Atma Recep

Bu sene bahar erken geldi. Ama ne geliş! Havaya, suya, toprağa, memleketime… Üşümüştük doğrusu. İçimiz ısındı. Yüreğimizde kelebekler uçuşuyor. Ne bileyim, sanki şimdi yeşillenen doğa gibi bakıyoruz geleceğimize…

Dışarıda herkesin yüzünde bir mutluluk, neden ki? Bahardan mı acaba? Markette, alışveriş yapan teyzenin, yanındakiyle konuşmasını duyuyorum ‘Bahar başımıza vurmasın, aman’ diyor, tebessümle. Merakım uyanıyor neden böyle söylüyor diye düşünmeye başlıyorum…

Türkçemizdeki deyimlere hayranım. Atalardan beri süregelen bu kalıplaşmış sözler, ne de güzel anlatıveriyorlar yaşadığımız durumları günlük hayatlarımızda. Deyimler, sanki “benim üzerime söyleyecek başka lafa gerek yok” diyorlar, diğer tüm kelimelerin arasından sıyrılıp! Ara sıra bu sözlerin nereden çıktıklarını araştırırım merakla. Bu hafta hoşuma gidenleri size de anlatayım heyecanla…

Avucunu Yala: bu deyim; umduğunu bulamamak, anlamında kullanılır. Ne alaka derseniz, kaynaklarda hikayesi şöyle geçiyor:

Kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalayarak karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa bile, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler…

Saman altından su yürütmek: Çıkarları uğruna gizli işler çevirmek anlamında kullanılır.

Vaktiyle bir ova köyünde köylüler tarlalarını sulamak için, ırmağın suyunu nöbetleşe kullanmak üzere anlaşmışlar. Irmak boyunda bulunan tarlalar, açılan kanallar vasıtasıyla sıra ile sulanıyor, herkes ziraatıyla meşgul oluyormuş. Köyün açıkgözlerinden birisi, daha fazla su alabilmek için tarlasında derin ama ince bir kanal kazıp ırmaktan su çalmayı aklına koymuş. Kanalı gizleme maksadıyla da üzerini çalı çırpı ve taşlarla örtüp araziye uydurmuş… Maksadı anlaşılmış olacak ki deyimlerin arasında yerini almış.

Foyası meydana çıkmak: Birinin gerçek yüzünün, kötü niyetlerinin veya gizli kalmış kötü bir durumun ortaya çıkması, anlamındadır. Hikayesi ise şöyle; Kuyumcular yaptıkları yüzük, küpe, gerdanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışığı daha iyi yansıtması ve parlaklığının artması için FOYA adı verilen bir madde sürerler. Zamanla sürülen bu foya dökülür. Bu duruma foyası çıkmış denilir. Halk arasında yalan söyleyen, sahtekarlık yapan kişilerin yalanları ortaya çıktığında “foyası meydana çıktı” şeklinde benzetme yapılır.

Atma Recep hepimiz din kardeşiyiz: Bu deyim, birbirimizi tanırız, birbirimizin ne olduğunu biliriz anlamındadır. “kurusıkı palavra atanları, ikaz etmek için”, kullanılır.

Hikayesine gelince;Osmanlı Devleti’nin, hudutları içinde onlarca devleti barındırdığı devirlerde; elbette asayişi sağlamak her zaman her yerde pek mümkün olmuyordu. Zaman zaman, ayaklanmalar çıktığı gibi, otoritenin uzaklığından istifade eden eşkıyalar, sık sık dağlara çıkıp kendi halklarını soyup soğana çevirmenin yollarını arıyorlardı. İşte Arnavut Recep adındaki bir eşkıya başı da böyle biriydi ve çetesiyle birlikte dağa çıkmış, halka zulmederdi.

İşi iyice azıttıklarının haberi hükümet merkezine ulaştığında peşlerine bir birlik gönderilmiş ve Recep ile arkadaşları saklandıkları yerde kıstırılmıştı. Recep, bir kurtuluş, bir hal çaresi kalmadığını anlayınca askerlere doğru bağırmaya başlamış:

“Etmeyin more, hep din kardaşiyiz. Atmayın, teslim oluyoruz!” Teslim olan Recep ve çetesi yakalanıp, bu seferlik az bir cezaya mahkûm edilmiş. Sonraları Recep, bu olayı kahve köşelerinde anlatırken:“More, vallahi gebertecektim zaptiyelari. Çolukumuz çocukumuz var diye ağladılar da acıdım” diye palavra atarmış. Bir gün dinleyenlerden, işin aslını bilen birisi, “Atma Recep” demiş, “biz de din kardaşiyiz.”

Osmanlı tokatı: Osmanlı ordusunda savaşlarda birebir mücadeleler sırasında silahın elden düşmesi ya da kırılması esnasında, düşmanın yüzüne burnun ucuna denk gelecek şekilde atılan tokat. Osmanlı Tokadı zannedildiği üzere her Osmanlı’nın değil, yalnızca alanında uzman askerlerin uygulayabildiği bir tekniktir. Osmanlı Tokadını ‘delibaş’ isimli askerler yıllar süren eğitim sonucu atabilirlerdi.

Delibaş’ların çocukluktan itibaren pirinç ve hamurla beslenip vücutlarının güçlü ve diri kalmasını sağlanır ve yine erken yaşlardan itibaren her gün yüzlerce kez yağlı ellerle mermere vurarak gelişimlerini tamamlarlardı.

İlk Osmanlı tokatını atan kişi Osman Bey'miş! Bir rivayete göre Osmanlı'nın kurucusu Osman Bey'in bir tartışma sırasında hiddetlenerek attığı bir tokat sonucu, tokadı yiyen kişinin oracıkta ölmesi üzerine söylenmeye başlanmış olduğu iddia ediliyor.

“Dünyaca meşhur olan Osmanlı tokadı şiddetine göre karşıdakini bayıltabilir, beyin kanaması ya da kulak hasarları oluşturabilir ve öldürebilir.”

Hz. Mevlana da fiziksel ve ruhsal anlamdaki tokatlardan bahsetmiş;

“Edep sahibi yediği tokadın sahibini aramaz, sebebini arar.”

Zengin Türkçemizde daha çok deyimler, sözler var. Benim meraklanıp baktıklarım şimdilik bunlar…

Önümüz bayram. Herkesin bahar dolu nice milli ve dini bayramlar yaşamasını dilerim…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gamze Cantürk - Mesaj Gönder

# gibi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml