23.08.2019, 05:16

Müslümanların zor durumlarında yardıma koşan Hızır kimdir? 

İsimleri Kuran’da geçen Hz. Hızır ve  İlyas peygamberin  hâlen dünyada yaşadıkları ve dünyanın bir değişik boyutunda  C.Allah’ın izin ve yardımı ile yaşamlarını sürdürdükleri  inancı vardır. Hz. Hızır Kuran’da dolaylı şekilde geçerken, İlyas  peygamberin ismi doğrudan doğruya  geçer.

İsimleri Kuran’da geçen Hz. Hızır ve  İlyas peygamberin  hâlen dünyada yaşadıkları ve dünyanın bir değişik boyutunda  C.Allah’ın izin ve yardımı ile yaşamlarını sürdürdükleri  inancı vardır. Hz. Hızır Kuran’da dolaylı şekilde geçerken, İlyas  peygamberin ismi doğrudan doğruya  geçer.İslam alimlerinin görüşleri de bu doğrultudadır. Ancak bütün İslam âlimlerinin aynı görüş etrafında toplanmadıkları ve aynı görüşü paylaşmadıkları görülmektedir. Kuran, Hz. İlyas’ın peygamberliğini tasdik ederken Hz.  Hızır’ın peygamberliği hakkında  olumlu veya olumsuz bir görüş bildirmemektedir.Ama her iki Allah’ın sevgili kulu da Kuran’da direk veya dolaylı şekilde geçmektedir. Birleşilemeyen bir diğer konu da, Hz. Hızır’ın hâlen  yaşayıp yaşamadığı konusu ile Hz. İlyas’ın  göğe mi çekildiği, yoksa Dünyanın değişik bir boyutunda mı yaşadığı konusudur.
    Ancak Halk arasındaki, “Hızır gibi yetiştin” lafı ile “Hızırellez lafları” insanlarımızın ilgi ve merakını çekmekte ve ister istemez Hızır’ın yaşadığı ve İlyas peygamberle zaman zaman bir araya geldiği  düşüncesine sebep olmaktadır.Hıdırellez ifadesinin, Hızır ile İlyas Peygamberin sık sık bir araya gelmesi sonucu ortaya çıktığı görüşü, hemen hemen her İslami Yazar da görülür. O bakımdan  bugün  Hz. Hızır ile İlyas peygamber üzerinde duracağız. Ve Kuran ile Hadislere, İslam ulemasının bu konudaki görüşlerine dayanarak,  bu konuya  getirebildiğimiz kadar açıklık getireceğiz. Bugünkü konumuz Hızır konusu  olacaktır. 

HZ. HIZIR VE KURAN-İ 
KERİMDEKİ ANLATIMLAR

    
            Hz. Hızır’ın, Hz. Musa döneminde yaşayan C. Allah’ın sevgili kullarından biri olduğu kabul edilir. Peygamber midir, veli kullardan mıdır, bu ihtilaflıdır. Hz. Hızır’ın ismi, Kuran’da da açıkça geçmez. Ancak Kehf Suresi 65.Âyet’inde, C. Allah, “Derken kullarımdan bir kul buldular ki biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve yine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” buyurarak, dolaylı bir şekilde ve verdiği özellikleriyle bahse konu kişinin, Hz. Hızır olduğunu hissettirir. Yani Allah Teâla, Hz. Hızır’ın dolaylı bir şekilde Kuran’da geçmesini sağlar. Zaten Kuran’daki, İlim öğretilen, rahmet verilen kişinin, Hz. Hızır olduğu bütün İslâm âlimleri ve bütün müfessirlerce kabul edilir. O bakımdan Hz. Hızır’ın direk olmasa da dolaylı bir şekilde Kuran’da geçtiği kesindir. Yine aynı Surenin, aşağıda işlenen konularda geçecek diğer Âyet’i Kerimelerinde de görüleceği gibi, dolaylı şekilde Hızır(as)’dan bahsedişlerin olduğu, tekrar tekrar zikredildiği görülecektir. Yine Kuran’da geçen Hz. Musa ile birlikte seyahate çıkan kişi kıssasında da, söz edilen kişini yani, kastedilen kişinin Hz. Hızır olduğu kesindir. Bunun böyle olduğu da bütün İslâm uleması ve Müfessirlerce kabul edilir. O bakımdan Hz. Hızır’ın, Kuran’da dolaylı şekilde ve çokça geçtiğinde de bir şüphe yoktur.
     Kuran’da ismi, bu şekilde dolaylı olarak geçen Hz. Hızır’ın peygamberliğinden bahis yoktur. Ancak C. Allah’ın, Hz. Musa’dan daha âlim olduğunu gösterdiği Hz. Hızır’ın, bu durumunu göz önüne alan bazı İslâm uleması, O’nu peygamber olarak görmektedir. Bu görüşte olanlardan farklı düşünerek Hz. Hızır’ın, peygamber değil de ilim ve irfan verilen salih bir kul olduğunu kabul edenler de vardır. Hatta bu görüşte olanların sayısı, diğer görüş sahiplerine göre daha fazladır.  Bu farklı görüşler Hz. Hızır’ın Peygamberliğini ihtilaflı hâle getirmiştir. Bugün bile Hz. Hızır’ın, Peygamber veya veli bir kişi olduğu aynı şekilde ihtilaflı hâlini sürdürür.
    
HZ.HIZIR’A, HIZIR LAKABININ VERİLİŞ SEBEBİ:
    Hızır ismi, Arapçada Hadır, Hıdr şeklinde ifade edilirken Türkçe de Hızır veya Hıdır olarak zikredilir. Arapçadaki ifadesi olan Hadr; yeşil, yeşilliği bol olan yer anlamına gelir. Hz. Enes’in peygamberimizden naklettiğine göre Peygamberimiz, “Hızır otsuz kuru bir yere oturduğu zaman, o yer birdenbire yemyeşil olurdu ve o yeşillik de O’nun peşi sıra dalgalanırdı.” buyurduğu, O’na Hızır lakabının verilmesinin sebebinin de bu olduğu Buhari ve Enbiya’da nakledilir. Yine Peygamberimizden nakledilen diğer bir Hadis’de de Hz. Hızır’a, Allah tarafından böyle bir özelliğin verilmesi, “Hz. Hızır’ın, cennet pınarından su içmesi ile ilgili olduğu nakledilir.” Kısacası, Hz. Hızır’a, Hızır denmesinin sebebi, bu görüşe göre, bu yeşillik olayına bağlanır. 
    Ancak ülkemizde Hızır denildiği zaman, insanların çok zor ve sıkıntılı zamanlarında âniden yetişerek onları sıkıntıdan kurtaran veli kişi anlaşılır. “Hızır gibi yetiştin.” denilmesinin sebebi budur. Yani ülkemizde Hızır, oturduğu yeri yeşerten anlamında değil de “âniden yetişerek çare olan” anlamında kullanılır. Hızır lakabının, yeşillendirmesi özelliğinden ötürü verildiğini, tahmin ederim Türkiye de çok az kişi bilir. Ama “sıkıntılı ve zor anlarda yetişerek kurtarıcı olma” özelliğini ise herhalde bilmeyen yoktur. O bakımdan halk, bu mübarek insana Hızır lakabının verilmesini, kişilerin zor anlarda yetişerek çare olma özelliğinden dolayı verildiği düşüncesindedir.

HZ.HIZIR  KİMDİR?

Hz. Hızır’ın esas adının, Belka bin Melkan olduğu, soyunun da Nuh(as)’un Sam isimli oğluna 
dayandığı bildirilir. Ancak Hz. Harun’un soyundan geldiğini söyleyenler de vardır.
 Hızır(as)’ın keramet sahibi olduğu, C.Allah tarafından da, kimya ilminin öğretildiği, Ledünni ilme(Allah ile ilgili bilgi ve sırlara ait ilim) sahip olduğu bilinir. Hızır(as) insanlara iyilik yapan ve onların sıkıntılı anlarında yardım istemeleri hâlinde de Allah (cc)’ın da iznini alarak ona yardıma koşan salih bir kul olarak bilinir.

HIZIR(AS) HAYATTA MI
VEFAT ETTİ Mİ?

    
Bu konu ihtilaflı bir konudur. Hayatta diyen vardır, Öldü diyen de vardır. Aksekili’nin  tefsirin de, “Yaşamını sürdüren dört kişi vardır. Bunlardan ikisi Dünyada, ikisi de gökyüzünde yaşamaktadır. Yeryüzünde yaşayanlar Hızır(as) ve İlyas(as) dır. Gökyüzünde yaşayanlar ise, Hz. İdris ve Hz. İsa’dır.” bilgisi verilmektedir. Hızır(as)’ın yaşadığını kabul eden İslam âlimi sayısı fazladır. Dünyada ve Dünyanın bir başka boyutunda yaşamaktadır görüşü  benimsenmiştir. Dünyanın İkinci mertebesinde  bulunduğuna inanılan Hızır(as)’ın zaman ve mekâna bağlı olmadığı, yardıma muhtaç olan kullara yardım etmek için Allah tarafından hayatta tutulduğu inancı  ağırlık basar. Hayatta olduğu ile ilgili  Kuran’da bir örnek aradığımızda, Kehf Suresi 60. Ayetinde  bahse konu olan Hızır(as)’ın Hz. Musa ile buluşması ve birlikte yaptığı yolculuk anlatılır. Buradan hareketle  Hz. Hızır’ın yaşadığını savunanlar çoğunluktadır.Ama Hızır(as)’ın  yaşadığı inancı,halkın böyle bir düşünce içinde olmasından ileri gelir.Halk böyle sırlarla dolu olaylardan  hoşlanmaktadır. Bazı  çok özel zorluklardan kurtulmasında Hızır’ın yetişerek kurtardığına  inanması, Hızır’ı yaşatan olay ve düşüncelerin başında gelir. Allah-ü Âlem  Hızır(as), Musa Peygamber zamanında yaşayan  ve o dönemde de vefat eden bir Salih kişi olmalıdır.Ama Halk yaşadığı inancını taşımaktadır.

HZ. HIZIR İLE HZ. MUSA’YI 
BİR ARAYA GETİREN OLAY

    Hızır(as) ile Hz. Musa’yı bir araya getiren olayda, Hz. Musa’nın bir cevabı yüzünden gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Rivayet olduğuna göre Hz. Musa bir gün Vaaz ederken cemaatten birisinin,” Ya Musa! Dünyada senden daha bilgili kimse var mı?” diye sorması üzerine Hz. Musa’nın, hayır! Dünyada benim kadar bilgili kimse yok diye bir cevap vermesi üzerine C. Allah, “Senden bilgili Mecmeul Bahreynde (iki denizin kavuşma yerinde) kullarımdan salih bir kul olan(Hızır) vardır. O, senden daha âlimdir.” buyurması üzerine  Hz. Musa’nın Hızır’ı aramaya çıkması sebebi ile  bir araya geldikleri anlaşılmaktadır.    
Bu durum, Kur’an’da da geçer. C.Allah, Kur’an’da “Bir vakit Musa yanındaki genç yardımcısına demişti ki: Durup dinlenmeyeceğim. Tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım. Ya da senelerce yürüyerek Hızır’ı bulacağım.”(Kehf-60) diyerek kendisinden daha âlim olan Hz. Hızır’ı aramaya çıktığı ve onu tanımak istediği, ondan feyz almak istediği anlaşılmaktadır.
     Neticede Hz. Musa Hz. Hızır’ı  Kehf Suresi 65. Ve 66.Ayetlerinden anlaşıldığına göre buluştukları ve Hz. Musa’nın  Bilgisinden istifade etmek için geldiğini anlattığı, Hz. Hızır’ın da, Sabretmesi hâlinde  bir yolculuğa çıkabileceğini söylediği ama Kuran,Hz. Musa’nın  yolculuk da sabredemediğini anlatmaktadır.

Yorumlar