Cafer Şefik Koldaş'ın 22 Haziran 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

Bir Almanya öyküsü olarak epeyce eskilerde anlatıldığını anımsıyorum.

Vakti zamanında, olayın; bizim Türklerin oralara ilk gittikleri günlerde geçtiği var sayılır. Malum, o zamanlar otoban/otoyol dedikleri yollar yalnızca Almanya’da bulunmaktaydı.

İşte o yollarda bizimkilerden birisi, hikâye bu ya, arabasına atladığı gibi ters yönden yola girmiş. Otoyol polisinin uyarısıyla anında radyo yayını başlamış. “Dikkat, dikkat Münih- Frankfurt otobanının … kilometreleri arasında  bir araç ters yönde seyretmektedir. Tüm sürücülerin dikkatli olmalarını öneriyoruz”. Elbette bu anons radyoda belirli aralıklarla yinelenmekteymiş.

Bizimki de arabasındaki radyodan anonsu duyunca bir taraftan yoluna devam ediyor bir taraftan da kendince söyleniyormuş: “Ne bir tanesi yahu? Bunların hepsi ters (!) yönde geliyor”.

Bu anlatılanlar belki de hiç olmamıştır ama bazı konularda, yalnızca kendisinin haklı olduğunu düşünüp karşı tarafa hiç şans tanımayanlar için söylenegelmektedir.

Oysa taa eskilerden “Roma Hukuku”; bizlere unutulmaz bir deyim hediye etmiş. Audiatur et altera pars/Diğer tarafı da dinleyelim. Haydi gelin de doğru düşünmeyi öğütleyen bu deyimi anımsamayın.

***

Mutlaka başka örnekler de bulunacaktır. Ben bir ölçüde işin kolayına kaçacağım. Ülke olarak bizim en somut serüven örneğimiz olarak galiba, 2016 yılındaki Yaz saati uygulamasıyla başlamıştır. Konu belki basit sayılabilir ama inatlaşma açısından bence ilgi çekicidir, dolayısıyla; incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

O tarihe kadar ülkemizin saat ayarı; Greenwich başlangıç meridyeni esas alınıp, sanıyorum İzmit üzerinden geçen meridyene göre yapılmaktaydı. Doğrusu da bu olmalıydı. Zira, ülke nüfusunun büyük çoğunluğu da bu meridyen üzerinde bulunuyordu.

İnat başladı; Hayır, ben; Türkiye’nin saat ayarını Mekke’den geçen meridyene göre yapacağım!”.

Uygulamayla birlikte, elbette sızlanmalar da başladı. Özellikle kış günleri okullara gidiş saatleri neredeyse gece karanlığında yapılır oldu. Yakınmaları değerlendiren var mıdır dersiniz, olmadıktan başka; yanıt hazır: “Enerji tasarrufu (!) yapıyoruz”. Sonuçta ne mi oldu? Bizim memleket saat ayarı, sünnet çocuklarının tekerlemesine benzer oldu Suudi Arabistan saat ayarı.

Karşı taraf dinlenilmedi.

***

Yapmayın, etmeyin! Bakın, burada dünya ölçülerinde belirlenen kıstaslarda en iyi havaalanları arasında üçüncü sırada gösterilen “Atatürk Havalimanı” var, yıllardır sorunsuz kullanıyoruz. Şehrin içinde, ulaşımı kolay, meteorolojik olumsuzluklardan uzak, yıllardır gül gibi kullanılmakta. Yeni havalimanı kuzey rüzgârlarına açık, ileride sorunlar yaşanabilir. Uyarılar nafile.

Karşı taraf dinlenilmedi. Hayır; biz, orasını yıkıp “Millet Bahçesi” yapacağız. Yeni havalimanını da Kuzey Ormanları'nı bitirip, toprak dolgularını da tamamlayarak “İstanbul Havalimanı” adıyla kente 40-50 Km. uzaklıkta yeniden inşa edeceğiz.

Haydi; inşa edin bakalım. İnşa da edildi. Neylersiniz; ilk olumsuz hava koşullarında beylerin uçağı bile o beğenmedikleri “Atatürk Havalimanı”nı kullanmak zorunda kaldı. Bu yaşananlar da “Allah’ın Sopası” dediklerinin örneği sayılmaz mı?

***

Şimdi; bakınız, bu konularda daha yüzlerce ve belki de binlerce örnek verilebilir ama inanın onları yazmaya bu gazetenin sayfaları yetmeyecektir. Sevgili okurlar, onların içinden akıllarına gelenleri değerlendirebilirler.