Oppenheimer! Oscar ödüllerini geri ver: Suçlusun!

Dışarıda İsrail hükümetinin Filistinlilere uyguladığı soykırım protesto ediliyordu. İçeride 96'ncı Akademi-Oscar ödül töreni yapılıyordu. Bizde Pazar gecesiydi. Biz uyurken Amerika uyumuyordu. Ve beklendiği gibi 2024 Oscar Ödül Töreni’ne 13 dalda aday olan En İyi Film dahil 7 dalda ödül kazanan Oppenheimer damga vuruyordu. 

Filmi sinemada izlediğimde eleştiri hakkımı bu güne saklamıştım. Ödül alacak ve ben filmden bağımsız film kahramanı bilim insanı Opınhaymır’ı eleştirecektim. Bu yazı bir film eleştirisi değil, bir savaş karşıtı yazıdır. 

Filmin yönetmeni Christopher Nolan belgesel tadında yaptığı filme öyle son bir hayali diyalog eklemiş ki sanki Opınhaymır ile Aynştayn arasında geçen diyalogun tartışılacağını ummuş veya ummanın ötesinde, istemiş. 

Bilindiği gibi Opınhaymır, 1945 yılı Ağustos’unda Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan ve toplam 150 binden fazla insanın ölümüne neden olan Atom bombasını yapan ekibin başındaki bilim insanıdır. Soru şudur: Bilim insanları savaş ve ölüm aracı olarak kullanılacak silahları, bombaları yapıp politikacıların eline vermeli mi? Bu durumda ölümlerden kim sorumlu, kim suçlu? Kan kimin eline bulaştı, bilim insanının mı, politikacı, devlet adamının mı?

Oppenheimer! Oscar ödüllerini geri ver: Suçlusun!

İkinci Dünya Savaşı bittiği halde sırf teslim olmadı diye Japonya Kralını dize getirmek için atılan iki atom bombasında Aynştayn’ın sorumluluğu var mıydı? Filmin sonunda Opınhaymır’ın dediği gibi Atom bombasının kullanılmaması için ABD başkanı Ruzvelt’e mektup yazmasına rağmen Aynştayn aslında Opınhaymır’ı destekliyor muydu?

***

Filmin kahramanı Opınhaymır’ın çocukluğundan başlayan kişilik yapısı, onun bilim insanı olması ve toplu ölüme yol açan korkunç bir bomba yapımı ekibinin başına geçmesi arasında bir ilişki var mıydı? 

Mesela Opınhaymır İngiltere’de Keymbriç’te okurken laboratuvar kimyasallarıyla zehirlenmiş bir elmayı kasten öğretmeninin masasına bıraktı ama öğretmeni elmayı yemedi. Psikiyatrist Opınhaymır’a psikoz teşhisi koydu ama tedavinin işe yaramayacağını söyledi. 

Opınhaymır çok sigara içiyordu. Nitekim yıllar sonra gırtlak kanserinden ölecekti. Sevgilisi intihar etti. Şüphesiz herkesin yaşamında kırılma anları vardır, biz kişiyi anlamaya, tanımaya çalışıyoruz. Önyargılıyız. Her ne olursa olsun, kişi her ne yaşamış olursa olsun sonu katliama varacak bir projede yer alamaz düşüncesinde önyargılıyız. Kişinin yaşamına bakarak onu affetmeye çalışmayacağız. 

Oppenheimer! Oscar ödüllerini geri ver: Suçlusun!

Opınhaymır ilginçtir, Sanskritçe biliyormuş. Hindu kutsal metinlerini kendi dillerinde çevirisiz okuyormuş. Bhagavad Gita felsefesinden hayli etkilenmişe benziyor. Felsefi soru şu: Görev, kader ve sonuçtan bağımsız olma! Sonuçlardan korkmak eylemsizlik için bir gerekçe olamaz!

Atom bombası patlatılıp ölüm olup yağdıktan sonra bir röportajında Bhagavad Gita’dan alıntıyla "Şimdi ölüm oldum" demesi her şeyi açıklıyordu.  

Aklısıra Opınhaymır kendini şöyle avutuyordu, kandırıyordu, bizi de yıllar sonra kandırmaya çalışarak: Atom bombası yapımı bir görev olarak verildi, görevden kaçamazdı, bu bir kaderdi, ve atom bombasının yapımı sonuçlarından bağımsızdı.(?!) 

Almanya’da faşist Hitler Avrupa’yı kana boğmaya hazırlanıyordu. Atom bombası yapımı son aşamaya gelmişti. 1939 yılında Albırt Aynştayn buna dikkat çeken bir mektup yazdı. Daha sonra ABD yönetimi Almanlardan nükleer bomba hazırlıklarını çaldılar. İngiltere ve Kanada da ABD’ye atom bombası yapımı için her türlü desteği verdi ve projenin içinde oldu. Ve işler tersine çevrilip bu kez nükleer tehdit Almanya’dan değil de ABD’den gelince Aynştayn bu kez Ruzvelt’e bir mektup yazarak Atom bombasının kullanılmamasını istedi. Bilim insanları imza kampanyası başlattılar, ama Opınhaymır buna katılmadı. O vazifesinin başındaydı, 1945 yılı Temmuz ayında Manhıttın Projesi çerçevesinde ilk deneme yapılacak ve maalesef başarılı olacaktı. New Mexico eyaletinde yapılan deneme halka yalan söylenerek gizlendi. Binlerce insan kanserden öldü ve binlercesi hala kanserle mücadele ediyor. Eyalet sakinleri Opınhaymır filmi nedeniyle protestolarını yoğunlaştırdılar ve filme eleştiri getirdiler. Evet, film Opınhaymır’ın belgesel gibi hayatını anlatıyordu ama atom bombasının ilk denemesinin korkunç sonuçlarına da filmde yer verilmeliydi, diye protestolarını yükselttiler. Film, film olmaktan çıktı, toplumsal bir olaya dönüştü. Dolayısı ile ben de film kritiği yerine toplumsal yönlerini gündeme getiren, irdeleyen yazı yazma ihtiyacı duydum. Filmi Konak Pier’de izleyip sinemadan çıktığımda zaten sanki bu günleri ve tartışmaları görmüş gibiydim. 

Oppenheimer! Oscar ödüllerini geri ver: Suçlusun!

Aynştayn Opınhaymır hakkında şöyle düşünüyordu: "Oppenheimer'ın sorunu, kendisini sevmeyen bir şeyi, ABD hükümetini sevmesidir."

Nitekim Amerikan hükümeti onun güvenlik belgesini iptal etti. Taaa ki geçen yıl ABD başkanı Baydın’ın bir yanlışlık olmuş gerekçesiyle güvenlik belgesinin geri alınma kararını kaldırana kadar!

Atom bombasının atılması Ruzvelt döneminde değil, Truman başkanlığında oldu. Aynştayn Atom bombasının atılmaması yönündeki mektubunu sadece Rusvelt’e değil, bir kopyasını Ruzvelt’in eşine de verdi. Her ne olduysa, ne hikmetse Ruzvelt felç nedeniyle öldü! Bombanın atılması imzası Truman’a aitti. Daha sonra Opınhaymır bir görüşmesinde ABD başkanı Truman’a "Ellerimde kan olduğunu hissediyorum" dedi. Truman ise şöyle dedi: "Ona, kanın benim ellerimde olduğunu söyledim - bırakın bu konuda ben endişeleneyim." “Bilim insanları olarak silahın nasıl kullanılacağına dair kararlardan sorumlu olmadıklarını, sadece işlerini yapmakla yükümlü olduklarını söyledim. Eğer varsa, kan politikacıların eline bulaşmıştı!”

Dünyanın ilk atom bombası denemesi Trinity 80 yıl sonra da tartışılmaya devam ediyor ve ölümcül etkisini sürdürüyor. Bombadan etkilenenlere “rüzgarın estiği yönde bulunanlar” anlamına gelen “Downwinders” ismi veriliyor.

Oppenheimer! Oscar ödüllerini geri ver: Suçlusun!

Filmin son sahnelerinde güya Opınhaymır geliştirdiği atom bombasının patlaması sonuçlarıyla ilgili şüphelerini sunmak için Aynştayn ile görüşüyor. Ben filmi izlediğimde aklımda kalan bilgilere göre böyle bir sahnenin yaşanmadığını, Opınhaymır’ın kendini aklamak, kendini savunmak, kendi suçuna Aynştayn’ı dahil etmek için uydurduğunu düşündüm. Ve haklı çıktım. Filmin yönetmeni Kristofır Nolan itiraf ediyor: 

"Değiştirdiğim şeylerden biri bu. Gerçekten Oppenheimer'ın danıştığı kişi Einstein değil, Chicago Üniversitesi'nde Manhattan Projesi'ne destek veren Arthur Compton'dı. Einstein seyircinin tanıdığı bir isim."

Yazımın başlığını tekrarlıyorum: Oppenheimer! Oscar ödüllerini geri ver: Suçlusun! Ve en güzel cevap olarak sevgili Yunus Emre’ye sığınıyorum.Yüzyıllar öncesinden ne güzel demiş Yunus, “İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendin bilmezsen/Ya nice okumaktır.” 


# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birol Keskin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml