19.07.2020, 21:09

Masumiyet yok ediliyor...

Çocuklarımız dediğimiz gelecek nesillerimizin masumiyetleri canilerin ellerine bırakılıyor.

Dünyada artık o saflık kirleniyor.

Masumiyet yok ediliyor.

*                 

Dünya var olduğundan beri kirliydi belki de şimdi o kir çocuklara da bulaştı.
Göremezdik zamanında.

Bilemezdik.

Büyüdük.

Gördük.

Büyüdük dünya kirlendi.

Sadece dünya kirlenmedi içeride saklı duran saflık da kirlendi.

*

Yetişkinler bitmek bilmeyen egoları ile neşede.

Bitmek bilmeyen küstahlıkları ile sahnede.

Çocukların bu derece şiddete kurban gitmesi demek, acımasız dünyanın temelleri atılıyor demek.

Çocukların mal gibi alınıp satılması, organ mafyalarının ellerinde perişan olması demek kirliliğin ayyuka çıkması demek.

*

Deniz atar içindekileri gün gelir ve atıyor.

Barınmıyor pislikler.

Dünya, biz sadece bakıyorduk şimdi görmeye başladık seni.

Ve korkuyoruz.

Hem de çok.

*

Zihniyetlerin kirlenmesinden, masumiyetin yok olmasından korkuyoruz.

Eskiden büyükannem ‘Bir insanın ar damarı çatlamasın kızım' derdi, 'O tehlikeli insandır.’ Haklıymış.

Utanma ortadan kalkınca, ar damarı yerinden oynayınca demek ki masumlar, masumiyet yerle bir oluyor.

*

Utanarak söylüyorum ki, bu dünyada masumca akıp giden, çıkarsız, plansız, oyunsuz hayatlar az.

Sevgi ikinci planda.

Maddiyat en tepede.

Kirli oyunlar genç kalmak uğruna.

Çocukların akıtılan kanları güzellik için.

Ancak unutulan şu ki ilahi adalet var.

O kirli oyunların içinde kim varsa onun içinde boğulur.

*

Sonuna kadar direniyor kirlenmeden kalmaya çalışan insanlık.

İşte bu nadide insanlar değiştirecek kötü zihniyeti.

İnanıyorum.

İnsan psikolojisi değişecek.

Zamanda yolculuk yaparak geçmişe gitme olanağımız olsa büyük olasılıkla masumiyeti arayacağız.

Biliyorum.

Ve dünyayı iyilik ve masumiyet kurtaracak.

Onu da biliyorum.

*

Ancak acı veriyor bugünü yaşamak çocuklara. Onu da biliyorum.

Bilseler büyümezler.

Bilseler gelmezler.

Vefa var sanılıyor.

Kapılar kapalı oysa.

Her kapıyı çalsan da, hep güzellik mi göreceksin?

Çocuklar işte.

Her kapıyı çalana, açıyorlar kapıyı masumiyetleriyle.

*

Hepsi nadide inciler.

Ama tek başınalar bu engin denizde.

Koca denizde binmişler sandala gidiyorlar bir bilinmezliğe.

Tek başına kalmışlar masumiyetleriyle.

Bir deniz, bir sandal, bir kürek.

*

İşte bir zamanlar bu yoldan geçenler bilselerdi inanırlar mıydı?

Açarlar mıydı her kapıyı çalana o masumiyetlerini?

Kalbinde ve bedeninde acı, bilseydi açar mıydı o kapıyı?

Ve öğrendiler.

Büyümeden öğrendiler.

Dediler ki; 'Öğrendim. Masum değilmiş dünya. Zalimlik denen şeyin nasıl olduğunu gördüm. İnsanlığın yok olduğunu anladım.’

*

Gençliğe dokunduğumuzda bilseydim büyümezdim diyenler çok.

Büyüyemeden gidenler çok.

*

Nasıl kandırıldılar? Gördü kalpleri.

İnanmalarını gördü.

Yaralarını gördü.

'İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır' der Nietzche...

Ne kadar da haklıymış.

*

İşte; şimdi tam da bu zamanlarda adı insan olan ama gerçekte insanlığın yanından bile geçmeyen cellat geziyor masumların yanı başında.

Ve masumiyet diyor ki; ‘Bilseydim oralarda gezmezdim.’

Güneş sönüyor ellerinde, mum gibi soluyor cellatların.

Kalbi yaralı kalıyor masumların.

*

Aslında içimizdeki çocuğa sarılırız ya, işte o çocuk yok ediliyor.
Dışımızda ki masum çocuklar gibi içimizdeki çocuk olan gülen yanınız da yok ediliyor.

Çünkü artık çocuklar gülmüyor.

Onlar acı ile tanıştı.

Onlar merhametsizlikle tanıştı.

Biz nasıl gülelim?

*

Ve susuyor masumlar.

Acının tam ortasında duruyorlar.

Nefes alırken daha da öldüler onlar.

Şimdi sorarım size;

İnsanlık hangi evrimde?

*

Saf, masum çocuk duygularını unutmak mı yoksa insanlıktan uzaklaşmak?
İnsanların hayatlarına giren ve o hayatları alt üst ederek, arkasını düşünmeksizin yaşama alışkanlığı kazananlar...

Ateşi söndürmeden, su dökmeden, yakmadan, yıkmadan yaşayamaz mısınız?

*

Bir daha aynı şekilde bulamayacağınız ve kırdığınız “kutsal” kalpleri düşünün.

Temiz tutmalıyız derinliklerimizde yatan o saf ruhu ve hapsettiğimiz sevgiyi.

Ve kırmadan temiz tutalım masumiyeti ki, başka bir zaman aralığında istediğimiz gibi çıksın karşımıza. Adalet var.

*

Ve şimdi oyunun sonu.

Game over...

Canilik yaptınız ne bulacaksınız?

İlahi adaleti oyun mu sandınız?

 Dip notlar;

Arayış...

Arayış içinde olan bir kaç kişi yaşlı Zen ustasının yanına gelmişler.

'Efendim' demişler, 'Biz sizin hep mutlu ve memnun olduğunuzu görmekteyiz. Biz de sizin gibi mutlu olmak istiyoruz.'
Usta da yumuşak bir gülümsemeyle şöyle cevap vermiş:

‘Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum,
yürüdüğümde yürüyorum...’

Ziyaretçiler şaşkın bir ifadeyle birbirilerine bakmışlar... Sonra biri dayanamamış ve şunları söylemiş:

‘Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Biz de aynen sizin gibi yatıyoruz, oturuyoruz ve yemek yiyoruz, fakat yine de mutlu değiliz.’

Zen ustası yine aynı cevabı vermiş :
‘Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum ve yürüdüğümde yürüyorum.’

Usta bu cevaptan memnun kalmadıklarını görünce, kısa bir aradan sonra şöyle devam etmiş:

‘Tabi ki siz de yatıyor, yürüyor ve yemek yiyorsunuz. Ama yatarken, kalkmayı düşünüyorsunuz, kalktığınızda gitmeyi, yürürken de ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz. Sizin düşünceleriniz olduğunuz yerde değil, hep başka bir yerde oluyor. Hayatın kendisi geçmiş ile gelecek arasındaki kesişme noktasındadır. Bu değerli ana kendinizi bırakın, böylece mutlu ve tatminkâr bir hayat yaşama şansını yakalayabilirsiniz...’

Gece...
Hiçbir vakit tam karanlık değil gece,
kendimde denemişim ben.
Kulak ver dinle.
Her acının sonunda
açık bir pencere vardır.
Aydınlık bir pencere,
hayal edilecek bir şey vardır.
Yerine getirilecek istek,
doyurulacak açlık,
cömert bir yürek,
uzanmış açık bir el,
canlı canlı bakan gözler vardır.
Bir yaşam vardır yaşam,
bölüşülmeye hazır. (Paul Eluard...)

Mutlu kalın...

Fıkra;

Cemal, yıllar önce karısını kaybetmişti.

Bekardı ve bu durumundan çok şikayetçiydi.

Üstelik genç bir kıza da tutulmuştu. Kız tarafı yaş farkı nedeniyle kararsızdı. Cemal, kızın ailesini ikna etmek için habire adam gönderip haber iletiyordu:

“Halüm, vaktüm yeründe. Usteluk, sözum sözdur. Kızlarıni ölıncaya kadar seveceğum. Servetum da kızlarına kalacak. Daha ne isteyler?”
Kız tarafının görüşü belirlenmeye başlamıştı.

Önce Fadime karar verdi:

– Baa kalırsa verelum Temel… (Olıncaya kadar sevecoğum) deduğuna bakılırsa, demek ki fazla vakti kalmadi. Acele edelum.

Günün sözü;

Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir. Albert Einstein

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@