Milletlerin tarihinde büyük kopuşlar, gerilemeler ve çöküşler olduğu gibi, büyük bir devrimci atılım ile yükselişe geçtikleri tarihi dönemlerde vardır. Bu değişimler bazen kendi içinde yükselen isyan ile bir halka kendisini buldurur ve bu dönemler yeni bir lider çıkartır. Ya da kendi yoksul ve çaresiz kalmış halkı ile ülkesini haritalar üzerinde parçalamaya yüz tutmuş emperyalist güçlere karşı direnmiş ve haklının kurtuluşunu sağlamış yeni bir kahraman yaratır, bir MUSTAFA KEMAL yaratır. İşte büyük önder eşsiz kahraman M.Kemal ATATÜRK'de her iki evreyi de yaşayarak, ölüm döşeğindeki can çekişen ülkesine can vermeyi ve kurtuluşunu sağlamıştır. Büyük umutlarla girişilen ve istenilen sonuca ulaşamayan 1908 Jön Türk İhtilali ile o dönemde devleti ayağa kaldırmak mümkün olmamıştır. İşte tam da bu dönemde Samsun üzerinden Anadolu'ya uzanış, elde kalan son vatan topraklarında milli egemenlik esasına dayanan yeni bir ulusal devlet kurma girişimin başlangıcı olmuştur.

Mustafa Kemal milli mücadelenin her aşamasında halk desteğine önem vererek ve meclis iradesini öne çıkartarak demokrasi ile yönetilecek yeni bir devletin mesajını çoktan vermiştir. En yakın arkadaşlarından bile padişah yönetimine sıcak olanlar yaşadığı ulusun durumunu anlamak istememişler, zaman zaman büyük önderi çaresiz bırakmışlardır. Bunlar hem meşrutiyet kazanımlarının farkında olmayan hem de emperyalistlerin ve onlara uşaklık eden Yunan ve Ermeni ırkçılığının farkında olmayan cahillerdi. Mustafa Kemal bütün bunların farkında olmasına rağmen, sadece hayalindeki ulusu kurmak ve cumhuriyeti kurmak için katlanmaktan başka çare düşünmedi. Ama asıl olan mesele hiçbir zaman modern, ilkeli çağdaş ve bağımsız bir devlet kurma düşüncesinden geri adım atmadı. Bu gün bazı muhafazakar çevrelerin en çok yüklendikleri, Ayasofya, Halifelik, ve Laiklik gibi konular bile kendi mantığı açısından anlaşılabilir uygulamalardı. Atatürk yalnızca Türk milletinin yada mazlum bir milletin önderi değil, o içinde mücadele azmi olanların,başarmak isteyenlerin, hayatta kaybolmuşların ve dahilerin efendisidir. Sadece ülkesine hizmet etmek için sağlığını yok sayan, ömrünün tamamını insanlığa ve ülkesinde vatandaşlarının onurlu, yaşamasına adamış, bilimi ve akıl yolunu seçmeyi öğreterek dünyada 100 yıldır tek ve gerçek en büyük lider olarak kabul edilen, dönemindeki tüm liderler tarihin tozlu sayfalarında kaybolurken, yaptıkları ile hala ders olarak okullarda okutulan ATATÜRK'ün korunmaya ve arkasında ağıtlar yakılmaya değil, fikirlerinin tam olarak anlaşılıp gelecek nesillere aktarılmaya ihtiyaç vardır. Çünkü dünyada sadece bir lider vardır ki, doğumunun 100. yılında Birleşmiş Milletler toplantısında 1981 yılının dünyada ATATÜRK yılı olarak ilan edilmesine konu olmuştur.

Bu özlem ve saygı ile günümüz Türkiye'sinde Atatürk'ün aziz hatırasına zarar veren tutum ve davranışlardan vazgeçerek kendisinin söylemiş olduğu ''Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir'' sözüne uymak en doğru davranış olacaktır. Onu ancak Atatürk düşüncesini şekilcilikten ibaret gören devlet anlayışından, içi boş ve ezbercilikten ibaret tarih anlayışından, düşüncelerini bir dine, şahsiyetini insan üstü güçlerle dolu figürlere benzetmekten, Emperyalist güçler destekli darbeleri meşrulaştırmak için ismini kullanmaktan, ve düşüncelerini sadece sloganlar haline getirmekten vazgeçersek bıraktığı mirasına sahip çıkmış oluruz.