Lal Başkan buna ne der, ne yapar?

Haydi, bu sene ben de Alaçatı Ot Festivali'ne rehber olarak katılayım dedim. Başka bir kentten gelen bir hanımlar grubuyla, cumartesi günü önce Çeşme’ye uğradık ve sonra da ver elini Alaçatı dedik. Gazetelerin bildirdiğine göre bu sene Alaçatı Ot Festivali'nin, bir milyonun üzerinde ziyaretçisi olmuş. Hakikaten de Çeşme Alaçatı, doğal güzellikleri ve tarihi yapısıyla ülkemizin en popüler Festivali haline dönüştü. Ta Edirne’den, Çanakkale’den, Ankara’dan Isparta’dan daha doğrusu ülkemizin birçok şehrinden insanlar, uzun gece yolculuğu yaparak bu festival için geldiler. Bu sene eskiye nazaran daha iyi bir düzenleme olmuş. Örneğin, Alaçatı kavşağından camiye doğru olan gidiş geliş olan caddenin bir bölümü açık tutulmuş ve diğer caddede ve yel değirmenleri sokağı, uzunca bir tenteyle örtülmüş. Bu tenteler, cumartesi günü yağan yağmurdan bizleri ve sergi açanları korumuş oldu. İlk bölümde amatör ya da yarı amatörlerce, evlerde üretilen eşyalar, yiyecekler tatlılar için stantlar açılmış. Her üretici için beyaz masalar verilmiş. Bu tezgâhlar için ücret alınmaması hoş bir durum; ancak, iki üretici(!) ağzına kadar müziği açmış. Bu kalabalıkta zaten yeteri kadar ses yoğunluğu var bir de hopörlerden yapılan müzik, keyifsizlik yaratmaktaydı. Onların kibarca uyarılması gerekirdi sanırım. Birinci bölümdeki bir başka tezgâhta ise naylon leğenler içinde peynirlerini açıkta satan peynirciyi görünce bunun hoş olmadığını düşünüyorum. Efendim, peynirler tuzlu suyun içindeydi, temizdi dense de kabullenemem. İkinci tenteli bölüm, yani köyün içine doğru giriş sokağında ise sadece otlar, zeytin çeşitleri, çiçekler, limonlar, kurutulmuş meyveler satılmaktaydı. Her iki temanın ayrışmış olmasını iyi buluyorum. Otobüsteki bir misafirimiz “hocam ot festivaline geliyoruz ama ot görecek miyiz” diye sormuştu. Bu bize gösteriyor ki insanoğlu, daha fazla ot görmek istiyor ve o atmosferi daha fazla yaşamak istiyor. İnşallah, yerli gerçek üreticiler belediyece desteklenerek üretim yapmaları sağlanır ve seneye gerçek yöre otları çeşitlendirilerek satışa sunulur.

Lal Başkan buna ne der, ne yapar?

AH BE ALAÇATILI YAŞLI AMCA!

Misafirlerimi, köyün içine saldıktan sonra kendimi bir ünlü kafeye attım. Daha önceki yaz aylarında grubumla geldiğimde başka ünlü bir kafede oturur, kendimi bir kâse dondurma ile ödüllendirirdim. O mekânın fiyatları pahalı olsa da ödenebilir düzeydeydi. O işletme geçen yıllarda kapanmış ve şimdilerde daha çok yemek yenen yer halini almış. Bu kez de hemen ilerisinde bulunan köşedeki kafeyi seçtim. Geçmiş yıllarda da burada oturur bir şeyler atıştırırdım. “Hadi orası kapandı bu kez de burada kendimi ağarlayayım” dedim. Mesleğim icabı, orada bir şeyler atıştırırken bir yandan da etrafı şöyle kolaçan ederim. Bu alışkanlık tur yaptığım zamanlardan kalmadır. Tur esnasında eksilen, kayıp olan var mı diye kimseye belli etmeden sayarım. Yani iyi bir izleyiciyim. Sokaklarda hoş bir atmosfer var. İnsanlar, fırın-cafenin ön tarafında oturuyor ve sohbetlerini ediyorlar. Siz keyifle çayınızı yudumlarken diğer yandan da insanlar, önünüzden gelip geçiyor. Kafe, fırın tarzında çalışıyor, atmosferi de güzel. İç mekânı yok dışarıda oturabiliniyor. İşletmenin önünde ikili üçlü sandalyelerin olduğu küçük masalar bulunmaktadır. İşte ben de bir yandan bir şeyler atıştırırken bu kahve de bir şey dikkatimi çekti. Sağ tarafta bir ikili masa boşalmıştı. Ara alt sokaktan gelen mavi gözlü, tertemiz normal giyimli ve her haliyle de köyden birisi olduğunu ifade eden 80 yaşlarındaki yaşlı bir amca, o küçük masanın sandalyesine oturmak için elini uzattı ancak uzun boylu garson hemen onun önüne geçerek, o oturmasın diye sandalyeyi yan tarafa çekti. Bu davranış karşısında çok ama çok üzüldüm. İçimden bu anı keşke görmeseydim dedim. Oysaki o amca Alaçatı’nın gerçek sahibiydi. O, yorgun da olabilirdi, soluklanmakta isteyebilirdi. Ona orada soluklanma şansı verilmeliydi. Ama daha çok para kazanma hırsı ona bu şansı vermemişti. O an yüreğim cız etti. O uzaklaşırken arkasından gidip, “gel amca beraber oturalım” dedim. Sağ ol, evlat, gelmem dedi. Çok kırılmıştı belli ki. Kim kırılmaz ki böyle bir durumda. Ben de bu olaydan sonra o mekânı terk ettim. Gözlemlerime binaen söylüyorum, Alaçatı'da yaşayan pek az sayıda gerçek Alaçatılı aile kalmış gibi görünüyor. Birkaç yıl öncelerine kadar Hacı Memiş’te, bir yerel halkın gittiği bir kahvehane vardı. Ben de oraya uğrar oradaki yerel insanlarla konuşurdum. Ehven fiyata çay kahve içer soluklanırlardı. Orada kapitalizme yenik düştü ve şimdilerde yaşayan halktan insanları, tüm mahallede görmek mümkün olmuyor. Çünkü o kahve yerine açılan yerlerde köy sakinlerinin oturması artık mümkün değil. Ertesi gün gene turdayım, Rehber arkadaşlarıma çay ısmarlayayım dedim. 6 çay ve iki dereotlu için 340 lira ödedim. Yani çay 40 TL. O küçük dereotlunun tane fiyatı 50 TL. El insaf diyorum her pastanede gerçek fiyatı en fazla 15 TL.

Lal Başkan buna ne der, ne yapar?

Şimdi dönüyorum, çiçeği burnunda Bayan Lal Başkana: Değerli Başkan, Alaçatı’nın ruhunu yaşatmak istiyorsanız o mahallenin sakinlerini şehrin içinde tutmanız gerekiyor. Onların şahsında Alaçatı’ya gelen ziyaretçileri, uygun fiyatlı bir mekânda belediye olarak hizmet sunmalısınız. En azından bir nebze de olsa buradaki fiyatları dengelersiniz. Alaçatı’da herkes kendine göre bir fiyat belirlemiş. Aynen İzmir Alsancak semtindeki doktorların birbirleriyle yarışır şekilde muayene ücretlerini artırdıkları gibi. Tam köyün göbeğindeki belediyenize ait kahvehaneyi fırın kafe konseptiyle tüm normal gelirli orta direk ziyaretçilerin faydalanacağı bir hale getiriniz lütfen! Ziyaretçiler, canı yanarak değil sevgiyle dolaşsın Alaçatı’nın sokaklarını. Dönüşlerinde ne pahalı yerdi demesinler. O köy meydanında konserlerini orta caminin üst tarafı daha uygun olabilir. Bu Kahve alanında insanları güneşin altında tutmak nedendir anlaşılır değil. Eğer açılır kapanır tenteler uygun değil ise tercihiniz çok büyük gölge veren Ihlamur ya da Akasya ağaçları dikilebilir. Onların altına masalar sandalyeler yerleştirebilir. Ve İnsanların oturabileceği çok da güzel doğal bir ortam oluşur.
Çiçeği burnunda Başkan, bu yazıyı okur mu, okuturlar mı bilmem? Ama okursa, kendilerinden birinci dileğim Alaçatı’nın gerçek sahipleri olan yaşlı ya da kadim aileleri ve her şeye rağmen burayı terk etmeyenleri her ay meydandaki kahvede toplar lokma döktürür yöre peynirleriyle ziyafet çektiririm. Onlarla orada samimi bir gönüldaşlık örneği gösteririm. Ancak onlarla mahallenin geçmişinin ruhunu sunabilirsiniz.

Lal Başkan buna ne der, ne yapar?

İkinci dileğim: Meydanın ortasına dikilmiş Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü büstleri, nahif bir düşünceyle oraya konmuş. Yıllardan beri de orada durmaktalar. Bu düşünceyle o tasarımı yapanları kutlarım; ancak İsmet İnönü Paşanın büstü kendisine az benziyor gibi. Bir incelemenizi arzularım. Biz de heyecanla yapacağınız hizmetleri bekliyoruz.
İleriki günlerde başarılı çalışmalarınızı gördükçe sevineceğiz ve alkışlayacağız. O günleri görene kadar hoşça kalınız.
Üzüntülü Haber Notu: 3-4 yıl önce Alaçatı tuvaletlerinin işletmeciliğini yapan beyaz fötr şapkalı bir amca vardı. O an kapının önünde cigarasını(!) öyle keyifle tüttürüyordu ki ona gıptayla baktım. Ve kendisinden izin isteyip fotoğrafını çekmiştim. Benim için çok özel fotoğraf olmuştu. Bu sefer de yine tuvaletlere uğradım gözlerim onu aradı ama göremedim. Kapıdakilere sordum, “amca kötü hastalığa yakalandı ve ayağı kesildi” dediler. Oysa onunla çok iyi sohbetler etmiştim. Yaşıyorsa sağlıklar dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gülümser - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Yenigün Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Yenigün hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Yenigün editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Yenigün değil haberi geçen ajanstır.



Anket İzmir'de Toplu Ulaşımdan Memnun musunuz?

Yenigün Gazetesi - İzmir haberleri https://yenigun.com/google-news.xml https://yenigun.com/sitemap.xml/ https://yenigun.com/sitemap-latest.xml