08.05.2020, 09:30

Müslüman Kadınların Hak Ettiği Yerde Olamayışının Sebepleri Neler Olabilir?

Allah nasip ederse bugün, İslam ülkelerin de, Müslüman devletlerde, kadının, diğer Avrupa, Amerika gibi ülkelerde olduğu şekliyle, hak ettiği yerde olup olmadığı konusunu işlemeye çalışacağız.

Allah nasip ederse bugün, İslam ülkelerin de, Müslüman devletlerde, kadının, diğer Avrupa, Amerika gibi ülkelerde olduğu şekliyle, hak ettiği yerde olup olmadığı konusunu işlemeye çalışacağız. Tabi ki olaya diğer dinlerdeki kadınlarda görülen somut örnekleriyle baktığımız zaman, arada büyük farkların olduğunu da göreceğiz. Bu görünen farkın nerelerden ileri geldiğini de konumuz içine alacağız. Kadının bu durumda olmasında İslam Dini’nin bir etkisi var mıdır. Başkaca etkili olan etmenler nelerdir, onlara da bakacağız. Kuran-ı Kerim ve hadislerde bu konu ile ilgili olarak bahsedilenler nelerdir? Onları da göreceğiz. Tabi bu konuyu işlerken kadının İslam ülkelerindeki durumu yanında ülkemizdeki durumuna da bakacağız.

MÜSLÜMAN KADINLAR HAK ETTİKLERİ YERDE DEĞİL Mİ?

Türkiye dışındaki İslam ülkelerini düşünerek konuşursak tabi ki o ülkelerdeki Müslüman kadınlar hak ettikleri yerlerde değiller. Hemen hemen bütün İslam ülkelerinde durum aynıdır.

Bugün böyle bir konu seçmemizin amacı, bu konuda Kuran ve hadisler ne diyor? Onu anlatabilmek, onu gösterebilmektir. Daha doğrusu, bu konularda Müslüman ülkelerde yanlışlıklar var mı? Bu yanlışlıklar Kuran ve hadislere göre nerelerdedir? Onu, ayet ve hadislere dayandırarak gösterebilmektir.

Bugün objektif düşünebilen aklı başında bir insan şöyle bir Avrupa ülkelerindeki kadınların bulundukları yere bir de İslam ülkelerinde bulundukları yere baksa, kadının İslam ülkelerinde hak ettiği yerde olmadığını hemen görür. Gerçi bazı tutucu çevrelerin tam aksi bir görüşte oldukları da biliniyor ama onların görüşleri Kuran ve hadislere uymayan ve de çağımızın görüşü olmaktan çok uzak olan görüşler olduğu için o şekilde düşünenlerin üzerinde durmuyoruz. Biz bu konuda, Kuran ve hadislere dayanarak, İslam ülkelerinde kadının hak ettiği yerde olamaması sebeplerinin neler olduğunu anlatmaya çalışacağız.

Şeriatla idare edilen ülkelerde kadın araba kullanamaz. Kadın tek başına sokağa çıkamaz. Kadın çalışamaz ve asla yönetici olamaz. Kadın kara çarşafa bürünmek zorundadır. Kadın ikinci sınıf vatandaş olarak görülür. Tabi ki bu durumlar da kadını hak ettiği yere getiremez. Şimdi kadının elinden alınan bu hakların Kuran’da olup olmadığına ve neye dayandırıldığına bakalım.

DAHA DÜNE KADAR BAZI MÜSLÜMAN ARAP ÜLKELERİNDE KADINLAR

ARABA BİLE KULLANAMAZLARDI
Bugün de kullanamıyorlar. Yönetmelik hazırlandıktan, kimlerin ve nerelerde nasıl kullanacaklarının tespitinden sonra bu işin olabileceğini öğreniyoruz. Henüz bu yasak tam kalkmış değildir. Arabistan’daki bu durum, hâlen çoğu Arap ülkelerinde şu anda da aynen sürdürülüyor. Kadının araba kullanması, İslâm’a mugayır bulunarak yasaklanıyor. Kadının araba kullanmasının neresi dine aykırı ise bu bilinemiyor. Bu yasaklama ile ilgili olarak ne Kuran’da ne de hadislerde tek bir kelime bile geçmez. Bir tek bu durum bile ortada iken, İslam ülkelerinde kadının, hak ettiği yerde olduğu söylenebilir mi? Söylenirse bu doğru olur mu? Doğrusu bunun düşünülmesi gerekir.

BAZI ÜLKELERDE KADINLAR TEK BAŞINA SOKAĞA ÇIKAMAZ

BU DURUM KURAN'A AYKIRIDIR

Şeriatla idare edilen ülkelerden olan Suudi Arabistan, Afganistan, Bangladeş ve Sudan gibi ülkelerde, bir kadın tek başına sokağa çıkamaz.Ya gruplar hâlinde çıkacak ya da yanında erkeği olduğu zaman çıkabilecektir. Aksi takdirde kadın cezalandırılır. Halbuki Ahzap Suresi 59. ayetinde, “Kadınların, dış örtülerini üzerlerine alarak dışarı çıkabilecekleri bildiriliyor” Kuran’da böyleBir yasaklama yoktur. Peki böyle bir yasaklama nasıl getiriliyor? Anlaşıldığı kadarı ile kadının sokağa tek başına çıkmasını sakıncalı gören ülke yöneticilerinin tutumu ile kadınlarını kıskanan ve dışarıya çıkması halinde hata işleyebileceği endişesinde olan Müslüman erkeklerdeki erkeklik hakimiyetinin doğurduğu kıskançlıktan ileri geldiği çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu gibi işlerde dindeki yanlış yorumların da rol oynadığı kesindir.

Kadın, yanında eşi olursa sokağa, çarşıya, pazara çıkabilir. Nikah düşen bir erkekle de asla çıkamaz. Çıkarsa şeri cezalarla cezalandırılır. Eğer zina suçu varsa ortada, o zaman da Recm cezası uygulanır. Kırbaçlama gibi cezalarla cezalandırılır. Zina halinde ise, Recm cezası ile cezalandırılarak taşlanmak suretiyle öldürülür. Aslında Kuran’da Recm cezası diye de bir ceza yoktur. Ama İslam fıkıh âlimleri tarafından İslam fıkhına böyle bir ceza yerleştirilmiştir. Şeriatla idare edilen İslam ülkeleri, Recm cezasını koymuşlardır. Bugün bile bu cezanın hâlen uygulanmakta olduğunu televizyonlarda hepimiz görüyoruz.

KURAN, KADINLARIN KARA ÇARŞAFA BÜRÜNMESİNİ İSTER Mİ?

İSLAMIN GÖRÜŞÜ BU MUDUR ?

Hayır. Kesinlikle İslam’ın görüş bu değildir. Kuran'a baktığımızda bunun böyle olmadığını görürüz.

1) Nur Suresi 31. Ayet: “Ey Resulüm! Hanımlarına ve mümin kadınlara söyle. Başörtülerini göğüslerinin (yakalarının) üzerine (kadar) örtsünler.”

2) Ahzap Suresi 59. Ayet: “Ey Resulüm! Hanımlarına, kızlarına ve Müminlerin kadınlarına (dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üzerlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur.” Ayetten anlaşılan, dış örtülerin üzerlerine alınması tavsiyesinin de kadının tanınması ve köle veya cariye zannederek incitilmemesini sağlamak amacına yönelik olduğudur.

3)“Ey Âdem Oğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi. İşte o (Takva elbisesi) daha hayırlıdır.” (Araf-26) (Bu Ayet, sanki Allah yolunda olan, Allah korkusu taşıyan bir kadının öyle aşırı bir örtü içine girmesine hiç gerek olmadığını işaret ediyor. Bu Ayet, Allah korkusu ve Allah yolunda olmak, yani takva elbisesini giymek, normal bir giyim için yeterlidir, anlamını veriyor.

4) “Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş Hayız hali kalkmış, (bugünkü tıbbî bilimlere göre ortalama 45 ilâ 50 yaşları arasında kadınlardan bahsediliyor) kadınların, zinetlerini teşhir etmeksizin elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır.” (Nur-60)

Şimdi de bu Ayet-i Kerimeler'e tek tek bakalım ve üzerinde biraz düşünelim: Bu neyi gösterir bize. Örtünmenin var olduğunu ama normal bir örtünme şeklinin olduğunu gösterir. Aynı zamanda örtünmenin namaz gibi, oruç gibi ana bir kural olmadığını da gösterir. Çünkü örtünme ana kural olsa, hiç C. Allah 45, 50 yaşlarına gelen, hayızdan kesilmiş bir kadının üzerinden örtünmeyi kaldırır mı?Ana kural olmadığı konusunu buradan çıkarıyoruz.

İSLAM ÜLKELERİNDE, KADINLARDAN YÖNETİCİ ATANAMAZ
BU İSLAMA AYKIRI BİR TUTUMDUR

Türkiye dışında vali olarak atanan ya da bir kurumun başına idareci olarak getirilen bir tek İslam ülkesi gösterilemez. İslâm ülkelerinde böyle bir şey olmaz, olamaz. İslam ülkeleri, Peygamberimizin bir Hadis-i Şerifi'ni, bu atamaya engel görürler. Ancak bu hadis de iki farklı kaynaktan farklı farklı ifadelerle karşımıza çıkmaktadır. Rivayet edilen bu hadisin iki ayrı rivayet şekli şöyle: “İşlerini bir kadına bırakan topluluk asla iflah etmez.” (Buhari, Megazi, Tirmizi, Ahmet b. Hanbel) “Kendilerine bir kadını devlet başkanı yapan bir topluluk asla felah bulmaz” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Aslında bu hadisler yaptığım araştırmaya göre, o devirde, Sasani Devleti'nin başına bir kadın hükümdar geçmesinden sonra Sasaniler için söylenmiş bir sözdür. Ama İslam ülkeleri her yere ve herkese uygulamaya kalkmışlardır. Bu Hadis-i Şerifi ileri süren İslam ülkelerinin çoğunluğu, hemen hemen hepsi kadından yönetici yapmazlar. Hatta kadını çalıştırmazlar bile.

PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDA VE DÖRT HALİFE ZAMANINDA ATANAN

KADIN YÖNETİCİLER VARDIR
Hem Peygamberimiz hem de Hz. Ömer zamanında atanan kadın yöneticiler vardır. Ayrıca Kuran’da da devlet başkanı olan hanımlardan bahis ardır. Şimdi onlara bakalım: Peygamberimiz kadından okul müdürü atamıştır. Hz.Ömer de Medine pazarına Şifa b. Abdullah isimli bir kadını, Pazar denetçisi olarak atamıştır. Evet Peygamberimiz Medine’de iken yönetici atamasında bulunmuştur. İslâmiyet’in ilk yayılış sıralarında kendisi her kadınla tek tek konuşup İslamiyet’i onlara anlatamayacağı için kadınlarla ilgili olarak EZVAC-I TAHİRAT OKULU'NU, erkeklerle ilgili olarak da ASHAB-I SUFFE OKULU'NU açmıştı. Bu şekilde, bir kadınlar için bir de erkekler için açılan iki okul bulunuyordu. Erkeklerle ilgili okulun başına yönetici olarak Ebu Hureyre’yi, kadınlarla ilgili olan okulun yöneticiliğine de Hz. Aişe’yi getirmişti. İslâmiyet’in anlatılması ve yayılması gibi çok önem arz eden bir okulun başına bir kadının getirilmesi çok önemli bir olaydır. Demek ki kadından yönetici atanmıştır ve bunu da atayan Sevgili Peygamberimizdir.

Bir diğer örnek olarak da, Hz. Ömer’in, Medine pazarına Şifa b. Abdullah isimli bir kadını Pazar denetçisi olarak ataması gösterilebilir.

Son bir örnek olarak da, Kuran’da, Hz. Süleyman zamanında bir devletin başkanı olan Sebe Melikesinden bahis vardır. Kuran bu fasılda bir kadının devlet başkanı olmasını tenkit etmemektedir. Bu konuya tasvipkâr bakmaktadır. Bu da kadının yöneticiliği konusunda bir tereddüt olmadığının göstergesidir.

Özetlersek bahse onu hadisin sadece Sasani Devletiyle ilgili olduğunu, her devlet ve ile ilgili olamadığını, herkes için geçerli olmadığını söyleyebiliriz. Kısacası, İslama göre kadın o pozisyonda ise her kademede görev yapabilir

ŞERİATLA İDARE EDİLEN İSLAM DEVLETLERİNDE KADINA ÇALIŞMA HAKKI VERİLİR Mİ?

Hayır kadına çalışma hakkı verilmez. O hak da elinden alınmıştır. Halbuki Kuran, kadına çalışma hakkını verir. Aksini iddia etmek yanlıştır. İlgili ayetlere birlikte bakalım: “Çalışarak kazandıklarından erkeklerin de kadınların da nasipleri vardır.” (Nisa-32) “(Müslümanlar) Bilsin ki, insan için kendi çalışmasından başka (Allah katında) önemli olan bir şey yoktur.” (Necm-39), “Ben, erkek olsun kadın olsun–ki hep birbirinizdensiniz-içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkartmayacağım.” (Ali İmra-199)

Bu Ayet’i Kerime’lerden anlaşılan, kadın da erkek de çalışır ve bu çalışmalarından dolayı da hem

dünyada hem de ahirette, Allah nezdinde hak ettikleri kendilerine verilir. Bu duruma göre çalışan, kadın da olsa, Allah katında bu durumun, takdir bulan bir davranış olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.

BU ÜLKELERDEKİ KADINLAR NİÇİN                                                          İKİNCİ SINIF VATANDAŞ GİBİ GÖRÜNÜYOR?

Bu ülkelerde yaşayan Müslümanlar, kadına o şekilde bakmak zorundalar. Şu anda yerleştirilmiş olan bu düzeni hiç kimse değiştiremez. Öyle gelmiş öyle gider. Hiç kimse mevcut düzenin dışında bir şey söyleyemez. Kadınlara öyle muamele uygun görülmüşse, o öyle gidecektir. O devletlerin başındaki en etkili kişi bile bunu değiştiremez. Ülkemizde de buna benzer bir olay oldu. Geçenlerde bir ilâhiyatçı çıktı ve çok çirkin bir yorumda bulunarak insanların bir kısmını incitti. Hiç kimse ses çıkarmayınca Cumhurbaşkanımız müdahale etmek zorunda kaldı ve İlk sözü de Diyanet İşleri'nin buna müdahale etmesi gerektiği oldu. Ve arkasından da, “Bugün için artık bazı yorumların düşünülerek yapılması gerektiğini hatırlattı. O kadar çok hoşuma gitti ki anlatamam. Haklıydı. Ama iki gün sonra tekrar açıklama yapmak zorunda da kaldı ve biz ayet ve hadislerle ilgili bir şey söyleyemeyiz. Bu haddimize değildir. Bizim söylediğimiz yorumlardır” açıklamasını yapmak durumunda kaldı. Bu konulardaki değişim işi çok zordur.

Bu olayı şunun için anlattım: Yerleşmiş dini yaşayış şeklini hiç kimse değiştiremez. Ufacık bir değişiklik yapmaya kalksalar, mahalle baskısı, o kişileri baskı altına alır, kafirlikle suçlanan bile olur. Onun için şimdi tekrar bu 6 ülkenin kadına hak ettiği yeri ve değeri vermediğini nereden anladığımıza gelelim. Diğer ülkelerde kadınların normal olarak yaptıkları bazı şeyler o ülkelerde yasaklanmıştır. Kadın o hakkını kullanamamaktadır. Kadının istediği yere gelemeyişi bu sebepledir.

Suudi Arabistan bütün Müslüman ülkelerin ağabeyi sayılır. Diğer Müslüman ülkeler Suudi Arabistan’ı, İslami uygulamalar konusunda takip ederler. Çünkü İslamiyet orda doğmuş, Peygamber oradan çıkmış, kitabımız Arapça olarak orada nazil olmuştur. Bütün bunlar Müslüman ülkelerin Suudileri takip etmesine sebep olur. Bu durum, Türkiye dahil bütün bu ülkelerde Suudi Arabistana karşı bir hayranlığın uyanmasına sebep olmuştur. Bütün İslam ülkeleri onların kültürlerini beğenirler.

Bizim ülkemizde de Araplara hayranlık duyanlar var. Bu doğru bir düşünce değildir. Din,bizim dinimiz, peygamber bizim peygamberimiz. Kuran bizim kitabımız. Cihan şumul bir dinimiz var. Bu konuda Araplara filan hiç ihtiyacımız yok. Şu anda dünyada tek karışıklık olan yer, Müslüman Arapların bölgesidir. Niye? Düşünülmesi size ait. Ama maalesef hayranlık duyan fazla. Kısacası, Suudiler de kadın nasıl yaşıyorsa diğer İslam ülkeleri de onu uygularlar. Bunu tam ciddiye almayan Ülkemiz olarak görülür. İslam dini böyle istiyor diyorlar. Bütün suçu dine yüklüyorlar. Halbuki dedikleri doğru değildir. Ayet ve hadisleri kendilerine, işlerine gelecek şekilde yorumladıkları için öyle bir yanlış sonuç çıkarıyorlar. Bu yanlış yorumlardan bazılarına bakarsak konu daha iyi

anlaşılacaktır.

  • O görüş atalarından gelen bir görüştür. Öyle görmüşler, öyle de gidiyor. Kimse bunu yukarıda da dediğimiz gibi değiştiremez.

  • Erkeğin kıskançlığı da rol oynar. Müslüman ülkeler, kadınlarını başka erkekler görmesin, sadece kendileri görsün isterler. Tabi bu görüşlerine din adamlarının yorumlarını katarak destek de bulurlar. Onlara göre kadının bütün vücudu ziynettir. Her tarafı örtülerek sadece yüzü ve gözü görünecektir. Başka türlüsü suçtur. Kadına normal bir yaşam hakkı tanımazlar. Diğer dünya insanları gibi bir yaşamı yasaklarlar.

  • Üçüncü olarak, erkeklik hakimiyet gücünü kaybetmek istemezler. Müslüman erkekler, dini de bu işe katarak, yani dini de kullanarak kadınların, kendi seviyelerine kesinlikle gelmesini istemezler. Eğer öyle olursa, kadınlarına söz geçiremeyecekleri endişeleri vardır. Korktukları, kadınlarının kendilerini geçmesi hâlinde, erkeklik hâkimiyet gücünü kaybedecekleri, kendilerini dinletemeyecekleri düşüncesidir. O bakımdan, İslam erkekleri kadınlarının daima geride kalmalarını ister. Dediğim gibi dini de bu işte kullanırlar.

  • Müslüman erkekler, kadınlarının çalışmasını kendilerini geçeceği korkusu ile istemezler. Müslüman erkeklerin bütün korkuları, kadınlarının kendilerini geçerek laf dinlemeyecek hâle gelmesi düşüncesidir. Çalışacak kadın, kendi geliri ile ayakta durma gücüne ulaşırsa işin, yuvalarının yıkılmasına kadar gidebileceği, kadınını kaybedebileceği düşüncesi, onların büyük korkularıdır.

  • Bu sebeple din adamları bile bu ülkelerde, bazı hadisleri ve ayetleri yanlış ve kendi çıkarlarına göre yorumlayarak:

  • Mesela kadına Kuran’ın çalışma kapısını kapattığını ilan ederler. Halbuki bu yanlış yorumdur.

  • Muta nikahı ismi verilen bu nikahı, hatta nikah bile denilemeyecek ilişki şekillerini Kuran’a uydurmaya çalışırlar. Kuran bu tür nikahı kaldırdığı halde, işlerine gelmediği için kaldırılmamış gibi davranırlar.

Kuran’da belli bir süre izin verilen ama sonunda kaldırılan muta nikahı, kadının hakkını koruyabileceği bir nikah şekli değildir. Kuran’dan kaldırılışı da bu sebepledir. Müslüman ülkelerin hemen hemen hepsinde görülen bu Muta nikahı, kadını mal gibi gören, kadını aşağılayan, kadının haklarını çiğneyen, para ile geçici bir süreliğine kadını satın alan bir çirkin davranış türüdür. Kadın hak ettiği yerde olsa kadına bunlar yapılabilir mi?

Kadının hak ettiği yerde olmadığı konusunda Türkiye ve diğer İslam ülkeleri

Kadının hak ettiği yerde olmadığı hemen hemen bütün İslam ülkelerinde görülür. Ülkemiz bu İslam ülkelerinden biraz daha farklı bir görünümdedir. Yani kadınlarımız Cumhuriyetle beraber çalışma hakkını elde ettikleri gibi aynı zamanda seçme ve seçilme haklarına da kavuşmuşlardır. Gazete haberlerinden aldığım bilgilere göre kadınlarımızın yaklaşık %35 çalışmaktadır. Ama bu kadınların çalışma işinin olumlu noktada olduğunu göstermez. Çünkü çalışmayan kadın nüfusu %65'lerde görünmektedir. Hâla İslam bilginlerinin, İslami yazarların büyük bir kısmı kadının çalışmamasını, çeşitli bahaneler ileri sürerek daha faydalı bulurlar.

Ülkemizde kadının çalışmaması yanında erkek nüfusuna göre devlet kademelerindeki görevli sayısı çok çok düşüktür. 981 ilçenin kaçında kadın kaymakam var. 81 ilin kaçında kadın vali var. Bir ara bir tek kadın vali vardı. Şu anda ki bilgilerime göre bir tane bile kadın vali yoktur. Hatta kaymakam da yoktur. O zaman ülkemizde kadınlar hak ettiği yerdedir diyebilir miyiz. Elbette hayır. Ama ülkemizde, diğer islam ülkelerinden çok farklıdır. Ancak yeterli değildir.

Bugün, İslam ülkelerinde, hiçbir kadının çalışmadığı İslam ülkeleri vardır. Mesela: 1)Arap ülkelerinin hemen hemen hepsinde durum aynıdır. Arap olmayan Müslüman ülkelerden: 2)Bengladeş’de, 3)İran’da, 4)Afganistan’da 5)Pakistan’da, 6) Sudan’da durum çok farklı değildir. Yani kadın, ikinci sınıf vatandaş görünümündedir. Kadının bir değeri ve önemi de yoktur.

Bu saydığım beş ülkede, kadınların çalışması hem günah sayılır, hem de uğursuzluk olarak görülür. Hatta o devletler bu tutumları ile üstelik bir de övünürler.

AYET
Sana iyilikten ne gelirse şüphesiz Allah’tandır. Kötülükten ne gelirse o da kendindendir.” (Nisa-79)

HADİS

Oruç, kişi onu günahlarla delmedikçe o kişiyi koruyan bir kalkandır.” (Camiüs sağır)

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@