Merhaba Sevgili kitap dostları;

Bu hafta mutluluk ve bilgelik yapbozunun parçalarını tamamlamaya var mısınız? Don Miguel Ruiz tarafından yazılmış, “ Dört anlaşma: Toltek Bilgelik Kitabı’nın bize sunduğu dört sır ile mutlu ve bilge bir hayat yaşamanın sırrı netleşiyor.

İkinci kitabım, hepimizin az çok bildiği, dünya klasikleri arasında yer alan Şeker Portakalı kitabı ise bizlere mutlu olmayan çocuklar üzerine kurulu dünyanın, muhakkak bir yerde devrileceğini hatırlatıyor.

Dört Anlaşma: Toltek Bilgelik Kitabı- Don Miguel Ruiz

kitap (1)-1

Merhaba sevgili kitap dostları;

Sizi daha mutlu kılacak, dört adet sır biliyorum desem, bana ne dersiniz? Muhtemelen bu sırların ne olduğunu merak eder, sizlerle paylaşmamı isterdiniz. İşte bu hafta değerlendirmemde ki ilk kitap, bu dört muhteşem sırrı içinde barındıran, Don Miguel Ruiz tarafından yazılmış, “ Dört anlaşma: Toltek Bilgelik” kitabı.

Toltekler; Amerika uygarlıklarından biridir. Meksika’daki Aztek öncesi:Mayalar, Tolteker, Olmekler gibi uygarlıklardan biri olarak kabul edilir. Bıraktıklar eserlerin toprak üstüne çıkarılan kısmı gelişmiş bir medeniyetin izlerini taşır ve piramitlerde görülen bir takım gizemi içinde barındırır. Günümüze ışık tutan bilgelikleriyle ile bize kadim öğretiler bırakan Toltekler’in esrarengiz bir biçimde tarihten yok oldukları ileri sürülür.

Kitabımıza konu olan Toltek bilgeliği ise yalnızca hikayelere konu olan bir efsane değil bugün hala bir kısım Meksikalı Kızılderili, tarafından uygulanan canlı bir öğretidir. Toltek bilgeliği din, felsefe ya da ideoloji değil hayatı layığıyla yaşama sanatıdır. Bu sanat dört ana prensip içerir.

1)Söz büyüdür: Sanırım kullandığımız kelimelerin asla kaybolmadığını, atmosferin iyonosfer katında biriktiğini bilmeyenimiz yoktur. Söz ağızdan çıktıktan sonra, biz hayatta olmasak bile evrende kalacak bu titreşimin gücünü ve üzerimizde ki yaptırım gücünü anlamamak mümkün değil. Bu yüzden söylediğimiz tüm sözcükler ilk önce kalp onayımızı almış olmalı. İşte bu büyüyü kullanarak cennet ya da cehennemi oluşturmak bizim elimizde.

2)Hiçbir şeyi kişisel algılamayın: Nasıl yani? Diyebilirisiniz. Hatta genelde en güzel örneklerini trafikte görürüz. Sinirle önündekine, arkasındakine, yeri geldiğinde sizlere bağıran, hatta işi hakarete vardıran insanlar vardır ya da olabilir. Tolteklere göre bu insanların asıl dertleri kendileriyledir. Aslında konu ne kadar sizinle ilgili görülse de aslında değildir. Karşınızdaki kendi bilinçaltıyla, tecrübeciyle, başarı ve başarısızlıklarıyla, tüm deneyimlerinin baskın notasıyla konuşur. İyi veya kötü söylenilen hiçbir şey bizim hayat ile anlaşmamıza etki etmemelidir.

3) Varsayımda Bulunmayın: Geçmiş pişmanlıkla, gelecek kaygı ile dolu olabilir. Elimizde sadece an vardır. Sürekli elde olmayanı düşünmek bizi bilgelikten ve mutluktan uzaklaştırır. Sadece olanı değerlendirip, geçmiş ve gelecek handikabından düşüncelerimizi sıyırmalıyız.

4)Yapabildiğinizin en iyisini yapın: Son ve kilit bilgelik sırrı sanırım bu maddemiz. Bu anlaşma ile yukarıda bahsettiğim üç anlaşmayı kalıcı alışkanlığa çevirebiliriz. Tabi ki kimse bizden kitabı bitirir bitirmez Toltek bilgesi olmamızı beklemiyor. Önemli olan niyet edip, ilk adımı atmak, zaten uyguladığımız her sır için evrenin bize sunduklarını gördükçe her sır hayatımızda kalıcı hale gelecektir.

Dört anlaşma: Toltek Bilgelik kitabı, bu güne kadar okuduğum kişisel gelişim kitaplarının en iyilerinden biriydi diyebilirim. Dili akıcı, anlatımı sade, ana fikri net bir kitaptı. Basmak istediği notalara net bir şekilde basarak, hayatıma akış sağlayacak ahengi oluşturdu. Sizlerde benim gibi bu dört sır ile hayatınıza yeni bir kapı açmak isterseniz, Dört anlaşma: Toltek Bilgelik kitabı kitap sever herkese naçizane tavsiyemdir.

.

ŞEKER PORTAKALI- JOSE MAURO DE VASCONCELOS

kitap (2)-1

Merhaba Sevgili kitap dostları;
 

Bu hafta değerlendirmemde 1968 yılında Portekizli yazar Jose Mauro de Vasconcelos tarafından kendi çocukluk anılarına yer verilerek, on iki günde yazılmış, bu kadar kısa sürede yazılmasına rağmen dünya klasikleri arasında yerini almış, dram ve çocukluk romanı olan “Şeker Portakalı” kitabı var.

Beş yaşında, yoksul bir ailede büyüdüğü için hayatın tüm zorluklarıyla henüz bebeklik döneminde tanışmış bir çocuğun gözünden anlatılan bu hikaye, yediden yetmişe herkesi etkileyecek duygusallıkta.

Kitabın ana kahramanı Zeze; 5 yaşında aklı zehir gibi çalışan, zekasıyla herkesin dikkatini çeken ama bir o kadar da yaramaz, yaramazlıkları sebebiyle de şeytan lakabını almış afacan bir çocuktur. Babası işsiz olduğu için, evin tüm ekonomik yükü annesinin üzerindedir. Babasının işsizlik bunalımı, annesinin yoğun çalışma hayatı sebebiyle, Zeze aile sevgisine mahrum olarak büyümektedir. Zeze yaşadığı tüm yalnızlık ve sevgisizliği bir şeker portakalı fidanına hayat vererek ört bas etmeye çalışır. En yakın arkadaşı olarak gördüğü bu fidan, Zeze’nin yaşadığı her şeyi anlattığı, Zeze’ nin hayal gücü sayesinde onu en çok dinleyen ve ona destek olan arkadaşı haline gelir.

Mahallede ki herkesi yaramazlıkları ile yıldıran Zeze, okulda çok başarı bir öğrenci aynı zamanda öğretmenin vazosunun çiçeksiz kaldığını gördüğünde üzüldüğü için, öğretmenine her gün çiçek götüren aşırı duygusal ve düşünceli bir çocuktur.

En büyük heyecan kaynağı mahallede ki arabaların gizlice arkasına atlayarak gezmek olan Zeze, bir gün gözüne Portekizli lakaplı genç bir adamın sahip olduğu, mahallenin en güzel aracını kestirir. Fakat bu davetsiz yolculuk sırasında yakalanarak, aracın sahibi Portekizli’ den çok şiddetli dayak yiyen Zeze, büyüdüğünde Portekizli’ yi öldüreceğine yemin ederek, onu en büyük düşmanı ilan eder.

Yine yaramazlılarıyla herkesi bıktırdığı bir anda ayağına ciddi zarar veren Zeze, ailesinin de onu döveceği korkusu ile yarasını ailesine söyleyemez ve topallayarak, ağrılar içinde kalır. Fakat bu durum, lüks aracıyla mahalle turunda olan, Zeze’nin en büyük düşmanı Portekizli’ nin gözünden kaçmaz. Zeze’yi ilk önce eczaneye götürerek yarasını sardıran Portekizli, daha sonra Zeze’ye tatlı ısmarlar. Bu olay Zeze ve Portekizli arasındaki büyük dostluğun temellerini atar. Ailesinin göstermediği ilgiyi Portekizli’ de gören Zeze, zamanla gerçek sevginin ne olduğunu Portekizli’ de öğrenir.

Her şeyin aynı olduğu sıradan bir günde, Portekizli’ nin ölüm haberini alan Zeze derinden sarsılarak, çok üzülür. Aynı gün Zeze ile arası hiçbir zaman iyi olmayan abisi, Zeze’yi daha çok üzmek için acımasızca şeker portakalı ağacının kesileceği haberi verir. Portekizli ’nin ölüm haberi travmasını henüz atlatmadan en yakın diğer arkadaşının da kesileceği haberini alan Zeze’nin dünya başına yıkılır ve yatağa düşer. Yemeden içmeden kesilen Zeze, konuşamayacak kadar güçsüzleşir.

Bir süre sonra, babasının işe girmesiyle ailesinin durumu düzelmeye başlar. Zamanla hayat normale döner Zeze’nin sağlık durumu iyileşir ama Zeze yitirdikleriyle birlikte çocukluğunu da geride bırakmıştır ve kalbi hiçbir zaman iyileşmez.

Dünya klasikleri arasında yer alan, okurken özellikle son yirmi sayfasında benim gibi boğazınızın düğüm düğüm olacağına garanti vereceğim bir kitap Şeker Portakalı.

Hayata masumca, tertemiz bir gözle ve kalple bakan bir çocuğun, büyükleri tarafından hiç anlaşılmaya çalışılmamış bir çocuğun hikayesi. Hayatın tüm yükünü omuzlarıyla taşıyan Zeze, çok acı şartlarda zoraki büyümek zorunda kaldı maalesef bir çok çoçuk gibi, bedeni küçücük olsa da kalbi nasır tutmuş olarak.

Yediden yetmişe herkesin, her dönemde okuması gereken anlatımı akıcı, hikayesi etkileyici Jose Mauro de Vasconcelos tarafından yazılmış Şeker Portakalı kitabı, kitap sever herkese naçizane tavsiyemdir.