Velidedeoğlu hocamızı andık…

Velidedeoğlu hocamızı andık…

Velidedeoğlu hocamızı andık…

Şimdiki gençler belki de tam olarak algılayamaz olabilirler. Unutulmasın, eski günlerde ülkemizde düşüncelerini tam olarak anlatabilme, onları dışa vurabilme gibi bir şansımız vardı. Şimdi sizlere rüya gibi gelecek ama söylememiz gerekir; toplumun bireyleri, belirli konularda hiçbir izin almaksızın kendi sorunlarını dışa vurabilme gücünü anayasamızdan alabilmekteydiler.

Yazımızın ana konusunu oluşturacak Hıfzı Veldet Velidedeoğlu; 24 Ocak 1904 tarihinde İstanbul’da doğup Türk hukuku ve insan hakları kavramının gelişiminde önemli katkılarda bulunmuş bir bilim ve düşün insanıdır. Ankara’da lise öğretimi sırasında ilk mecliste memur olarak görev almış, bu görevini aralıklarla 1929 yılına kadar sürdürmüştür.

Yazısı güzel olduğu için kendisine “Mümeyyiz” (Müsveddeleri temize çekme görevlisi) unvanı verilerek göreve başlamıştır. Daha on beş yaşında iken yaşama şansını yakaladığı bu ortamı anlattığı “Bir Lise Öğrencisinin Milli Mücadele Anıları” adlı kitabında o günlerin yeni kurulmuş TBMM’inde meclis Yazı İşleri Müdürü Recep Bey (Peker) ile yaptığı özel konuşmayı bakın ne kadar güzel anlatmış, dinleyelim: Bir gün beni odasına çağırtmış; “Bugün gizli bir yazıyı temize çekeceksin. Şunu bil ki Meclisin mahrem işlerinin dışarıya ifşası çok büyük cezayı muciptir. Zaten sen aklı başında vatanperver bir gençsin, yapmazsın. Fakat usulen yemin etmen de lazım” diyerek bir kâğıda “Muttali olduğum mahrem hususları kimseye ifşa etmeyeceğime dair Allah’ım ve şerefim üzerine yemin ederim.” Cümlesini yazıp bana yüksek sesle okutmuş, ondan sonra kendisinin kaleme almış olduğu bir yazı müsveddesini vermişti.

Lise mezuniyetinin ve meclis görevinin ardından Adalet Bakanlığı tarafından açılan sınavı kazanarak hukuk doktorası yapmak üzere devlet bursu ile İsviçre’ye gönderilmiştir. Neuchatel Üniversitesi Hukuk Fakültesi’indeki eğitimi arasında Almanya’ya geçerek doktora çalışmalarının bir bölümünü orada sürdürmüş, böylelikle Berlin Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ek derslere girerek bilgisini geliştirmiştir.

Ardından İsviçre’ye dönerek asıl doktora çalışmalarını tamamlamış Hukuk Doktoru unvanını kazanmıştır.

Eklememiz gerekir; hocamızın okuma ve eğitim alma tutkusu bitmemiş olmalı ki o arada İtalya’ya geçerek Roma Hukuk Fakültesi’inde “Ceza Hukuku” konusunda yüksek ihtisas çalışması yapmış bu alanda da sertifika sahibi olmuştur. Böylelikle Velidedeoğlu, yurt dışında bulunduğu süre boyunca “ Avrupa Hukuku”nu derinlemesine inceleme olanağını elde etmiş olmaktadır.

Yurda dönüşünü izleyen 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde asistan olarak göreve başlayan Velidedeoğlu; önce “Doçent” unvanının aldıktan sonra 1942 yılında profesör olmuş ve nihayet 1948 yılında “Ordinaryüs” unvanını alarak üniversitedeki görevini 1975 yılına kadar sürdürmüştür. Bu arada fakültesinde iki kez “Dekan” olarak görev almıştır.

Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU’nu; 27 Mayıs 1960 devrim hareketi ertesinde anayasa tasarısının ilk taslağını hazırlayan bilim kurulunda görmekteyiz. Ardından devrim ertesinde oluşan Kurucu Meclis‘te Milli Birlik Komitesi kontenjanından Temsilcilik görevinde bulunmuştur. Bu görevi sırasında Anayasa Karma Komisyonunda 1961 yılı Anayasası’nın oluşması çalışmalarını yürütmüştür.

1961 Anayasasının referandum sonucunda halk tarafından kabul edilerek yeni meclisin bu anayasa bağlı olarak seçilmesinin ardından kurucu meclisteki görevinden ayrılmış ve üniversitedeki görevine dönmüştür.

Ne denli acıdır ki; cumhuriyet tarihinin en özgürlükçü ve uygar anayasasının kıymeti bilinememiş, ülke, 1980 yılına kadar sıkıntılı bir dönem geçirmiştir.

***

Büyük ümitlerle yaşanan 12 Eylül askeri darbesinin ardından ülkemiz  “Ilımlı İslam/Türk- İslam Sentezi” denilip ne olduğu ancak yıllar sonra ortaya çıkacak bir akıma kurban edilir duruma dönüştürülmüştür. Kısaca Rabıta olarak bilinen Suudi Arabistan kökenli “Rabıtatül Alemi İslami” adlı kuruluşun ajanları Anadolu’da at oynatıyor, Diyanet personelinin maaşları bu kurumdan ödeniyordu. İşin ilginç yanı devletimizin başı, kendisinin onay imzası ile gerçekleşen bu uygulamadan haberi olmadığını söyleyebiliyordu.

Türk toplumunu “Laik” düşünceden uzaklaştırıp eğitime “Dinsel” kurallar getirmeyi amaçlayan bu tür sızma girişimleri aydın kesimlerce izlenmekte, sürekli olarak şüphe ile karşılanmaktaydı. Dış mihraklar ve emperyalist güçler tarafından desteklenen bu akımlar özellikle Milli Eğitim alanında ciddi gelişmeler göstermekteydiler.

İşte bu ortamda; taa 1930’ların sonlarında İstanbul Üniversitesi’nde başlayan Hoca/Öğrenci ortak ilişkisi Ankara’da “Atatürkçü Düşünce Derneği” adlı bir sivil toplum kuruluşunun oluşmasına vesile oldu. Böylelikle Velideoğiu Hocamızla Prof. Dr. Muammer Aksoy arasında üniversite eğitiminde başlayıp değişik ortamlarda her defasında yenilenerek hiç kopmayan yakınlık bu kere “Atatürkçü Düşünce” kavramında somut bir sonuç doğurmuş oluyordu.

Ankara ve İstanbul’da sürdürülen çalışmalar 19 Mayıs 1989 günü sonuçlanmış, seçkin bilim insanlarından oluşan 50 kişilik bir grup; ülkemiz vatandaşlarını özellikle “Laiklik” ve “Cumhuriyet“ değerlerini gündeme getirip toplumda yeniden bir “Atatürkçü Düşünce” ortamını yaratma girişiminde bulunmuşlardır. Çalışmalar olumlu sonuç vermiş böylelikle “Atatürkçü Düşünce Derneği” kurulmuştur. Başından beri kurucular arasında bulunan Hocamız tüm ısrarlara karşın Genel Başkanlık önerisini yaşını ileri sürerek kabul etmemiş ancak; Yönetim Kurulu kararı ile kendisine “Onursal Başkanlık” sanı verilmiştir.

Almanca, Fransızca ve İtalyanca’yı bilen Velidedeoğlu seksen sekiz yıllık yaşamında beş ciltlik Medeni Hukuk kitabı, 100’e yakın inceleme, monografi, konferans metni yanında çağdaş hukuk alanında çeşitli ders kitapları ve çeviriler yayınlamıştır.

Velidedeoğlu’na göre: Atatürk, Türk halkını ileriye götürmek, dünyanın uygar milletler topluluğu seviyesine ulaştırmak için gösterdiği bütün çabalarda ve yaptığı bütün işlerde hiçbir zaman çelişmeye düşmemiş, seçtiği yoldan sapmamış, en küçük bir tereddüde kapılmamış, en ufak bir taviz vermemiş, hülasa her zaman özü sözüne uygun bir inkılâp adamı olarak ölmüştür. Bu cümleden hareketle Velidedeoğlu, Atatürk’ün eylemlerinde bir devlet ve siyaset insanı olduğu kadar özgün ve devrimci fikirleriyle de “büyük bir düşünür” olarak bilinmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu; 24 Şubat 1992 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.  Hocamız; Atatürkçü Düşünce Derneği olarak ölüm yıldönümünde Karşıyaka’daki dernek lokalinde üyelerin katılımı ile yapılan söyleşide anıldı.

Esenlikle kalınız…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar C. Şefik Koldaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler