Su

Günün sözü:

“Suyun değeri,kuyu kuruyunca anlaşılır”.

                                    Thomas Fuller

                                    (1608-1661) 

Su

Küresel sermayenin cehenneme çevirdiği dünya, haksız bölüşüm ve yok ettiği doğal  kaynakları ile “evrende tek yaşam belirtisi olan gezegen” özelliğini gün geçtikçe yitiriyor. Niagara’nın saniyede 5600 metreküp suyu, Birleşik Devletlerde geçtiği her yeri cennete çevirirken, Mavi kolu Etiyopya’dan doğan Nil ırmağının kıyısındaki ülkelerin açlık ve sefaletle boğuşması hepimizi derin derin düşündürüyor.

Yaklaşık 43 bin km3 yıllık tatlı su kaynağı olduğu düşünülen bu gezegende, suyun doğal dağılımı da son derece adaletsizdir. Bu haliyle, kullanılabilir kaynakların yüzde 45’inin Amerika kıtasında; bunun da büyük bölümünün Kanada ve ABD'de olduğu dünyada, Afrika’nın payı ne acıdır ki yüzde 10’un çok altındadır.

Ülkemiz, kişi başına düşen tatlı su kaynağı açısından 1500 m3 ile su fakiri ülke konumundan, vahşi sulama, yok edilen sulak alanlar, plansız kentleşmenin sonucunda yirmi yıl içerisinde bir level daha düşerek, artık su kıtlığı çeken ülke konumuna düşecektir. Durum vahimdir; kaybedecek zaman yoktur.

Yaşı 40’ın üzerinde olan herkesin okul duvarlarını süsleyen fiziki coğrafya haritasında, Anadolu’nun tam ortasında safir bir gerdanlık gibi asılı duran Tuz gölü, son 34 yılda yok olmanın eşiğine  gelmiştir. Orta  Asya’nın iklimsel değişikliği ile göç etmek zorunda kalan kadim halkların yerleştiği bu güzel topraklar, insanlarının göçebe kültüründen, yerleşik kültüre evrilememesi sonucu geldiği son toprak parçasını da ne yazık ki çöle çevirmek üzeredir.Suç toplumda değil; eğitimde sorunlu, yenilenmede ağır, denetimde sorumsuz devlet yapılanmasındadır. Değişim, hemen şimdi ve koşulsuz olmalıdır.

Güldür güldür akan sular, ne yazık ki artık yoktur. Topu topu 300 yıllık mazisi olan Tortum şelalesi, içinde balıkların oynadığı Melet, kıyısında serinlediğimiz Ergene ve Menderes ırmakları; ya HES’lere ya sanayi atıklarına yada bilinçsiz sulamaya kurban verilmiştir. Marsias’ın efsanesine konu olan kaynakların, daha Herodot’un eşsiz vadisine gelmeden yaşam emarelerini yitirdiğine bir nesil ne yazık ki gözleri ile tanık oldu.

Kanunu olmasına karşın kanunsuzluğuna göz yumulan yeraltsıuları’nın bilinçsiz kullanımı artık dehşet boyutlarına ulaşmıştır. Alternatif su kaynağı yaratmak yerine, ovalarda , dağ köylerinde açılan binlerce sondaj kuyusu, kurdun kuşun, börtü böceğin beslendiği su kaynaklarını tüketmiş ve buna ne yazık ki bazı  yerel yöneticiler üstelik açtıkları kuyuların başında ellerini yıkayarak göz yummuştur.

Bu vahim tablo gözümüzün önündeyken, bir farkındalık yaratmak amacı ile, 22 Mart dünya su gününde İzmir Mimarlık merkezinde TMMOB bileşeni meslek örgütleri, su ile ilgili düşüncelerini halkımızla paylaştı. Ne hazindir ki, kısmen dolu salonda konusu su ile ilgili olan kurumlardan tek bir bürokrat yoktu. Yerel seçimlerin arifesinde tek bir siyasetçi de göremedik. Çıkan sonuçların, kimlerin umurunda olacağını bilmiyoruz; ama bildiğimiz bir şey var.

Bu ülkenin, toprağına suyuna börtü böceğine sahip çıkan  mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları hala  var.

 

Günün kitabı:

Su

Foucault Sarkacı

Yazarı:Umberto Eco

Çeviren:Şadan Karadeniz

“Bir bilim tarihi romanı. Çok etkileneceksiniz”.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Koray Çetin Önalan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?
Tüm anketler