Kalkınmada uzun vadeli planlama ve düşündürdükleri

Kısa vadede ve özellikle pek bir bedel ödemeden gelen üstün başarılara hep kuşku ile yaklaşmışımdır. Hele bunların tesadüflerle, şansla açıklanması içime sinmez. Ben daha çok, önce kararlı bir şekilde istemek, planlamak, adım adım yürümekten, tuğlaları bir bir dizmekten yanayım. Bu yorum bireyler için olduğu kadar, ülkeler için de geçerlidir.

Aklıma, I. Ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra yerle bir olan, her alanda dibe vuran Almanya ile korkunç bir iç savaş yaşamış Güney Kore, iki şehri atom bombası yemiş Japonya örnekleri geliyor. Gerçekten da 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya’da birçok kent yerle bir olmuş, alt yapı ve üst yapı tamamen yok edilmiş ve müttefik güçler tarafından paylaşılmıştı. Adeta “küllerinden yeniden doğan “ Almanya, uzun bir süreçten sonra Avrupa’nın birçok alanında en güçlü devleti konumuna gelmiştir. Günümüzde birçoğumuz için kalite, sağlamlık, dayanıklılık ve güvenirliği ifade eden “Alman malı” ibaresinin imajı, onlar için büyük bir gurur kaynağı olsa gerek.

Kalkınmada uzun vadeli planlama ve düşündürdükleri

Güney Kore örneğine gelirsek, Kuzey-Güney Kore Savaşı’ndan enkaz altında çıkan bir ülkenin zamanla bir teknoloji devine dönüşümünü hayret ve gıpta içinde örüyoruz. Samsung, LG, Hyundai gibi sektörlerinde dünya devlerini çıkaran, teknolojide farklı bir seviyeye çıkan, hatta günümüzde müzik, sinema gibi kültürel alanlarda bile söz ettiren bir ülkedir Güney Kore.

Söz konusu ülkelerin büyük yıkımları sonrasında toparlanmalarında stratejik konuma sahip olmaları, savaş sonrası ABD’nin ne pahasına olursa olsun Rusya’nın gelişimini engellemek için parasal yardımları mutlaka rol oynamıştır. Fakat yalnızca bunlara vurgu yapmanın haksızlık olduğu aşikar. Doğal zenginlikleri, stratejik konumu olup, yardım da alan birçok ülkenin durumu ortada. Bahsedilen ülkelerin başarılarının altında yatan 4 büyük etken, yetkililer tarafından doğru planlama, bu yönde yönlendirme, iş dünyası, yatırımcılar, üniversiteler gibi farklı kesimlerin koordineli çalışmasının sağlanması ve gençlere yatırım geliyor.

Doğru planlama ve yönlendirme için yakın ve uzak geleceği iyi okuyan, kararlı ve vizyon sahibi yöneticiler, siyasiler ve bürokratlar çok önemli. Bu noktada yetkili pozisyonlara doğru kimselerin getirilmeleri, yani son dönemde sıklıkla anılan “liyakat” konusu karşımıza çıkıyor. hatta bir adım ileri giderek, sistemin, doğru olmayan kimselerin yetkili konuma getirilmesini engelleyecek bir yapıda olması gerektiğini düşünüyorum. Belirlenen orta ve uzun vadeli hedeflere gidilecek yolun taşları sabır ve kararlılıkla döşenmeli ve arkasında durulmalı.

Tıpkı 30 metrelik iri gövdesini taşıyacak yüzlerce metrelik köklerini uzun sürede yerin altına salan, bu zaman zarfında hemen hemen hiç uzamayan, ama 5 yıl sonra her gün 30 cm büyüyen moso bambuları gibi.

Kalkınmada uzun vadeli planlama ve düşündürdükleri

Bununla birlikte, orta ve uzun vadeli planların ancak ve ancak öngörülebilir, hesaplanabilen, sık sık sürprizlerle karşılaşılmayan bir atmosferde gerçekleşebileceğini de unutmayalım. Yönetimin hedef belirlemelerinde sık sık değişikliğe gittiği, sıklıkla farklı uygulamalara geçildiği ortamlar, hedefe varmayı zorlaştırdığı gibi, planlamacıların inancını ve motivasyonunu elbette bozacaktır. Aynı şekilde bir ülkede sosyal, ekonomik ve siyasi kriz potansiyeli bulunması, uzun vadeli planlamacılardan çok, anlık fırsatları değerlendiren, yeni oluşan şartlardan fırsat yaratan kesimler için uygun ortamlar sağlar. Bu noktada, Türk insanının ve iş dünyasının uzun vadeli programlar, araştırmalar ve yatırımlar konusunda daha çekinceli ve tedbirli; buna karşın, atak, kıvrak, fırsat boşluklarını değerlendirme, kuralları kendine fırsat verecek şekilde zorlama konusunda çok başarılı yapısı aklıma geliyor. Vizyoner yaklaşımlar, kadrolar için liyakata önem, uzun vadeli gerçekleşebilir hedefler ve programlar, bu programlara bağlılık ile öngörülebilir ve istikrarlı siyasal, sosyal, ekonomik ortamların mevcudiyeti perspektifinden Türkiye’mizin değerlendirilmesini okuyucuya bırakıyorum.

Yukarıda değindiğim söz konusu ülkelerin başarısındaki diğer etkenler, yönetimin iş dünyası ve farklı kesimlerle sağlıklı ve karşılıklı güvene dayalı bir işbirliği içinde çalışabilmesi ve gençlere yatırım idi. Ayrıca Almanya, G.Kore ve Japonya örneklerinde olduğu gibi, inanılmaz yükseliş hikayelerinde toplum kültürlerinin önemli taşları disiplinli çalışma, işe (ve hatta daha genel anlamda toplumuna ve devlete) saygı ve iş ahlaklarına dikkat çekmek isterim. Bu etkenlerin kendi başına ve detaylı olarak ele alınması gereken konular olduğunu düşündüğüm için, onlar da başka yazılarımın konusu yapmam daha uygun olacak.

Tekrar ana konumuza dönecek olursak, geçen aylarda gerçekleşen ilk uzay yolculuğu deneyimimiz konumuza güzel bir örnek. Ocak ayında uzaya giden bir takıma, astronotumuzun dahil olması mutlaka hepimizi heyecanlandırdı ve sevindirdi. Bu adımın uzun vadeli, yararlı ve gerçekleştirilebilir bir planın parçası olup olmadığını açıkçası bilmiyorum. Bakanımız, hedefimizi farklı kurumlarımızın geliştireceği roket sistemleri, fırlatma rampaları vs. ile kendi uydularımızın uzaya taşınabilmesi ve paydaşı olacağımız bir uzay limanına sahip olup, kendi uzay sistemlerimizi uzaya taşıyabilmek ve bu alanda söz sahibi olabilmek şeklinde açıkladı. Konu ile ilgili değerlendirmemiz şu soruların cevaplarına bağlı olmalı. Uzay ile ilgili projeler mevcut şartlar altında gerçekleştirilebilir nitelikte midir, ülkemiz ve insanımız için rantabl (verimli) mıdır? Gerçekleşen uzay yolculuğuna katılım, bu projelere hizmet ediyor mu? Cevaplarımız eğer evet ise, yolculuğu taktirle karşılamalıyız. Eğer hayırsa, çocuklarımıza rol model olması, toplumda yarattığı heyecan ve gurur bakımından mutlaka değerli olan bu uzay yolculuğumuzun, özünde “farklı” hedefler içerdiği sorgulanmalıdır.

Kalkınmada uzun vadeli planlama ve düşündürdükleri

Öngörülebilir, istikrarlı ortamlar için zemin oluşturacak çalışmaların başarıyla yürütüldüğü, sonrasında konusunda uzman ve liyakat ile getirilmiş yöneticilerin vizyoner yaklaşımlarıyla geleceği doğru okuduğu ve toplumun farklı kesimleriyle uyum ve başarı içinde çalıştığı, her bireyin de pozisyonu ne olursa olsun, işini doğru ve en iyi şekilde yapma gayreti içinde olduğu günlere kavuşmak dileklerimle, .

Foto 1: 2. Dünya Savaşı sonrası Dresden / Almanya

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Moris Crespin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml