13.10.2021, 13:12

Merkel sonrası Almanya

Almanya’nın 1990’da resmen birleşmesinden sonraki dönemde Helmut Kohl’dan sonra merkez-sağ siyasetin en güçlü lideri olarak dikkat çeken Merkel’in siyaseti bıraktığı ve katılmadığı seçimler Eylül ayının sonunda yapıldı. Merkel-sonrası dönemde Hıristiyan-Demokrat merkez sağ geleneğin, 1945’ten beri uğradığı en kötü sonuç bu seçimle alındı ve oylar %24’e geriledi. Sosyal-Demokrat Parti ise 2017’de 1945 sonrasının en kötü neticesini alarak %20’ye gerilemişti. 4 yıl sonra bu parti %25’e çıkmayı başararak bir toparlanma yaşadı ve birinci parti oldu. Bu parti en son 1998’de Gerhard Schroeder ile birinci olmayı başarmıştı.

SPD’nin oy kayıplarının temelinde 2005’ten itibaren Merkel ile girilen “zoraki nikah” şeklindeki büyük koalisyonların olduğu söylenebilir. Sol seçmenin Yeşiller ve Linke’ye kaymasına neden olan bu kayıpların tam bir telafisinin henüz olmadığı görülüyor. 2021 seçiminde Linke’deki düşüşün karşılığının SPD’deki artış olduğu söylenebilir. CDU’daki büyük çöküş ise büyük ölçüde Yeşiller’deki oy patlaması ve Hür Demokratlar’daki artış ile karşılığını bulmaktadır.

Türkiye siyasetinden farklı olarak Alman seçmen sayısında hızlı artış yaşanmamaktadır. Türkiye’deki her bir seçimde % 10 genç seçmen sisteme dâhil olmaktadır. Almanya’da bu denli bir seçmen artışı yoktur. Keza 1966’dan beri çok uzun yıllar Almanya koalisyonlar ile yönetilmiştir. Almanya koalisyonlara alışıktır, Türkiye ise bu konuda başarısızdır. İdeolojik bölünmeler Almanya’ya göre çok ileri boyuttadır. Türkiye’de bir sağ partinin sol parti ile koalisyonu, onun açısından risklidir ve 1961’den sonraki dönemde sol ile ılımlı bir koalisyon deneyen her sağ parti bir sonraki seçimde oy kaybına uğramıştır. Aslında bu tip bir koalisyon Türkiye’de sol parti açısından da risklidir, ama kızgın seçmenin gideceği başka ve daha sol bir parti uzun yıllar olmadığından seçmen tabanı korunabilmiştir. Böyle bir parti olarak görülebilecek ve Ecevit’in karizmasına dayanan DSP’nin 1991’den itibaren SHP ve CHP oylarını eriterek nasıl yükseldiği hafızalardadır.

 Almanya’da ise Türkiye’deki durumun tersine olarak merkez sağ yani Hıristiyan-Demokrat Parti (CDU) ile koalisyona girmek Sosyal Demokratlar için handikap ve risklerle dolu olmuş ve daima oy kayıpları getirmiştir. Zira Alman siyasetinde kızgın sol oyların gideceği Yeşiller ya da Linke gibi sol kanatlar mevcuttur. Aşağıdaki tabloda son 30 yılın sonuçları böyle bir eğilimi Alman seçimleri için doğrulamaktadır. Merkez Sağ’da Kohl, Merkel gibi, merkez solda da Schröder gibi karizmatik liderlerin olduğu seçimlerde kayan oylar FDP, Yeşiller ve Linke’den geri kazanılabilmekte, bu küçük partiler geriletilerek baraj altına bile itilebilmektedirler.

Son seçimlerde en başarılı parti olarak Yeşiller görülebilirse de, bunun nedenini sempatik bir başbakan adayı hanımı, Annalena Baerbock’u bulmalarında aramak gerekir. Buradan Türkiye için de bir sonuç çıkarmak olasıdır. Sempatik ve çekici bir hanım lider laik kesimlerin olduğu kadar bastırılmış cinsellik içinde bocalayan lümpen-arabesk kesimlerin de adresi olabilir. Ama bu hanım kişilik kesinlikle bozkurt gibi uluyan birisi olmamalıdır. Türkiye solu için lider ve aday bazında çıkarılacak bu önemli dersten sonra, bir diğer husus da toplumu koalisyona alıştırma çabası yönünde oluşabilir. Alternatif sol hareketleri baraj korkusuyla sindirmek ve seçmeni kerhen davranmaya zorlamak bir siyaset biçimi olamaz. Buna karşın küserek gibi şahıs partisi kurmak da bir seçenek olarak görülemez. Almanya’da kişi değil politika tartışılır, onaylanır ya da reddedilir. Böyle bir mantıkla düşünen Türk siyasetçiler Alman seçim sonuçlarından yararlanabilir ve uygulanabilir siyaset üretirler. Ama en son, ama hepsinden önemli bir husus olarak, Almanya’da partiler ne bir “çiftliktir” ne de bir “aşiret”!

yasar sert-2

Yorumlar