07.11.2015, 21:00

Milletimizin potansiyeli...

Zor zamanlar geçirdik...

Ve zor zamanlar geçiriyoruz...

Önümüzdeki süreç bize neler yaşatacak belli değil.

Ancak yüce milletimizin bir potansiyeli var.

Bu potansiyel içinde bedeli ağır durumlar da var, istekler de var.

Bu potansiyel içinde birbiriyle örtüşen durumlar da var, birbiriyle ters düşen durumlar da var.

Bu potansiyel hem durağan, hem tehlikeli, hem de istekli.

 

*

Hatırlayın!

Çok çok zaman önce medeniyet içten ve dıştan yavaş yavaş yıkılmıştı...

Çok çok zaman önceleri yıkılmamız için gençler kullanılmış, zayıf karakterli kişiler de her bir şeye alet olmuşlardı...

*

Şimdilerde de aynen maddi menfaatlerle beslenenler çok çok zaman önce olduğu gibi bu emellere ulaşmak isteyenler tarafından kullanılıyorlar.

Kısaca zaman aynı zaman.

Değişmedi, değişmeyecek de.

Son zamanlarda toplumumuzda etkisini sürdüren herşeyde olduğu gibi.

*

Şimdi düşünün.

Eskilere gidin.

Nice yollar geldi geçti.

Nice kişileri gördük geçirdik.

Nice olaylara tanık olduk.

Niceleri feryatta, niceleri aklanmakta, niceleri de kendini ispatta.

*

Şimdi düşünün.

Yola devam edenler var. Hatta tökezleyerek de olsa devam edenler var.

Yürüyenler de var.

Dürüstlük ilkesi ile mücadele edenler de var.

 

*

 

Söyleyin doğru görünen ne var?

Sinsi düşünceler mi, yoksa hepsi de pür nur görünenler mi?

Sinelerde barındırılanlar neler?

Neler ki, hepimizin iç dünyasını yavaş yavaş, sinsice tahrip etmekte?

 

*

Sürekli dillendirilen gerçekler en derinde gizli.

Ancak bilin ki minare çalınmış kılıfı da hazırlanmıştır.

Koltuklarına gömülmüş ıvır zıvırla zaman öldürenler size bu söylediklerimiz abes geliyorsa lütfen bir çuvaldız bulun derim.

*

Algıda kör nokta var.

Hep kör nokta var.

Algıda kör nokta nedir bilir misiniz?

İki gözümüz var ve görme siniri ağ tabakadan beyne doğru giderken görme hücreleri küçük bir noktada kesintiye uğrar. Eğer diğer gözün ağ tabakası bu kesintiyi gidermez ise görüntüyü algılamamızda gerçek bir “delik” yani kör bir nokta oluşur.

Şayet tek gözümüz olsaydı geniş bir alanı bu kadar net göremezdik biline.

*

Ani olaylar karşısında ilk birkaç saniye yine algıda kör noktadır ki o an hiçbir şey hissedilmez. Endorfin vücut içinde morfin etkisi yapar çünkü. İşte bu kör nokta geçtiği an acılar hissedilir, hissedilenler de tartılır.

Şimdi yaşantımıza uyarladığımızda bu algının önemini bir kez daha anlamış oluruz.

Psikolojimize bir bakalım.

Sürekli kaos var.

Algılanamayan geride kalan izler ise şimdilerde gün yüzüne çıkmaya başladı.

*

Ülkede potansiyeli belli bir topluluk var.

Şaşırtıcı sonuçlar her zaman gün yüzüne çıkar ve o an algılanmaz durumlar...

Ve zaman geçer...

Geçer ...

Geçer...

Algıdaki o kör nokta da biter...

Yavaş yavaş hissedilir tüm olanlar, acılar...

Hezimetler aslında tekrar yapılanmak içindir.

 

Son söz olarak diyorum ki:

Oturup bir şey yapmayanlara dip not olsun; ‘yıkılmak yok derken yıkıntılardan mı doğacaksınız’?

“Özümüz birdir, birleşmedir” ancak koltuk kimseye tapulu değildir...

 

 

 

Dip notlar;

 

 

Bir garip çoban hikayesi anlayana....

 

Bir garip çoban ki sürüsünü almış, dağa doğru çıkıyordu. Kendi kendisiyle söyleşe söyleşe hayli yol almıştı.

Birden susadığını hissetti Çoban Baba!..

Fakat o yana baktı, bu yana baktı su bulamadı. Etrafta ne bir pınar, ne bir su birikintisi vardı.
Çoban Baba, yürümeye, koyunları da kendisiyle birlikte gelmeye devam ediyordu, fakat aradığı suyu bir türlü bulamıyordu.

Çoban’ın susuzluğu gittikçe arttı.

Ciğeri göz göz dağlandı. O arada baktı ki, kuzucukları dilleri dışarıda meleşiyor.

Gün akşama dönünceye kadar, bütün sürü su arıyor.

Köpekler ayaklarıyla yeri deşiyor.

Çoban o çalının dibinden ötekine koşuyor, ama nafile!

Çoban Baba sonunda yorgun ve takatsiz düştü...

Mis gibi kokulu bir mersin kümesinin dibinde toprağa çöktü. Başını secdeye koydu:

“Rabbim” dedi: “Güzel Rabbim! Sürüm de ben de susuzluktan öleceğiz. Ben susuzluktan ölsem bir şey lazım gelmez, ama bu hayvancıkların meleşmeleri beni kahrediyor!.. Sen her şeye kadirsin Allahım...”

Çoban hem söylüyor, hem ağlıyordu. O kadar çok ağlıyordu ki, gözünün yaşı toprağı yıkıyordu.

Birden dudaklarına bir serinlik geldi...

Önce ne olduğunu anlayamadı. Başını kaldırdı ve hayretle gördü ki, yerden bir pınar fışkırmış, gürül gürül...
Duası kabul olmuştu...

Şimdi Çoban Baba daha çok ağlıyordu.

Çünkü, Rabbi duasını kabul etmişti. Bu sevinçle, az evvelki adağını unutacak değildi ya. Çoban Baba’nın son sözleri şunlar oldu:

“Artık ölebilirim güzel Allah’ım!.. Artık ölebilirim... Değil mi ki sürüm susuzluktan kurtulacak, değil mi ki duamı hemen kabul ettin, artık bu can bana lâzım değil!..”

Çoban Baba oracıkta ruhunu teslim etti. Sürüdeki hayvanlar, gidenden, gelenden habersiz pınara baş uzatmış, kana kana içiyorlardı...

Başlar baş ola da sürüdekiler de medetlene...

Hadi hayırlısı...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Bizim Temel, Amerikalı ve İngilizle telefon direği dikme ihalesine girmiş.

Müdür şöyle bir öneri getirmiş:
-Hepiniz aynı teklifi verdiniz ama bizim için sürat önemli. Bir yarışma yapalım, kim daha çok direk dikerse ihaleyi o alacak.
Üçüne de 5 saat süre ve yeterince direk verilmiş.

Amerikalı 40, İngiliz 50, Temel de sadece 4 direk dikmiş.

Müdür kızmış:
-Nasıl olur, bak diğerleri bir sürü direk dikmiş.
-Mudür bey siz onların diktuğu direkleri görmedunuz.Nerdeyse tamami dişaruda da...

 

Günün sözü;

 

Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir -Albert Einstein

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@