulunan diri faylar, kente ve körfezin kirlenmesine ve de akıntının kesilmesine vereceği zararlardan ötürü TMMOB ve diğer sivil toplum kuruluşlarının güçlü direnişi ile rafa kalkmıştır. Seçimden sonra uygulanma iradesi gösterilse dahi aynı kurumlar aynı dirayetle bu projeye karşı çıkacaklardır.
Özetle yol yapmak trafiği rahatlatmaz. Çözüm toplu taşımayı artırmaktır. Bunun yanında belediye başkan adaylarına trafik ışığı yönetimini daha akıllı hale getirecek yöntemleri sürekli geliştirmelerini, yoğun kavşakların yakınına park etmeyi kısıtlamalarını, İZUM gibi eş zamanlı trafik bilgilendirmeleri yapan sistemlerin sürekli güncellenerek daha çok veri ile desteklenmesini sağlamalarını, alternatif güzergahların bu sistemlere işlenmesini ve bu güzergahların rahatlatılmasını, merkezlerin etrafındaki otopark sayılarını artırmalarını ve merkeze ulaşımı şu anda da devam eden park et ve devam et benzeri sistemleri genişleterek sağlamalarını, tramvayın kentin iki yakasını birbirine bağlamasını sağlamalarını ve özellikle kentin yoksul kesimlerine de tramvay ile ulaşımı sağlamalarını, belediye personeli dahil uzaktan çevrim içi sistemler ile evden çalışmayı tüm kentte özendirmelerini, araçlarda tek başına seyahat etmeyi önlemek üzere araç paylaşımlı yollarda daha hızlı geçiş hakkı tanıyacak sistemler geliştirmelerini öneririm.
Dünyada yol yapmanın değil var olan yolların araçlardan arındırılarak yaya ve bisiklet yollarının özendirildiği pek çok örnek vardır. Çeşitli denemeler ile başarı elde etmiş şehirler sizi toplu taşımaya yönlendiriyorlar. Avrupa’daki pek çok başkente gittiğinizde bu başkentlerdeki otopark paralarının çok çok yüksek olduğundan yakınabilirsiniz. Nedeni sizi aracınızla seyahat ettiğiniz için cezalandırmalarıdır. Amaç araçları kent merkezine sokmamak ve bu sayede karbon salımını da düşürmektir.
Dünyadan birkaç örnek vermek isterim. 1962 yılına kadar Kopenhag'ın merkezindeki tüm cadde ve meydanlar araç trafiği ve otopark için yoğun olarak kullanılıyordu ve bizdeki gibi hızla büyüyen özel araç filosunun baskısı altındaydı. Kopenhag'ın yayalaştırılması, şehrin ana caddesi Strøget'in 1962'de bir deney olarak dönüştürülmesiyle başladı. Cadde dönüştürülmeden önce kamuoyunda birçok tartışmaya yol açtı. Teorilerden biri "İskandinavya'da yaya caddeleri asla işe yaramayacak" idi. Yerel işletme sahipleri, "Araba yoksa müşteri yok demektir ve müşteri yoksa iş yok demektir" diyorlardı.
Oysa gerçek daha farklıydı. İşletmelerin trafiğin olmadığı ortamların finansal gelirde artış sağladığını fark etmesiyle Strøget çok geçmeden büyük bir başarı elde ettiğini kanıtladı. Peşinden pek çok meydan yayalaştırıldı.
Avrupa'da bu işler kolay diyebilirsiniz. Bir örnek de bize yakın bir alandan verelim.
2007 yılında Zoran Janković, Yugoslavya-Ljubljana'nın merkezini tamamen araçsız hale getirmeye yönelik iddialı bir plan hazırlamıştı. Bu plan o denli tepki çekmişti ki protestolar her yerdeydi ve protestoculardan bir tanesi belediye başkanına tokat atmıştı. Bugün kentin o eski gürültülü hali hatırlanmıyor bile bunun yerine şehrin 17 hektarlık caddesinde kafelerden dışarı taşan, köpeklerini gezdiren, bisiklete binen ve sosyalleşen insanlarlar var.
Belçika’da bulunan Bruges Noel Pazarı, Avrupa'nın en popüler pazarlarından biridir; 1995'teki yenileme çalışmaları park yerini kaldırana ve alanı halka açık hale getirene kadar sadece araç park yeri için ayrılmış bir alandır. Dönüşümü çok etkileyicidir
Hollanda Groningen kentinde 1960'da egemen olan arabaların park sorunu bugün bisikletlerin nereye park edileceği sorununa dönmüştür. Dönüşüm çok heyecan vericidir
Avusturya, Innsbruck’da bulunan Maria Theresien caddesindeki dönüşüm, Montreal'deki yazın araçların sokulmadığı caddelerdeki dönüşüm, Amerika-Broadway'de bile bazı günlerin araçsız günler ilan edilmesi ile gerçekleşen dönüşüm inanılmazdır.
Dusseldorf Alemanha 1990'larda araç ile kaplıyken 2019'da yeşillikler ile kaplıdır. Bu dönüşümün güzelliğine internetten bakmanızı tavsiye ederim.
İspanya Kordoba’nın 2012-2019 arası dönüşümüne de bakın lütfen. Bu değişim sırasında yerel halk “Bunu yapamayız. biz Amsterdam değiliz.” demektedir. Yanıt ise “Amsterdam da her zaman böyle değildi” şeklinde verilmiştir. Hayranlık duyduğumuz şehirlerin nasıl SEÇİMLER yaptığını gösteren dönüşümlerden öncesini ve sonrasını görmek ve arzulamak gerekir.
Meşhur mimar Luis Kahn'ın sözü ile “Arzu ihtiyacın yaratımıdır.” Kentimin güzel şeyler arzulaması dileğim ile..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlker Kahraman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler