Bayrak sevgisi

Bayrağımız Cumhuriyetimizin ulusal ve resmi bayrağıdır. Al renkli zemin üzerinde beyaz hilal ve yıldız ile oluşmuş bayrak ilk olarak 1844 yılında Abdülmecit dönemindeki Tanzimat süresinde kabul edilmişti. Cumhuriyet döneminde, 29 Mayıs 1936'da 2994 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile Cumhuriyetimizin Ulusal Bayrağı olarak kanunlaşmıştır. 22 Eylül 1983’te 2893 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile bayrak ölçüleri belirlenmiş ve bayrak son halini almıştır. İstiklal Marşımızın birinci, ikinci ve onuncu kıtalarında bayrağımızdan bahsedilir. Bayrağımız, ülkesini seven her vatandaş için kutsaldır.

Geçmiş yıllarda ülkemizde ve dünyada bu günkü gibi haberleşme, bilgilendirme araçları yoktu. Sadece yazılı ve görsel basın (TRT) vardı. Bu gün ise TRT'nin yanında sayısız TV kanalları, akıllı telefonlar v.b. iletişim araçları var. Bu nedenle ülkeler arası tanıtımlarda bilgi sahibi olmada zorluklar yaşanıyordu. Yabancı ülkelerde yaşayanlar ülkemizi yeterince tanımıyorlar, bilgi sahibi olamıyorlardı. O kadar ki; bazı yabancılar “TURKEY” (günümüzde TÜRKİYE olarak tescil edildi) denildiği zaman akıllarına cennet ülkemiz değil kanatlı “Hindi” geliyordu. Bu çok üzücü bir durumdur. Hatta günümüzde bile yeterli iletişim donanımı olmayan ülkelerde yaşayanlar belki de hala ülkemizi yeterince tanımıyorlar, hatta bilmiyorlar.

Büyük Atatürk’ün bizlere emanet ettiği, özgürce yaşadığımız güzel vatanımızda, bayrağını ve ülkesini seven  tüm vatandaşlar, yetkililer, görevliler bayrağımıza ve ülkemize sahip çıkmalıdırlar, çıkmak zorundadırlar. Görevlerim süresince makamımda her zaman ve her koşulda bayrağımıza sahip çıktım ve ülkemin en iyi şekilde tanıtımını yaptım. Belirli program dahilinde özellikle gençlerimizden oluşturduğumuz  kız ve erkek takımlar ile görgü ve bilgilerini artırmak, ülkemizin tanıtımını yapmak üzere İstanbul ve İzmir karma takımları ile Avrupa’da düzenlenen spor turnuvalarına katılıyorduk. Bu kısa açıklamadan sonra, İstanbul ve İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü görevlerim sırasında bizzat yaşadığım önemli olayların ikisinden bahsedeceğim.  

1985 yılında İstanbul’da gençlerimizden oluşturduğumuz; Masa Tenisi, Atletizm ve Futbol karma takımlarımız ile bir haftalığına Kosova-Priştine’ye gidildi. Müsabakalar sırasında da program gereği, Spor İl Müdürü, TV Müdürü, Belediye Başkanı ve Kosova Bölge Valisine protokol ziyaretleri yapıldı. Bölge Valisi Enver Bey ile görüşmemizde; Sayın Valim, dünya tarihine mal olmuş büyük komutan Sultan Murat Han’ın  türbesini ziyaret ettik. Türbe çok bakımsızdı, lütfen ilgililere talimat verir misiniz, bakımını daha ciddi yapsınlar dedim. Vali Bey bana hitaben; Bahri Bey Türbenin bakımını soydaşlarınız olan Müslüman bir aile yapmaktadır dedi. Bana göre Vali Bey; sizin soydaşlarınız ecdadına Sultan Murat Han’a gereken ciddi ve saygın bakım yapmıyor demek istedi. Ben de cevaben, Sayın Valim bir elin beş parmağı var, parmaklar birbirine benzemez, ellere kumanda eden insanın beynidir, siz Kosova’nın beynisiniz, bakıcı aile sizin emrinizdedir, sizin dediklerinizi yapmak zorundadırlar diye cevap verince Vali Bey bozulur gibi oldu. Akabinde bana hitaben; Bahri Bey sizin burada bizlere karşı yapmış olduğunuz saygısızlığı biz Türkiye’ye geldiğimizde size karşı yapsak ne dersiniz, dedi. Cevaben Sayın Valim ben burada sizlere karşı saygısızlık yapmıyorum konuyu açıklar mısınız dedim. Vali Bey de; Bahri Bey, biz kaldığınız otelin önündeki, salon ve sahalardaki bayrak direklerine astığımız bayrakları siz indiriyorsunuz, yanınızda getirdiğiniz bayrakları onların yerine asıyorsunuz. Bu bize yapılan saygısızlıktır deyince ben de cevaben Sayın Valim burada bir saygısızlık yoktur tam aksi yapılan yanlışı düzeltme vardır. Zira sizlerin astığınız bayrakların ölçüleri nizami değildir. Çünkü bayraktaki “ay” uçları yıldızdan çok açıktır. Deyince Vali Bey; Bahri Bey ben burada on yıldır bu görevdeyim, Türkiye’den çok sayıda resmi- özel siyasi, askeri ve resmi görevliler, spor kafileleri, folklor ekipleri ve nice misafirler geldiler hiç biri bu konuda bize en ufak bir uyarı, istek veya serzenişte bulunmadılar. Hatta 85 km. güneyde Makedonya Üsküp’te Baş Konsolosluğunuz, 265 km. kuzeyde Sırbistan Belgrad’da Büyük Elçiliğiniz var. Onlar da zaman zaman ziyaretime geldiler bu konuda hiçbir istekleri olmadı, bu durumu bir tek sizde gördüm deyince, ben de yanlış yapmışlar diye cevap verdim. Vali Bey Türbe bakıcısı aileye gerekli talimatı vereceğim dedi ve konu kapandı.

Müsabakalar sonunda İstanbul’a dönüşümüzde güzergahımızı değiştirerek, Üsküp’e geçtik Baş Konsolumuzu ziyaret ettik. Baş Konsolumuz bizleri çok sıcak karşıladı ikramlarda bulundu. Baş Konsolumuza Kosova Valisi ile bayrağımızla ilgili görüşmemizi aktardım. Aynı yanlış Üsküp’te Mimar Sinan’ın yaptığı Taş Köprü'de asılı bayraklarımızda da vardı. Baş Konsolosa bunu da aktarınca, cevaben Bahri Bey ben buraya çok yeni geldim, bakacağım deyince dayanamadım ve Sayın Baş Konsolosum, siz buraya yeni gelmiş olabilirsiniz ancak sizden önce burada Baş Konsoloslar görev yaptılar, hatta şu anda sizinle görev yapan yardımcılarınız ve görevliler var onlar da mı bu yanlışı fark etmediler, ayrıca Türkiye Cumhuriyetimiz kurulduğu günden beri burada vardır deyince Konsolos Bey kızarak görüşme bitmiştir gidebilirsiniz deyip bizlere kapıyı gösterdi. Çıkarken de bana hitaben Bahri Bey isminizi not ettim, saygısızlığınızdan dolayı sizi rapor edeceğim deyince ben de kendisine ben de sizin isminizi not ettim deyip ayrıldık, İstanbul’a döndük. 

İstanbul’da oynanan futbol karşılaşmalarına sık sık rahmetli Başbakan Turgut Özal, beraberinde bazı Bakanlar ve milletvekilleri de geliyorlardı. İnönü Stadyumunda oynanan bir futbol karşılaşmasında o günkü Dışişleri Bakanı rahmetli Mesut Yılmaz da gelmişti. Kendisine Kosova Valisi ve Üsküp Baş Konsolosu ile olan görüşmelerimiz aktardım, üzüldü ve bakarız dedi. Bir ay sonraki karşılaşmamızda Dışişleri Bakanı rahmetli Mesut Bey bana, Müdür Bey Üsküp Baş Konsolosu Ankara’ya Merkeze alındı, size ve çocuklarımıza kapıyı göstermesi çok yanlış. Yabancı bir ülkede sizlere sahip çıkması gerekirken kapıyı göstermesi affedilmez demişti. Kendisine teşekkür ettim.

Geçmiş yıllarda ve günümüzde bir ülkenin en iyi şekilde ve kalıcı tanıtımı spor karşılaşmaları ile yapılmaktadır. İstanbul ve İzmir’de oluşturduğumuz futbol ve diğer spor dalları  karma takımları ile Avrupa’da yapılan spor turnuvalarına katıldığımızda, turnuvaya katılanlar sporcular, yöneticiler görsel ve yazılı basın mensupları gençlerimizi yakından görme fırsatını buluyorlar ve çoğu zaman çocuklarımızın Türk olduklarına inanamıyorlardı. Zira onlar için Türkler, esmer, karakaş ve sakallıdır. Özellikle de kızlarımızı modern kıyafetleri ile gördüklerinde de inanamıyorlardı. Burada Almanya’da bizzat yaşadığım bir olaydan bahsedeceğim. Şöyle ki;

İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü karma Futbol Takımı ile Almanya’nın Mahheim şehrinde gençler için düzenlenen uluslararası futbol turnuva davetine katıldık. Turnuvada birçok ülkeden katılımlar vardı. Türkiye-Norveç karşılaşmasında tribünlerde yanımızda 62 yaşında olduğunu söyleyen bir Alman vatandaşı da vardı. Müsabaka oynanırken bizim rehberimize sormuş sahadaki takımlar hangi ülkelerin diye. Rehberimiz de  Türkiye-Norveç deyince, Alman izleyici Almanca hayır olamaz, oynayanların hepsi sarışın deyince de, rehberimiz beni gösterdi ve bana Müdürüm pasaportunuzu verir misiniz dedi. Alman seyirciyi polis zannettim pasaportumu verdim. Alman seyirci bana dönerek ben 62 yaşıma geldim ama böyle sarışın Türklere pek rastlamadım siz de kumralsınız dedi ve özür diledi. Tesadüfen karma takımımızdaki çocukların çoğu sarışın çok azı da kumraldı. Alman izleyici bize Almanya’da yaşayan çok Türk’ü tanıyorum, genellikle esmer, karakaş ve sakallıdır diyerek bizler hakkındaki görüşünü açıkladı. Avrupa’da gittiğimiz birçok yerde benzer görüşlerle karşılaştık. Bu gibi karşılaşmalarda bizlerin, gençlerimizin gerçek durumlarını görünce fikirleri değişiyordu. Bana göre spor sayesinde güzel bir tanıtım oluyordu.

Ayrıca dünyada yapılan uluslararası spor organizasyonlarında sporcularımız altın madalya kazandıklarında göndere bayrağımız dikilirken İstiklal Marşımızın okunması, ülkemiz adına yapılan en büyük tanıtımdır, reklamdır. Hatırlanacağı üzere yıllar önce soğuk savaşların devam ettiği günlerde Amerika Birleşik Devletleri ile Çin Masa Tenisi takımlarının karşılaşmalarında yakınlık olmuş, devamında ABD Başkanı Nixon ile Kızıl Çin Başkanı arasında yapılan resmi görüşme de samimi bir hava içinde geçmişti. Masa tenisi müsabakalarında yaşanan yakınlaşma sayesinde  dostluklarını geliştirmişler, ülkeleri arasında güzel bir diyalog kurmuşlardı. Aslında spor karşılaşmaları ile Turizm ve Dışişleri Bakanlıklarının da  görevlerini çok güzel hava içinde Spor Bakanlığı yapmaktadır. 2002 yılında yapılan dünya futbol şampiyonasında üçüncü olan ülkemizi bütün dünya televizyonlarda izlemiş ve tanımıştı. Burada da sporun tanıtıcı etkileri görülmüş ve halen de görülmektedir.


# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahri Vreskala - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kim Olmalı?
Tüm anketler