Ezmek…

İki yol var;

Ya insanoğlunun çoğunun yaptığı gibi hep garipleri ezmek, ya da güçsüzlerin yanında olarak kendiniz gibi yola devam etmek.

Benlik duygusu yüksek olanlar ilk yolu tercih ederler.

Karakteri zayıf olanlar ilk yolun müdavimidirler.

Çünkü ilk yol zannettiğinizden daha kolaydır.

Aslında bir insanın bencil olması daha kolaydır.

Çıplak kraldır o.

***

Ezen bir insanın kendinden başkasına zararı o kadar fazladır ki rahatsız edicidir, ben merkezliliği yüzünden yüzbinler zarar görür.

Kendini kıyaslar.

Bir basamak üstte görünmeyi hedefler.

Büyük adımlar atamaz gururundan.

Ve ölene kadar böyle devam eder.

Çok bilmiş ama çok da bir şey bilmemiştir.

***

Etrafındaki her insanı kendi gibi görmek ister.

Etiketler…

Ötekileştirir…

Aşağılarlar…

Yaftalarlar…

"Standartlarına" uymadığını ayırır…

Hakir görür…

İnsanların yaşamlarından bir haberdir…

Kültürlerinden, maddi durumlarından bir haberdir. Azımsanmayacak bir çoğunluğa aittirler.

***

Ötesi ezmektir. Güçlünün güçsüzü yok etmesidir.

Baştan dışlamıştır çünkü.

Beğenemezler.

Şu da bir gerçektir ki aslında zavallı kendileridir.

Çokluk içinde yapayalnızdırlar.

Makam ve mevkilerinde yalnızları oynarlar.

Asıl hak sahibidirler. Ya kendilerine göre düzenlerler.

Ya da düzene uymaya mecbur ederler.

En tehlikeli modeller işte bunlar.

Ve dünya da bu modeller şimdi hüküm sürüyor.

Zalimlikle ve aldırmazlıkla köle gibi davrandıklarına yapmadıkları zulüm yok.

***

Vasfından ötürü diğer kişilerden üstün olduğunu düşünenler yanılır.

Kendini takdir edilen kişiymiş gibi görür oysa çok can yakar ve yaktıklarından da ah alır.

Herkesin nefsi var.

Ama o nefs başkalarını değersiz hissettiriyorsa yandaşlarını değerli hissettiriyorsa en büyük sorun orada gizli bana göre.

O, sağduyusunun önüne kibrini geçirdiği için mi acaba bu durum?

Nereye varacağız?

Niyetimizi temiz tutacağız.

Dip notlar;

Kral çıplak… İmparatorun Yeni Giysileri…

Bu hikâye Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen tarafından kaleme alınmıştır Andersen Masalarından bir tanesidir. Nesilden nesillere aktarılarak günümüze kadar gelen kral çıplağın hikayesi…

“Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, bir ülkenin bir kralı varmış.

Bu kral kötü bir insan değilmiş ama ülkenin sorunlarıyla hiç ilgilenmez, devamlı süslenip püslenmekle ve kendine yeni kıyafetler yaptırmakla meşgul olurmuş. Halk elbette bu durumdan hiç memnun değilmiş. Günlerden bir gün kral, ülkenin en iyi terzilerini saraya çağıran bir ferman yayınlamış.

Gelen terzilerden bir tanesi, krala dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kumaştan özel bir kıyafet dikeceğini söylemiş. Günler geçmiş ve terzi yeni diktiği kıyafetle gelmiş. Terzi kralı güzelce giydirmiş ve aynanın karşısına geçirmiş. Kral, üzerinde tek bir kumaş bile olmadığını görünce terzinin kendisiyle dalga geçtiğini düşünüp hiddetle bağırmış. Terzi ise kibar bir şekilde bu kumaşı yalnızca akıllı kişilerin göreceğini söylemiş.

Kral kendisinin akılsız olduğunun düşünülmesini istemediği için terziye bol bol altın verip göndermiş. Etrafındaki herkes, görmedikleri kıyafetin ne kadar harika olduğunu söylüyormuş. Kral, yalnızca akıllıların gördüğü kıyafetini giyerek halkın arasına karışmış. Herkes kralın halini görüyormuş ama korkudan sesini çıkaramıyormuş.

Derken bir çocuk çıkmış ve kralı göstererek ‘Aaaaa, kral çıplak, çıplak!’ diye bağırmış.

Herkes kahkahalar atmaya başlayınca kral utana sıkıla koşa koşa sarayına dönmüş.”

Kitaptan…

 “Martı Jonathon Livingston” Richard Bach…

“Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?”

“Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı. Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu...”

“Yaşama amacımızın mükemmeli bulma ve onu açığa çıkarma olduğunu anlamak için diğer yüzlerce hayat yaşandı.”

“Bizler; karın doyurmaktan, didişmekten, sürü içinde güç kanıtlamaktan çok daha önemli değerlerin var olduğu bilincine ermek için kaç yasamdan geçtik acaba?”

“Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!”

“Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; “Öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi…”

“Gözlerinle gördüğüne inanma, gördüklerin yalnızca sınırlı olandır. Sezginle bak. Öğrendiklerinin bilincine varmaya çalış...”

Mutlu kalın…

Fıkra;

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar;

-Hz. Nuh’un gemisine zeytin dalını getiren güvercin dişi miydi erkek miydi?

Hoca hemen cevabı yapıştırır.

-Mutlaka erkek. Dişi olsaydı çenesini uzun zaman kapalı tutamazdı.

Günün sözü: Bir sürüngen öbür sürüngeni sömürür... Karamazov Kardeşler…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nur Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml