Sepet hasırı sevdasına romatizmaya kapılmak...

Sepet hasırı sevdasına romatizmaya kapılmak...

Geçen hafta Hasip Bey'in kurduğu Çocuk Sevenler Derneği'nin çalışmalarından söz etmiş ve dernek için bir bina satın almayı düşünen hanımefendinin bu konuda yardım sözü vermesi üzerine de bina arayışına girildiğini anlatmıştım.

Hasip Bey'i hayatı boyunca takip eden talihsizliği burada da aynı azizliği yapmış ve son anda devreye giren Milli Eğitim akanlığı, daha yüksek fiyat vererek binayı ellerinden kapmıştı...

Gerçi bina dernek adına elden kaçmıştır ancak kimsesiz kız çocukları için kullanılacak olması, Hasip Bey'in kurduğu derneğin amaçlarına uygun olması da işin tesellisi olur. O aralar dernekte çalışan kişilerden bazıları İzmir dışında yeni görevlere ta­yin olduklarından derneğin yönetim kurulundan 3 kişi ayrılmak zorunda kalır. Öte yandan bir zaman önce toplanmış para ve malzeme yardımları da tükenir, yenilerinin gelmesi de kesilir. Derneğin parasal durumu bozulur ve sıkıntılar başlar.

Hasip Bey, dernek başkanı olarak bir kaç kez MiIli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarına başvurarak yardım ister. Ancak bu taleplere hiçbir şekilde cevap verilmez. Sonunda her yolun tıkandığını ve çocukların bakımını karşılayamayacaklarını anlayınca derneği kapatma kararı alırlar.

Yurtta kalan çocukları İzmir'de çeşitli atölyelerle, güvenilir işyerlerine yerleştirdikten sonra yaptıkları üçüncü genel kurul toplantısında yurdu kapatma kararını dernek üyelerine de onaylatırlar. Aynı toplantıda alınan kararla derneğin demir­baş eşyası ve çok az mevcut nakit parası Buca Kız Yetiştirme Yurdu'na devir edilir.

Öte yandan Alsancak'taki yeni ana bina eksiklerle de olsa tamamlanır ve 1942-1943 dönemi başında Cumhuriyet Kız Enstitüsü oraya nakledilir. Göztepe'deki okul ise Göztepe Akşam Kız Sanat Okulu adını alır. 1947-1948 öğretim yılında ise bu okul da Kız Enstitüsü'ne dönüştürülür.

Daha sonraları Kız Meslek Lisesi haline getirilecek olan Göztepe'deki okulun bünyesinde Kız Sanat Okulu, yetişkin eğitiminin verildiği Pratik Kız Sanat Okulu ve 36-60 aylık çocukların eğitim gördüğü Uygulama Anaokulu da bulunmaktadır.

Hasip Bey'in serüvenine dönersek, dernek işinde de hüsrana uğrayan değerli eğitimcimiz yine olumsuz duygular içine ne yapacağına karar vermeye çalışırken dönemin İzmir Millî Eğitim Müdürü'nden görüşme talebi alır. Bu görüşmede kendisinden, dernek için satın alamadığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü'nün Buca Kız Yetiştirme Yurdu olarak planladığı binanın göçmenlerden tahliyesi ve daha sonra da yurt binası haline gelmesi için gereken bakım ve onarımın sorumlusu olarak çalışması istenir.

Görevi mutlulukla kabul eden Hasip Bey, onarım işleri için verilen para yeterli olmadığından Buca Belediyesi ve askeriyeden yardım sağlayarak, binanın önündeki bölümü bir dekar büyüklüğünde çiçek bahçesine çevirir. Bu iş tam yedi ay sürer ve bina hazır hale gelip, çalışmaya başladıktan sonra da oradaki kız öğrencilere dört aylık bir dönemde yapma çiçek dersleri verir. Bu arada 1952 yılının tatil döneminde Millî Eğitim Bakanlığı'ndan gönderilen yeni bir talimatla yine Buca Yetiştirme Yurdu'nda, marangoz atölyesi öğretmenleriyle, gezici kurs öğ­retmenlerine iki ey süre ile örme mobilyacılık kursu düzenlemesi istenir. Haziran ve Temmuz aylarında yapılan bu kurstan sonra Hasip Bey bir başka teklifle karşılaşır.

Tarım Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı'ndan kendisi için izin alarak Bornova Ziraat Mektebi'nde, ülkenin çeşitli illerinden gönderilecek ziraat öğretmenlerine 25 Ağustos ile 30 Eylül tarihleri arasında Hasır ve Örme İşleri Kursu vermesini ister. Hasip Bey'in bu çalışma önerisini de kabul etmesi üzerine söz konusu kursa Çanakkale, Amasya, Sivas, Çayırova, Aksaray, Niğde, Bozöyük, Bornova ve İzmir merkezden meslekleri öğretmen, teknisyen, ziraat mühendisi ve müfettiş olmak üzere on altı kişi katılır. Bunların arasından beş kursiyer üs­tün yetenek ve başarı göstererek işi çok iyi öğrenir.

Söz konusu kurs tamamlandıktan sonra Tarım Bakanlığı Kültür Müşaviri olarak görev yapmakta olan Mazhar Eğilmez Bey, Hasip Bey'i İzmir'de ziyaret ederek "Bakanlığın Teknik Ziraat ve Bahçıvanlık Okulu öğretmenlerine sepetçilik sanatının öğretilmesini istediğini ve bu konuda kendilerine yardımcı olmasını" teklif eder.

Hasip Bey tekliften mutludur. Ancak Müşavir kişiye verdiği cevapta "Ülkemizde bulunan yerli söğüt ağaçları ile bu konuda düzgün iş çıkarılamaya­cağını, bu nedenle Almanya'da geniş arazilerde özel olarak yetiştirilmekte olan sepetçi söğüdünün çeliklerinin getirilmesini; ancak işin bununla da bırakılmayıp aynı zamanda bu söğütlerin soyulup yarılması için de yine yurt dışından özel makineler sağlanması gerektiğini" belirtir.

Tarım Bakanlığı Müşaviri Mazhar Eğilmez, Ankara'ya döndükten sonra konuyu ve aldığı cevabı dönemin Tarım Bakanı Nedim Ökmen'e iletir. Ondan aldığı onaydan sonra da Hasip Bey'i arayarak "Her türlü masrafı yapmaya hazır olduklarını ve ne gerekiyor ise sipariş edilmesinde kendilerine yardımcı olmasını istediklerini" bildirir.

Hasip Bey hemen bağlantı kurarak Almanya'ya, Tarım Bakanlığı adına işe yarar çeşitli cinslerden yüz bin tane sepetçi söğüt çeliği siparişi verir. Almanya'daki ilgili şirket yetkilileri Hasip Bey'i zaten daha öncelerden de tanıdığı için gerekli navlunu da ödeyerek çelikleri ödemeli olarak kısa zamanda İstanbul'a gönderir.

Ancak ülkemizdeki resmi işler o kadar çabuk yürümemektedir. Kısa zaman içinde gümrüğe gelen çeliklerin aynı süratle oradan çekilmesi bir türlü gerçekleşmez. Oysa o çeliklerin biran önce depolardan alınıp mevsim geçmeden dikilmesi gerekmektedir. Sıkıntı büyüyünce Hasip Bey, Tarım Bakanlığı'na üst üste yazılar göndererek sıkıntıyı anlatırsa da başarılı olamaz.

Öte yandan Almanya'daki firmanın gönderdiği uyarı mektupları da Hasip Bey'i ayrıca sıkıntıya sokmaktadır. Almanlar "Özel olarak toplanan çeliklerin en geç bir ay içinde topra­ğa dikilmesi gerektiğini ve onları bu düşünce ile hazırlayıp ambalajladıklarını; daha fazla gecikilirse önemli kısmının kullanılamayacak hale geleceğini, Türkiye'nin ödeyeceği paraya, hem de kendilerinin emeklerine yazık olacağını" ısrarla yazmaktadır. Bu yazışmaları Hasip Akıncı'nın eşi sürdürmektedir. Üstelik şirket Hasip Bey'i tanıdığı için ilgili Bakanlık yerine Hasip Bey'i sıkıştırmaktadır.

Ne yazık ki söz konusu çelikler İstanbul gümrüğünde ancak üç ay bekledikten sonra, bedelleri ödenerek Ziraat Bakanlığı tarafından alınır. Fakat getirilmesi gereken makineler için Tarım Bakanlığı, söz verdiği ödeneği bir türlü ayıramaz. Hasip Bey de çeliklerin getirilmesinde çektiği sıkın­tıyı ayrıca makine alımında çekeceğini gözönüne alarak, donanım için de ayrıca bir daha talepte bulunmaz.

Sıra çeliklerin dikilmesine gelmiştir. Bunun da uygulanması gereken belirli bir tekniği vardır. Hasip Bey'in eşi, ellerinde bulunan Almanca eserlerden bir özet çıkararak dikimi yapacak teknisyenler için özel bir rehber hazırlar. Ancak o rehbere karşın, dikim işi için de başlangıçta mut­laka başlarında bulunmak gerekmektedir. Tarım Bakanlığı bu iş içinde Millî Eğitim Bakanlığı'ndan özel olarak izin alır.

Hasip Bey, Mazhar Eğilmez ile birlikte tam da kış ayları başladığı dönemde dikim yapılacak yerleri dolaşmak üzere yola koyulur. Çelikler Teknik Ziraat ve Bahçıvanlık eğitimi veren okulların sahip oldukları tarlalara dikilecektir. Mersin, Amasya, Sivas ve Alaca'da bulunan okulları dolaşarak gerekli talimatları verirler. O yıl kış mevsimi Anadolu'da oldukça şiddetli geçmektedir ve Hasip Bey romatizma hastalığına yakalanır ve ciddi sıkıntılar çeker.

Yaşanan sıkıntılar sonuç verir ve tümünde olmasa da birkaç devlet üretme çiftliği ve Tarım Bakanlığı'nın bazı okul ve fidanlıklarında bu çelikler yetiş­ip, ertesi yıl ürün verir. İyi cins ve de verimli bir tür olduğu halde bu kez başka bir sıkıntı yaşanır. Ülkemizde sepetçilik sanatına yeterince önem verilmediğinden bu seçkin ürün lâyık olduğu değeri bulamaz ve bazı yerlerde söğüt dikimlerinden vazgeçilir. Ne yazık ki Hasip Bey'in ülkemiz için gelişmesini çok yararlı gördüğü ve özellikle köylülerin boş zaman­larını değerlendirmelerine yarayacak bu el sanatı, maalesef düşlediği düzeyde yaygın teş­kilâtlı ve verimli bir faaliyet alanı bulamaz.

1955 yılında oğulları Ahmet, İzmir Özel Türk Koleji orta kısmını bitirir ve girdiği sınav sonucu İstanbul'da Robert Kolej Lise bölümü öğrencisi olma hakkı kazanır. Ancak ailenin bütçesi evin tek çocuğunu böyle bir okulda okutmaya uygun değildir. Devreye giren ve avukatlık yapan dayı Hamit Karaorman, genç Ahmet'in eğitim masraflarını üzerine alır ve Robert Kolej'de yatılı okumasını sağ­lar. Ahmet Akıncı, 1964 yılında aynı okulun İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olacaktır.

1955 yılında ayrıca zamanında Atatürk'ün talimatıyla kurulan Bornova Ziraat Mektebi'nden doğan Ege Üniversitesi, İzmir'in ilk üniversitesi olarak açılır. Bu arada açılan her bölüm için yeni kadrolara gereksinim vardır. Bu arayış içinde üniversitenin rektörlük yönetimi Hasip Bey'in eşi Ayşe Hanım'ı görüşmeye çağırır. Ayşe Hanım'ın yabancı dil düzeyi ana lisanı gibi olduğundan, bu görüşme sonunda Ege Üniversitesi bünyesinde açılan Yabancı Diller bölümünde görevlendirirler. Ayşe Hanım bu bölümde tam on dört yıl görev yapacaktır.

Bu gün eklediğim içiçe iki fotoğrafı da Hasip Bey'in öğrencileriyle birlikte üretim çalışmalarından seçtim. Büyük fotoğrafta öğrencileri şapka yapım atölyesinde görüyoruz. Küçük fotoğrafta ise Hasip Bey'in kurduğu dernekte öğrencilerin hasırdan ürettikleri eşyalardan örnekler var.

Hasip Bey'in macera dolu serüvenini haftaya tamamlıyoruz. Sağlıkla kalın...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar Ürük - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?