Cem Arıkan'ın 31 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Siyah beyaz ekranların, siyah beyaz gazete sayfalarının sıkıcı ciddiyetinden uzakta, siyasetle ilk karşılaşmam mizah dergileri aracılığıyla oldu. Dayılarımın seneler öncesinden alıp büyük bir özenle sakladıkları GırGır dergilerini, aynı özenle ve keyifle okumanın tadını hala unutamam. Okuduğum bu en güzel siyasi içerikli yayınlarla tanışmam, okuma-yazma öğrenmemle aynı yaşlarıma denk gelir. İlerleyen yaşlarımda, dergilerin adları değişse de siyasi gündemi hiciv dolu espri ve karikatürlerle de takip etme alışkanlığım hiç değişmedi. Hala bir markete girdiğimizde, eşimin alışveriş listesini tamamlama gayretleri arasından kaçarak, bir ya da bir kaç mizah dergisini sepete atmaya çalışmam, bu keyifli alışkanlıktan kaynaklıdır. 

cem kose-selcuk erdem

O yaşlarda, karikatür dergilerinin ve tabi ki mizahın Türkiye macerasının, GırGır ile başladığını düşünürdüm. Sonradan bu Dergi'nin ne kadar büyük bir miras üzerine kurulduğunu öğrendim. Anadolu'da mizahın kökenlerini araştırmaya başlayınca Hitit dönemine kadar uzanan zengin ve renkli bir tarihle karşılaşıyorsunuz. Ardından hüküm süren her dönemin kendi mizah kültürü şekilleniyor. Gülme amacının yanı sıra mizaha sığınarak eleştiri alanını daha güvenilir kılma amacı her dönemde kendini hissetiriyor. Diyojen'den Noel Baba'ya, Keloğlan'dan Nasrettin Hoca'ya çok geniş bir birikimin değerlendirmesini yapan akademik kaynaklarda da bu eşsiz birikimi görmek mümkün.

Mizahın hayatlarımıza güçlü ve dönüştürücü etkisiyle son girişi de Gezi Direnişi'yle oldu. Gergin siyasi gündemin sorumlusu olan "gergin" iktidara duyulan tepkinin en sert, bir o kadar da en ılımlı dile getirilişi olarak bütün siyasi söylemlerin önüne oturdu. Oturmakla kalmadı, her siyasi eleştiriye kalkan oldu. Alıştığımız "sinirli" direnişin yerini mizahla harmanlanmış entelektüel bir karşı koyuş aldı. Gezi, "Anlattığımızı anlamadınız, bir de böyle deneyelim"in siyaset sahnesinde yerini almasında mizaha hatırı sayılır bir alan açtı. Bu alışılmadık direnişin üssü olan meydanlarda ve parklarda; mizahın olmazsa olmazı zeka, özgür düşünce ve haksızlıklara karşı biriken öfke kolkola girdi. Bu yönüyle, kendilerini ifade etmeleri için izin verilen alanları dışına taşmak isteyen bütün ötekilerin yol göstericisi Gezi, silahı da mizah oldu. Kendi alanları dışına taşan farklı kimliklerin birbirleriyle çatışmasız birlikteliğinin de kurgulandığı Gezi Direnişi'nde, bu çatışmasız birlikteliği ve direnişi sağlayan ana unsurlardan biri yine mizahtı.

Gelinen son noktada, tahammülsüzlüğü deşifre olmuş bir iktidarın, kendisi gibi olmayan ve kendisine benzemesi ihtimali dahi olmayan kitleler için en kolay yöntemi tercih ettiğine tanık olduk: akıl çatışmasıyla yenilmesi mümkün olmayan kitleler ve eylemleri 'terör' ile bir arada anarak kamuoyunun lincine terk edilmek istendi. Kamuoyunun buna cevabı ise gayet net bir tepkisizlik oldu. Vicdan ve aklın süzgeci, son yıllarda hiç bu kadar adaletli olmamıştı. Hala Gezi'den intikam alınmaya çalışılmasının altında işte bu adaletli duruşun karşısındaki çaresizlik yatıyor. Akılla savaşmak için eldeki alışılmış silahlar yeterli gelmedi. Bir duvar yazısının, bir esprinin, bir karikatürün karşısında, bırakın biber gazını TOMA'ların bile çaresizliğine tanık olundu. Bu çaresizlik, alışılmışılmışın dışında bir mücadeleden iktidar aygıtının psikolojik üstünlükle çıkamayacağını da göstermesi bakımından önemlidir. Geleneksel olan değerlere sığınıp kitleleri yönlendirmek isteyen bir mekanizmanın, böylesi bir güç karşısında kendisini, argümanlarını ve yönetimlerini revize etmesi de mümkün değildir. Revize etmedikçe, edemedikçe aynı korku, bir kılıç gibi erkinin üzerinde sallanıp duracaktır. Bu anlamsız cezalandırmalar da hep bu kılıçtan kurtulma çabalarıdır ama nafile. 

Nedir iktidarınızı bu kadar vaz geçilmez kılan? Koltuktan aldığınız gücü bir gencin hayatından daha değerli kılan nedir? Üstünde oturduğunuz nedir ki ülkenin yüzde 50'lerini karşı karşıya getirmekten bile çekinmiyorsunuz? Nasıl bir psikolojiyle, evladını kaybeden bir anneyi kitlelere linç ettirmeye çalışmakta bir sakınca görmüyorsunuz?... Sorular, sorular... Cevabını bildiğimiz ama psikolojisini hissedemeyeceğimiz sorular. Sır olmayan cevaplar... Bizim bildiğimiz cevapları sizin de bildiğinizi görmek, haksız oluşunuzu kabul ettiğinizi hissetmek memnuniyet verici. Peki ya kaybedilen canlar? Haksız cezalandırmalar? Ülkenin kaybolan huzuru? Giderken yerine bırakabilecek misiniz?

cem kose

Gezi'den sonra bu coğrafyada çok şey değişti. Ağaçlara değen her rüzgar esintisinde biraz Gezi var, biraz Ali İsmail, Mehmet, Abdullah, Irfan, Selim, Ethem, Zeynep, Ahmet, Serdar, Berkin... ve bolca da zekanın karşınıza diktiği çaresizliğiniz. Kimisi Gezi'ci kimisi...