Allah düşürmesin

Allah düşürmesin

Muhterem kari, yıllar yıllar evvel Pamuk Prenses yumurtada amino asit iken Denizlili bir arkadaş hekim olmak için merdivenleri zorlamakta. Evin küçüğü, anasının kıymetlisi, üç oğlanın en sevimlisi. Bütün aile onu okutmak için seferber olmuş, amca kendi çocukları kadar sevip kıymet veriyor. O da, hakkını inkâr etmeyelim, bu emeği ve sevgiyi boşa çıkarmadan çalışıp okulunu zamanında bitiriyor. Derken mecburi hizmet gelip çatıyor ve o vazifesini de hiç aksatmadan yaptıktan sonra güzelce çalışıp her genç hekimin hayali olan devlet ihtisas sınavını kazanıp güzide bir tıp fakültemizde Anestezi ihtisasına başlıyor. Bu kadar girizgahı kısa tercüme-i hali ile arkadaşı tanıtmak için yaptık. Bir ara güreşe de merak salmış, etine dolgun, boylu-poslu, haniyse mahallenin gözbebeği, yakışıklı bile denebilecek bu arkadaşımız hayatı hususisinde bir arıza çıkmadan hem işini yapıyor hem de cinsi latiften yana maşallah ilgi ve alakaya mazhar oluyordu. Rahmetli anacığı gelen telefonları duydukça tasalanır, oğulcuğu helal süt emmiş mütenasip bir aile evladıyla dünya evine girsin diye dualar eder, susuz dedeye adaklar adardı. Yeğenini çok seven amca duruma müdahil olarak dur-çüş demeye kalmadan ben gelini buldum diye geldi.

Amcanın küçük bir kusuru vardı: akşamcı, alemci denen cinsten olup memleketin bütün meyhanecilerini, pavyoncularını tanır; içip paşa paşa eve gelse neyse de sabaha kadar o kapının, bu kapının ipini çeker, parayı bulduğu zaman memleketin bütün müzikhollerini gezerdi. Eee kimi bulsun: memlekette üç pavyon, iki meyhane sahibi Sami beyin kızını elbet. Dr. arkadaşın ana-babası amcaya “yuhh bu da olur mu” diye itiraz ettilerse de amca anlattıkça anlatıyor. Siz işine bakmayın, kız bir evin kızı, ana baba üstüne titriyor, kız lisesi mezunu, olgunlaşma enstitüsünden diplomalı, şöyle güzel, böyle mahir, beli ince, saçı siyah diye methettikçe en sonunda görücü gitmeye razı geliyorlar. Çiçek, çikolata hazırlanıyor ve memleketin zengin bir mahallesindeki eve gidiyorlar. Misafirperverlik fevkaladenin fevkinde, kız bakmalara kıyılmaz bir ahu, terbiyeden başını kaldırmıyor, kimseyle göz göze gelmemeye itina ediyor, müstakbel ana babasının elini öpüyor, bizim doktorun kahvesine tuz koyup meylini de ifade ediyor. Amca, Sami beyi işretten tanıyor lakin kızın annesinin kibarlığı, bilimliliği, evdeki nizam-intizam hepsini hayrete düşürüyor. Sami Bey memnun, coştukça anlatıyor: benim İstanbul’da da işyerlerim var, ayda iki hafta orada kalırız ailecek, Boğaz’da bir evimiz var yollu hafif mal beyanlarıyla arkadaşa tesir mahiyetinde muhabbetler açıyor. Herkes memnun, emir Allah’ın deyip kız isteniyor, mutat veçhile müsaade istirham ediliyor ve birkaç gün bekledikten sonra müspet cevap geliyor. Aileler memnun, doktor arkadaşın içi pırpır. Bir prensesle uzun bir hayat onu bekliyor. Prensese gelince, dökümlü gipür gelinliğini, yıllardır hazırladığı çeyizindeki varsa eksikleri, gecelikleri, sabahlıkları, doğacak ilk bebeğin mama önlüğünü düşündükçe uyku tutmuyor. Çok bakamadığı talibinin civanmert endamını tahayyül etmediği bir anı geçmiyordu.

Kararlaştırılan günde aile arasında bir nişan yapıldı. Sami beyin işyerlerinden tanıdığı gizli ortağı diye dedikodusu yapılan bir mebus gelip nişanlarını taktı. O gün aileler düğün mevzusunu da görüştü, daha ihtisasının bitmesine bir yıldan çok vardı, yaşları da genç o bitsin o vakit yaparız dediler. Sami bey “damadım evladımdır” dedi, güveni tamdı, ara sıra görüşürler biz asri bir familyayız oğlan bize gelir, kız müstakbel kayınpederinin evine gider, tanışırlar daha iyi olur dediler. Herkesler mutlu, ağızlar kulaklarda, yüzükler parmaklarda ayrıldılar o akşam. Birkaç gün sonra “oğlan gelsin nişanlısını gezmeye götürsün” diye haber saldılar. Gençler çıktılar, çarşı pazar, muhallebici dolaşıldı, usulünce sohbet. Sonraki hafta sinema, el ele gezmeler, her şey hesabına uygun ilerliyor. Bu arada, son sene ihtisasın zor zamanları, mesuliyet artmış, iş ağır. Bazen Sami Bey kızını ve eşini alıp oradaki işyerleri için birkaç hafta İstanbul’a gidince hasretlik koyuyor. Nöbetler bir taraftan. O vakitler cep telefonları çıkmamış, üç beş gün görüşemeyince uzuuun kordonlu ev telefonu odaya götürülüp kapı kapatılıyor ve kabarık telefon faturaları “kızım telefonu bu kadar meşgul etme baban arayacak” ikazları arasında kaynayıp gidiyor. Sami bey baharın geldiği o ilk yazda bir sürpriz yaparak müstakbel damadını İstanbul’a davet etti. Arkadaş sevinçle karışık şaşkınlık arasında klinikten üç gün izin alıp Topkapı garajına indi, şoför kendisini aldı, Boğaz’da iki katlı, muhteşem balkonlu villaya getirdi. Sami beyin variyeti anlattığının da fevkindeydi, balkondaki kahvaltı sonrası genç nişanlılar İstanbul’u bir de aşk gözüyle keşfettiler. Akşam kayınpeder ve kayınvalideyle buluşup adı pek duyulmuş balık lokantasında mükellef bir yemek sonrası eve döndüler. Genç kız babasının ikram ettiği şarapla hem esrimiş hem daha da pembeleşmişti. Doktor arkadaşa ailenin mensubu muamelesi yapılıyor, o rahatlıkla üst katta bir oda gösteriliyor, Sami Bey “tek damadımı otellerde mi yatıracağım” diye söyleniyordu. Herkes yattı, hafif içki, yorgunluk el ayak çekildi ne olduysa o vakit oldu.

Bir müddet sonra karanlıkların içinden bir gölge doktor arkadaşın kapısını mandal sesine dikkat ederek açmış, baş ucunda belirmişti. Moda tabirle üzerine hafif bir şeyler almış genç kız nişanlısını daha da yakından tanımak istemişti. İşin hekimlik tarafı tam burada. Esrik gençler birbirine sarıldığında o da ne kız bir anda sararıp doktorun kollarının arasından kayıp gitmiş. Nişanlı doktor ama şartlar namüsait. Hızlı bir muayene sonucunda nabız yok, solunum durmuş, renk kaçmış, bildiğin mevta. Allah’ım tren bekliyorum desen kimse inanmaz; bu saatte, bu kılıkta, misafirlikte, ananın adı babanın adı anlat anlatabilirsen o dekolte kıyafetin içindeki kızın halini ana-babaya, hâkime-savcıya ne anlatırsın. Ammmaaa bilim başka bir şey. Anestezi-reanimasyon ilmine vakıf hekim olanca kuvvetiyle önce iman tahtasına bir yumruk sonra burnunu tıkayıp ağızdan bir kuvvetli üfürük, bir iki kalp masajı derken kızcağız öksürerek aksırarak dönüyor, solunum, nabız başlıyor. Vaso vagal senkop derler tıp dilinde Vagus sinirinin hikmeti anlat anlat bitmez. Kendine gelip oturunca anlatıyor “ben ilk nişanlımdan da böyle ayrılmıştım’’ diye. Arkadaş kızı odasına yolcu ettikten sonra eşyalarını toplayıp usulca evi terk ediyor. Sonra kız aileye ne anlattıysa. Şimdilerde 70 yaşlarındaki arkadaş olayı anlatırken hâlâ o günkü heyecanı yaşıyor. Tababet deyip geçmeyeceksin.

Son söz: Gerçek hekim her hasta ile yaşayıp her hasta ile ölendir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Dr. Kadir Devrim Demirel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml