07.05.2017, 04:35

Mevcudu korumak…

Her kesim görüyor ve biliyor.

Sermayelerin, sermaye sahiplerinin kendilerini koruma adı altında tohumlarımızı bitirmelerini görüyor. Ancak hiçbir girişim yapılamıyor.

Masumane bir şeyler bazı kesimlerce yapılmak isteniyor belki ancak, buna izin de verilmiyor.

Ve sadece her mevcudu korumak için bin bir şey gerçekleşiyor, bir sürü oyun içinde oyun dönüyor durmadan.

Durmadan.

*

Biz neyiz?

Tüccar mıyız?

Çiftçi miyiz?

Sanayici miyiz?

Neyiz ülke olarak?

Hangi tarafımız beslendi.

Hangi taraflarımız yok edildi.

Zekânızı keskinleştirdiğiniz de görürsünüz ki ülke de çiftçilik bittirildi, tohumlarımız yok edildi. Sanayi kendini idare ediyor, tüccarlık zaten yok.

*

Ve bu karşımızdaki ‘büyükler’ hiç de yabana atılacak cinsten değiller hani.

Onları küçük görmememiz için onca neden var.

Mücadelemiz, toplumsal mücadelemiz aslında önce olan bitenin farkında olmamız ile başlıyor. Sermayelerin altında ezilmemek önce kişisel bilinçle başlar, sonra da toplanıp kendimize gelmemiz ile.

Biz buradayız.

Buralarda olmalıyız idrak edenler olarak.

*

Burjuvaların, oligarşilerin, inancı sömürenlerin, bölmeye çalışanların, sermaye sahiplerinin paylaştığı bir ülke olmaktan bizi bu bilinç kurtarabilir ancak.

Onların elindeki kartlar biz açılacak kapılar değil, bize mahkûm ettikleri kapılardır.

Her bir mahkûmiyet bize geri dönülmez birçok kapı aralıyor.

En basitinden yerel tohum yerine, hibrit tohum kullanmak mahkûmiyettir. Hibrit tohum kullanılması ona özel zorunlu ilaçlama getirir, bu da mahkûmiyettir. Bitmeyen döngüdür bu ve bunun gibi mahkûmiyetler.

Bize açılacak kapılar sermaye sahiplerinin bize zorunlu tuttuğu kapılardır önce bunu bilelim ve bu bilinç çerçevesinde davranalım.

*

Ülkemiz Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla bu sınıfa hizmet ederek giderek derinleşen ve sertleşen konumlara atılıyor. Toplumsal krizlere sürüklenmeye çanak tutuluyor.

Her şey değişmeli mi?

Evet değişmeli.

Kökten değişmeli.

Buna hazır olmalıyız.

Şu ‘an’da ve her ‘an’da.

*

Bu tür oyunların parçası olduğumuzu görüp önemli kararlar almalı ve farkındalığımızı artırmalıyız.

Bizim gerici ile işimiz olmamalı.

Bizim ötekileştirenler ile işimiz olmamalı.

Bizim, bizi bölenlerle işimiz olmamalı.

Bizim işimiz bize her türlü kapıyı açtığını söyleyerek kandıran sermaye guruplarının bizi ele geçirmesini önlemek olmalı.

*

Ana tehlike her zaman bu.

Türkiye sermaye sınıfının gözetiminde, elinde oyuncak olmaktan kurtulduğunda dekorlar, figürler değişecek.

Tüm ülke insanınımız her rengiyle kirli bu oyunlardan basamaklardan sıyrıldığında rahat bir nefes alınacak.

Öncesi ne olursa olsun sonrası hep uyanışımız olmalı. Biz de bu oyundayız ve bu oyunları bozan tarafız diyorsanız şayet, önce karşımızdakilerin ne olduğunu ve neden her şeyimizin bitirildiğini irdeleyin.

Ve o zaman göreceksiniz.

 

 

Dip notlar;

 

Doğal iksirleriniz…

 

Doğal beslenmenin bir çaresini bulmak gerekli artık. Bu nedenle de vitamin, mineral, sebze, meyve, vb. sağlık iksirimiz tercihimizi iyi araştırmalıyız.

Tarımın iyice bitirilişi maalesef seçeneklerimizi kısıtlıyor.

Besin, şeker, lif bakımından oldukça zengin olan, organizmayı temizleyen ve toksinlerden arındıran meyvelerimiz en büyük sağlık iksirimiz bu bahar aylarında.

İştah açıcı, idrar söktürücü, doğal şeker özeliği olan meyveler yerine hiçbir ek özelliği olmayan glikozlu, fruktozlu dayatma ürünler maalesef hayatımızın ortasında.

Su, vitamin ve mineraller içerdikleri için hem bedene hem de cilde etkili olan bağışıklık sistemin güçlendiren taze ve saf meyve suları yerine şekerli içecekler hayatımızın ortasında.

Oysa ki, küçük meyveler vitamin, mineral ve fitonutrient antioksidan bakımından zengindir, yaşlanma sürecini geciktirir, C vitamini ihtiyacını karşılar, serbest radikallerle savaşır ve onarır.

Betakaroten ve likopen bakımından daha zengin meyveler ise çok faydalıdır.

Ancak gelin görün ki kalmadı gerçek tohumlar.

Bir diğer sağlık iksirimiz olan sebzelerin başında gelen maydonoz da bolca betakaroten, B1, klorofil, kalsiyum ve C, B vitamini, folik asit bulunur. Gelin görün ki cildi sıkıştırmak, alyuvar üretmek, demir kaynağı olmak gibi pek çok faydası bulunan maydonuz ne kadar doğal artık.

Sorguluyoruz.

Marul, greyfurt, portakal, kivi, soğan ve biber daha nicesi. Ancak ‘hibrit’se nasıl faydalı olacak.

Bu besinleri alarak, ‘Biof-lavanoid ve C vitamini’ tüketilecek ve bu sayede serbest radikallerle savaşılarak kolajeniniz korunacaktır demek istiyorum ancak hibritlerde bunu söyleyemiyorum.

Serbest radikallerle savaşan mucize sebze olan domates ise baş tacımız ancak kışın her rafta gördükçe ve hibrit olduklarını bildikçe tüketin de diyemiyorum.

İçinde serbest radikal avcısı fitonutrient likopen olan domates kaldı mı acaba?

Betakaroten, likopen ve lutein cildi güneşin zararlarına ve cilt kanserine karşı korur diyorum ancak biliyorum ki son zamanlarda cilt kanserlerinde büyük artış var. Hangi betakaroten koruyacak?

Gelelim zeytinyağına.

Gerçeğini bulmak o kadar zor oldu ki, hoş buldun diyelim. Pahalı.

Adeta Anti-ageing cephaneliği olan zeytinyağını pamukyağı ile karıştıra mı ararsın?

Yoksa ayçiçeği yağı ile karıştıran mı?

Ve her üründe bitkisel yağ diye bizlere palm yağını yemeğe zorlayanlar mı?

İşte bedenimizin ihtiyacı olan 15'ten fazla minerali acaba alabiliyor muyuz?

Şu dönemlerde hayır…

 

Haplara zorlandık…

Kalp ve sinir sistemimizin fonksiyonlarının sürdürülmesine yarar sağlayan potasyum alabiliyor muyuz?

Vücut dokusunu yenileyen ve kemik yapısını sağlamlaştıran bir mineral olan bakırı alabiliyor muyuz?

Süper mineral diyebileceğimiz, güçlü antioksidan, bağışıklık sistemi güçlendirici selenyum alabiliyor muyuz?

Hücrelerin büyümesine yardım eden, kalp- böbrek, kas –sinirler ve beyin fonksiyonları, için çok önemli bir mineral olan fosfor alabiliyor muyuz?

Tüm vitaminler bunları gerçekten alabiliyor muyuz?

Yoksa yine bize haplarla dayatılan ürünlerle mi eksikliklerimizi gidermeye zorlanıyoruz?

Bir düşünün…

Mutlu kalın…

Fıkra;

Bir toplulukta soğuklardan yakınanlar olmuş.

İçlerinden biri:
- "Şu insanoğlu haline şükretmesini hiç bilmez; kışın soğuktan, yazın sıcaktan yakınırlar." demiş.
Konuşmaya kulak misafiri olan Hoca :
- "Öyle deme bre cahil, bak bahara kimsenin bir şey dediği var mı?" demiş.

Günün sözü;

“Her şeyin olduğu gibi kalması gerekiyorsa, o zaman her şeyin değiştirilmesi gerekir.” Giuseppe “Leopar” romanı alıntı…

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@