11.07.2015, 21:00

Müdahale toplumu olduk...

Toplumda yaşayabilmek sürekli başka yaşamlara müdahale mi etmek demek?

Şimdilerde bu müdahale toplumun her kesimine işledi ne yazık ki.

Önce başkalarının hayatlarına müdahale ediyoruz.

Sonra nasıl giyindiklerine?

Nasıl yaşadıklarına?

Ne yediklerine?

Dini vecibelerini nasıl yaptıklarına?

Cemeatlere...

Politika içinde ki dine, dinsizliğe...

 

*

Şimdiler de oruç tutan, tutmayana...

İnanan inanmayana,

İnanmayan, inanana...

Büyük müdahaleler var yaşamda.

Din ile birbirine saygı kavramı karıştırılmış durumda.

Oruç tutmayan tutana da saygısız ne yazık ki, gözüne soka soka yemekte içmekte...

Bakışlar nefretli...

Konuşmalar nefretli...

Tutan tutmayana kinli gözlerle bakmakta.

Politika içinde dahi dinli, dinsiz ayrımı yapan bir insanlığa sahip isek sebebi hoşgörü azlığıdır.

Nerede kaldı peki hoşgörü?

 

*

Peki bize ne!
Kim ne yaşarsa yaşasın, başkaları ne düşünüyorsa düşünsün! Bize ne!

Velhasıl hoşgörüsü az bir toplumun temellerini attık gidiyoruz...

Attık da ne oldu?

Sevgisiz, saygısız ve birbirinden uzaklaşan bireyler olduk.

‘Hoşgörü’ ‘zamanın derinlerinden’ gelen bir sır iken, şimdilerde ‘ayaklar altına alınan’ kaybolmuş bir değer niteliğinde.

Hoşgörü ile birleşmiştik biz.

Hele İzmir...

Rum’uyla, Ermeni’siyle, Türk’üyle...

Hep birlikte yoğrulduk...

*

Selanik kökenli bir aileden geliyorum.

Bu nedenle geçmişimizin izlerini daha çok taşıyorum. Rum komşularımız vardı ayrımsız, sevgi ile kucaklaşırdık.

Çünkü bizde onlarla aynı havadan, topraktandık...

Sadece gönül dışında oluşturulan sahte ayrımlar ile uzaklaştırıldık birbirimizden...

Ve milliyet değişse de halen sahte ayrılımlar ile uzaklaştırılıyoruz insanlığımızdan değerlerimizden...

 

*

Şimdilerde İzmir profiline bir bakalım...

Karmakarış bir şehir içinde izdiham, hoşgörüsüzlük ve dengesizlik hakim.

İzmirli olma gururunu demokratikliği, aydınlığı ve güzelliği ile taşırken aniden göçün verdiği etki ile birbirini hor gören bir şehir halkı ile karşılaşmanın üzüntüsünü yaşıyorum...

Etnik kökenlerimiz ne olursa olsun adım atışımız kardeşliğedir.

Ancak geçmişten beri gelen taşlarımız var bizim.

Omuzlarımızda biriktirdiğimiz küçük küçük taşlar.

Ve bir bir bizi ezen taşlar.

Yeni bir zaman, yeni bir an geliyor kapımıza ve taşlarımızı hemen döküveriyoruz hoşgörüsüzlüğe.

*

Tüm ağırlıklarımızı, tüm taşlarımızı bir kenara bıraksak ve kendimizi insanlığın o güzel büyüsüne teslim etsek fena mı olur?

Ancak eziliyor düşüncelerimiz.

Oysa hayallerimiz bir.

Duygularımız bir....

Geçmişin yükünü hep birlikte içimizden silkeleyelim ve atalım o vakit...

 

Dip notlar;

 

Önümüz bayram...

 

Coşkuyla....

Heyecanla...

Kucaklaşmayla...

Hasretle ve sevgiyle beklenilen günlere az kaldı.

İnananların hoşgörüsünü, yardımlaşmasını, sevgisini sunduğu, küslerin barıştığı, gönüllerin kaynaştığı günlere az kaldı...

Önümüz bayram...

Ancak bu bayram kimine zehir, kimine bal...

Savaş ile kıyıma uğrayanlara zehir, göç ile evinden koparılanlara zehir, anasından babasından ölümle ayrılanlara zehir, anasız babasız kalan yavrulara zehir...

Vedalar sevimsizdir...

 

Yeni doğan bir bebekle baldır bu bayram, yeni evlenen çiftle bal...

Tüm ailenin çoluğu ile çocuğu ile, torunu ile toplandığı coşkuyla baldır...

Kavuşmalar sevimlidir...

 

İşte dünyanın iki yüzü...

İki farklı hayat ile yoğrulan yaşamlar...

Ne kadar da renkliyiz ey insanoğlu, ey dünyalı...

 

Sağlıklı yaşamın etken güçleri...

Sağlık ile huzuru bir arada hayata geçirmek isteyenlerin tercihi doğru bir yaşam tarzıdır....

Hayatımıza yön veren etken güçlerin başında pozitif düşünce gelir ki, kötü düşüncelerin bedenimizden uzaklaşması ile ruhumuzun güzelliğini ön plana çıkarttabiliriz.

Pozitif düşünce gücünü keşfeden bir birey, sağlıklı yaşamda en önemli adımı atmış olur. Bu düşünceye spor da eklenir ki, sinirlerin gerginliği alınır ve bedenin endorfin salgılaması sağlanır.

Tabi sonrasında olmazsa olmaz sağlıklı besinler tüketmek, bilinçli tüketici olmak, sigara ve alkolsüz yaşam tarzını benimsemek gelir.

Toksin maddelerden uzak tutulan bedene detoks kürleri (yeşil çay, nane) ile yenilik kazandırdık mı, yorgun, halsiz ve keyifsiz durumumu zu düzelttik mi, yumurta sarısı, peynir, yulaf ezmesi, tavuk kanadı ve tropikal meyvelerde bulunan çinko ile de bağışıklık sistemmimizi güçlendirdik mi işlemin yarısı tamam...

Sırada ise serotonin var...

Ve serotonini de eksik etmeyelim gülücüklerimizle...

Eh o zaman deymeyin keyfimize...

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Erzurumlu kadının kocası ölür ve kadın ağıt yakmaya başlar:
-"İngilizce bülirdiii, Almanca bülirdiii, Fransızca bülirdii, Arapça bülirdiii."
Kaynı hemen araya girer:
-"Yence niye yalan söylirsen hiçbirini de bülmirdi."
-"Ey hee! Bülmirdi, bülmirdi amma isdese öyrenirdi."

 

Günün sözü;

"Sözcükler tek başlarına insanı kırmaz.
İnsanı yaralayan, sözcüklerin arkasına saklanan ikiyüzlülüktür."

Susanna Tamaro

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@