Dr. Turgay Bozoğlu'nun 25 Mayıs 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Gıda, her ailenin bütçesinde önemli yer tutar. Yüksek gelir grupları için gıda, temel ihtiyaç olmaktan çıkar, aynı zamanda keyif aracı haline gelir. Lüks marka ve pahalı yiyecekler bütçeye dâhil olur. Yoksullar, açlık sınırının kenarında gezinen emekliler, asgari ücretliler ve küçük esnaf için ise neredeyse harcamalarının içinde en büyük kalemdir. Ekmek, temel ihtiyaç olarak karşımıza çıkar. Bırakın lüks markaları ya da ejder meyvesi gibi ülkemizde az bulunan meyveleri, ülkemizde önemli bir nüfus sofrasına et ve süt gibi temel gıdaları dahi koyamıyor. Mutfaklar yangın yerine dönmüş. Açlığı yok etmek ve beslenme şartlarını iyileştirmek üzere kurulan Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü(FAO) Nisan ayı Küresel Gıda Fiyatları Endeksini paylaştı.

Nisan ayında dünya genelinde gıda fiyatları, yıllık olarak yüzde 29,81 artmış. Mart ayında artış oranı yüzde 33,94’tü. Yaklaşık 4 puanlık düşüş bize, dünyada gıda fiyatlarında artışın yüksek olduğunu ancak Nisan ayı itibarıyla bir gerileme içine girdiğini gösteriyor. Peki, bizde durum nasıl? Mart ayında gıda fiyatlarındaki artış, yıllık bazda yüzde 70,33 olarak gerçekleşmiş. Nisan ayında ise gıda enflasyonu yüzde 89,10 olmuş. Üç haneli gıda enflasyonuna doğru gidiyoruz. Ama en önemlisi, dünyadan negatif anlamda ayrışıyoruz. Dünyada gıda fiyatları düşme eğilimine girmişken bizde yükselmeye devam ediyor. Üyesi bulunduğumuz G-20 platformu içinde, bu konuda açık ara lideriz. Dünya Gazetesi'nde yer alan habere göre, gıda enflasyonu birçok ülkeyi ele geçirirken Avrupa dışındaki ülkelerde kendini daha da çok hissettiriyor. Sanayileşmiş ülkelerin oluşturduğu G20 ülkeleri içinde mart ayında en yüksek gıda fiyat artışı yüzde 60-70 ile Türkiye ve Arjantin’de yaşandı. Aylık bazda bile yiyecek-içecek grubunda çok önemli artış var. Zaten bunu özellikle kadınlar, en çok mutfakta, çarşıda, pazarda hissediyor.

Peki, biz niye böyleyiz? Enerji fiyatlarında ve döviz kurlarında yaşanan krizler, tarımsal girdi maliyetlerini artırdı. Gübre ve bitki ilaçlarının fiyatı başta olmak üzere, ambalajlamadan nakliyeye kadar tüm önemli girdilerin maliyeti yükseldi ve yükselmeye devam ediyor. Elbette, izlenen doğru para ve maliye politikaları, enflasyonu ve döviz kurunu aşağıya çeker. Ama Türk tarımının sorunları bitmez. Bir kamyon domates bir cep telefonu etmiyor, diyerek yola çıktık. Bu tespit doğru. Aynı zamanda hataların başlangıç noktası. Geçen zaman içinde ne katma değeri yüksek ürünler ürettik ne de tarımı koruyabildik. Net tarım ithalatçısı bir ülke haline geldik. Hâlbuki tarımı korurken bir endüstri ülkesi haline gelmek mümkün. Bakınız, ABD, Kanada ve Hollanda. Hollanda küçük bir ülke olmasına rağmen önemli bir tarım ülkesi. Kaldı ki tarım ürünleri birçok alanda sanayinin hammaddesi. Tarım olmazsa sanayiniz olsa dahi hammadde ithal etmek zorunda kalırsınız. Gelişmiş ülkeler bunu bildikleri için tarıma destek verirler.

Serbest piyasa ekonomisi içinde fiyat en basit anlatımıyla arz-talep dengesi ile oluşur. Ancak tarımda böyle değildir. Çünkü, hava koşulları gibi sabit olmayan bir değişken üretimde önemli belirleyicidir. Ayrıca çiftçi, fiyatı artan bir ürüne daha fazla kazanç elde edeceği düşüncesiyle kolaylıkla yönelebilir. Bu da tarımsal üretimde bazı ürünlerde yıllık bazda ihtiyaç fazlası ürüne yol açarken bazı ürünlerde ürün açığına yol açar. Bunun için gelişmiş ülkeler hem tüketicinin refahını hem de üreticiyi korumak için tarımı çeşitli yöntemlerle destekler.

Ülkemizde 2000 yılında bir kararname ile doğrudan gelir desteği uygulaması başlatıldı. Bunda amaç, tarımsal ürünlerin fiyatlarının doğrudan serbest piyasada belirlenmesini sağlamaktı. Bunun için ürün desteği yerine çiftçiye arazi desteği verildi. Nitekim, 18 Aralık 2000’de IMF’ye sunulan niyet mektubunda da 2002 yılı sonuna kadar mevcut olan tüm desteklerin kaldırılacağı ve ülke genelinde doğrudan gelir desteğine geçileceği belirtilmiştir. Bu çerçevede, 14 Mart 2000’de yürürlüğe giren kararnameyle doğrudan gelir desteği uygulamasına geçildi. Ekilmeyen topraklar da destekten faydalandı. Ayrıca, toprağı eken değil toprak sahibi bu geliri elde etti. Kaldı ki bu model, dünyanın hiçbir yerinde başarılı olmadı.

Gıda ihtiyacı tüm dünyada can alıcı hale gelmiş. Türkiye birçok üründe ithalata bağımlı. Tarımın desteklenmesi ülkemiz için hayati. Tarımsal açıdan kendimize yeterliliğin sağlanması ve bağımsız bir tarım politikası izlenmesi gerekli. Elbette konunun uzmanları çok daha iyi bilir. Dünya’da pazar fiyatı desteği, girdi desteği, prim, teşvik ve tazminat gibi birçok destekleme aracı kullanılmaktadır. Özellikle kısa dönemde üreticiye tohum, ilaç ve mazot desteği acilen sağlanmalı. Uzun dönemde de ihraç edilebilecek kaliteli ürün yetiştirme politikası oluşturulmalı. Yoksa mutfakta yangın devam eder…