Kent ve Yaşam

Neolitik Dönem sonlarında başlayan toplu yaşama amaçlı yerleşimler,  daha sonraki dönemde ilk kentleri oluşturur. Kentler neredeyse temel yaşama birimlerine dönüştü günümüzde.

Düşüncemizi besleyen çok değişik kaynaklar arasında yaşıyoruz. Yaşam çevremiz ne denli genişse, düşüncelerimiz o ölçüde varsıllaşıyor. Yaşadığımız doğal çevre kadar, yeme içme biçimimiz, çevreyle ilişki kurma davranışımız bizim kültürümüzü oluşturuyor. Bu doğal bulduğumuz koşullar, kişiliğimizi de belirliyor. Bu nedenle, hazır bulduklarıyla yetinenler, küçük yerleşim birimlerini çok önemserler.

1950 Sonrası, yapısal olarak değişmeye başlayan üretim nedeniyle, köyden kente göçler değişik yoğunluklarda sürüyor. Tarım ekonomisinin bir türlü hak ettiği değeri görmediği ülkemizde, insanımız çaresiz yollara düşer. Önce büyük kentler, sonra Almanya, Fransa ve diğer ülkeler göçmenlerin yurdu olur.

Büyük kente, yabancı ülkeye ürkek yaklaşan göçmenler, varlıklarını korumak için ilginç çözümler ürettiler. Geldikleri yeri, (köy kasaba, kent), diğerlerinden değişik olmanın hazlarını geliştirerek özelleştirmeye çalıştılar. Onların yemekleri çok lezzetlidir. Başka yerde bunu bulmak mümkün değildir. Oranın insanı mert, kadını güzel, erkeği yakışıklıdır. En güzel hava, en güzel doğa onların geldikleri yerdedir. Onların suyu gibisi yoktur. Bir dönem iş için gittikleri kentlerin içinde yitip gitmemek için “hemşericilik” önem kazanır. Onların gittikleri kahveler, mahallelinin sosyalleştiği, gelenlere danışmanlık yapılan önemli kurumlara dönüşür. Kent dernekleri çoğalır. Dernek yemekleri büyük coşkuyla gerçekleşir.

Kentin kültür olanaklarından neredeyse hiç yararlanılmaz. Yaşadığı kentte sinemaya, tiyatroya, konsere, denize, kıra gidenler yok denecek kadar azdır. Bütün bunları gerçekçi gözlemleriyle “Gurbet Kuşları” romanında anlatan Orhan Kemal’i saygıyla anıyorum. Roman daha sonra, senaryosunu Turgut Özakman’ın yazdığı aynı adla filme alınır ve 1. Antalya Film Şenliği’nde en iyi film ödülü alır.

Olanakları olanlar kent kaçkını olmanın yolunu buldular. İstanbul’da çalıştığım dönemde, uzaktan tanıdığım bir öğretim üyesinin, emeklilik sonrası görev aldığı üniversitedeki çalışma sürelerine uygun, yıllık uçak biletleriyle her hafta üşenmeden Bodrum’a yazlığına gittiğine tanık oldum. İstanbul’un güzel kıyı semtlerinden birindeki evinden, üniversiteye gelirken, serviste, sürücünün arkasındaki koltuğa oturur, orası bir nedenle dolmuşsa ayakta yolculuk yapar, yerine(!) oturana da yan gözle ters ters bakardı. Kentin kültür dokusunu es geçen bu akademisyen, kendine özel yarattığı alanda öylesine mutluydu ki, demin sözünü ettiğim kent göçmenlerinin yaşama tavrından çok da uzak değildi sanıyorum. Ya da arada bir ıstakoz boyu fark vardı.

Kentler, yazının bulunmasında da önemli etkenlerdendir. İdari, politik yönetimlerin oluşması, devlet kavramının doğması da kent yaşamının düzenlenmesi gereğinden doğmuştur.

Bu konular, kent plancılarının, mimarların işi olabilir. Biz de gördüğümüzü, duyduğumuzu okuduğumuzu anlamaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz da, çabamızda bir belirsizlik, anlaşılmazlık var. Düşünün, sebze hali kentin göbeğinde, bozulmuş meyveler sebzeler ortalarda. Belirlenmiş çöp alanlarındaki kutular yerine sokağa çöp atmak yasaklanalı çok olmuştur. Çöp yetmiyor, tükürerek yürüyenler, köpek pislikleri, çekmeyen, taşan lağımlar.

Devlet olmak, vatandaş olmak, bunların gereklerini gelişmiş ülkelerdeki gibi yerine getirmek ancak planlı, programlı çabalarla gerçekleşir.

Kentlerimiz şimdi sabah akşam trafiğinden kıpırdayamaz oldu. Taşımalı eğitimin mantığı, çocuklara kent turu attırıp, önemli noktaları tanıtmak olamaz sanıyorum.

Kentte yaşayan kentli olmuyor. Çünkü kentli olmak bir kültürdür. Bazı yerel yönetimler, kentte yaşayıp, bazı yerleri hiç görmemiş, sinemaya tiyatroya hiç gitmemiş vatandaşlarımızı, buralara taşıyarak özel bir görev yapmaya çalışırlardı. Taşıma eğitim olmadığı gibi taşımayla kültürde oluşmaz. Bu iyi niyetli çabaları saygıyla karşılıyoruz.

En büyük açmazımız, çok sayıda insanımızın, adı sanı, programı , yeri belli olmayan sözde kurslarda, kaçak sözde medreselerde olduğu; eğitim(!) yapıldığını duymak ürpertici. Çünkü saklanmış genç beyinlerin, uygarlık yarışından koparılması, gelecek planlamasında bizi zora sokacak. Bu dünyada yalnız olmadığımızı, istesek de istemesek de bir ayağımızın kentlerde olduğunu kavramak zorundayız. Neyse sıkmayalım canımızı. Devletimiz büyük, elbette bilir, çağın gereklerine uymayan plansız programsız ve uzmanların görev yapmadığı yerlerde yapılanın eğitim olmadığını.

Gelecek kültür kentleri yaratmaktan geçiyor.

Akılla, bilimle, sanatla kalın.

26 Nisan 2024 Ayvalık

 

Kent ve Yaşam

 

Bedri Karayağmurlar, 50x100 Cm. Tuval Üzerine Akrilik, 2020

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bedri Karayağmurlar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml