20.07.2019, 07:10

Ne var elimizde? 

Yaz aylarında kışı yaşıyoruz...
Bir sıcak, bir yağmur denen hava değişimlerini yaşıyoruz.
Ancak biz insanoğlu tüm bunlara rağmen hala düşünmüyoruz, hala ağaç düşmanıyız. 
Bazı yerleri kuraklık kasıp kavuruyor. 
Bazı yerlerde su baskınları.
Sıcaklık dalgaları sürekli gelip gidiyor.
*
Sıcak sıcak diyerek oldukça dayanıksız olduk ve klima çalışmadan duramıyoruz.
Klimalar fora iken düşünemiyoruz.
Kısır döngü içinde kıvranıyoruz.
Daha sıcak,daha çok klima kısır döngüsü içinde yol alıp gidiyoruz.
Ama hala yeşil düşmanıyız.
Ağaç kalmadı gölge verecek, ama hala beton sevdası en son seviyede.

*
2010 yılında, Rusya’da 50.000 kişi sıcaktan etkilendiğinde işin ciddiyeti anlaşıldı sanmıştık, ancak yanılmışız.
Yıllara göre büyük bir artış var iken neden algımız daha da artacak iken yok edilmeye gidildi?
Çırpınışlarımız size ağaçlanmayı mı, ağaçlanmamayı mı anlatmakta?
*

Durup dururken değişen hava olayları bize ne anlatmak istiyor?
Neden seller yaşıyoruz?
Neden uzun süren aşırı sıcaklar yaşıyoruz?
Neden, neden, neden diye soruyoruz da, yine düşünemiyoruz. 
Yine düşünmüyoruz.
*
Peki algılamamız nasıl? 
Var mı?
Ben algının fazla geliştiğini düşünmüyorum açıkçası.
Algılama durumumuz sadece bize diretilen konularla sınırlı kaldı ne yazık ki. 
Daha fazlasına kapı aralamıyoruz.
Sorular soruyoruz, ancak cevapları yok.
Aslında doğru soru şu olmalı.
Neden hala ‘bilinçlen’ miyoruz?
Özellikle doğayı yok etmede, katletmede yerimizde sayıyoruz.
*
Ve Türk halkı doğayı nasıl algılıyor acaba?
Nasıl biçemlendiriyor kafasında?
Mangal keyfi olarak mı sadece?
Peki acaba niye algımız yok edildi diye kendinize sormuyor musunuz?
Şimdi sorarım size ne var elimizde?
Ne kalacak?
Neler oluyor?   
 *
Olan şu; yok ediyoruz.
Ufukta ne var?
Bu kadar duyarsız olmaya devam edersek çok şey var.
Ufukta, daha da artan sıcaklar, daha da artan yağmurlar, daha da artan seller var.
Ufukta çırpınışlarımız var.
İşte gerçek şu; 
Sürekli tüketenleriz. 
Umursamazlarız. 
Katledenleriz.
Düşünemeyenleriz.
*
Son elli yıl içinde endüstrileşme yüzünden hava kirliliği nitelik değiştirdi ve  kükürt, cıva, krom, arsenik, PCB ve benzerleri ciğerlerimizi zehirlerdi.
Ulaşımın kirliliği büyüdü. Ulaşım araçlarının egzozlarından çıkan azot oksit ile küçük parçacıklar hızla arttı.
Kalp hastalıkları ve astım bu nedenle çoğaldı.
İşte şehirleşme, işte medeniyet ve sorumlular.
İşte uygarlık...
*
Tüm bunlardan kimler sorumlu?
Endüstrileşme sorumlu, güce tapanlar sorumlu, tüketiciler sorumlu.
Ancak bizler de, düşünmeyenlerde, susanlarda onlar kadar sorumlu.
*

Peki siz bu tablonun neresindesiniz?
Umursamaz şirket sahibi mi?
Umursamaz başkan, vali, müdür, politikacı mı?
Umursamaz vatandaş mı?
Çevreci geçinen mi?
Ekoloji diyerek avutan mı?
Yoksa gerçekten umursayan mı?
*
Doğamızı kurtarma konusunda ne yapıyor sunuz?
Yolda yürürken çöpünüzü, sigara izmaritinizi yere atan bir kişiyseniz umursamazsınız. Bilin. 
O nedenle, biz ne dersek diyelim umurunuzda olmayacak.
‘Acaba çevreye zarar veriyor muyum?’ Diyemeyen cahildir. 
Küçük adım ama, aslında büyük düşünmedir bu.
*
Bizi tabi ki ilgilendiriyor bu cahilce düşünceniz.
Çünkü değişimlerden hep beraber etkileniyoruz.
Hem Amerika, hem de Çin dünyada ki en büyük CO2  salımcısı iken tek çöpe bakmaz bu olay diyenleriniz, kelebek etkisini bilmiyorlar sanırım.
En ufak değişim, en büyük değişimdir.
*
Bütün dünyayı alışveriş çılgınlığı, tüketim deliliği ile doldurdunuz ama bir ağaç dikemediniz.
Aklınıza bile gelmez yılda bir kez bir ağacı toprakla buluşturmak.
Unutmayalım ki; 
Dünya da her yerde çevreci girişimler hedef noktasındadır.
Düşünün neden?
Nedenini bulun ve sonrasında da bir ağaç dikin hemen.
*
Peki yeşil nerede? 
Kalmadı.
Lüks binalar, dev binalar gerçek yeşil yok edilerek yeşillendiriliyor.
Sahte dünya yaratılıyor.
Şimdi bakıyorum da bir sürü projeler var yapılması düşünülen yüksek binalarla ilgili. 
Hepsinde de betonların içinde yeşillikler, yeşillikler. 
İyi güzel de sen daha sokakta ki ağaca sahip çıkamıyorsun, sahte çimler senin neyine?
Lüks rezidanslarda göz boyayan yeşillendirme çalışması orman mı yapmak demek?
Yeşili seviyoruz mu demek?
Hepimizin özlemi ‘yeşil, ağaç, çiçek , börtü böcek’ de ‘taş, beton’ içinde değil.
‘Sahtelikler’ içinde değil.
*
Çin’de bir iş adamı 25 katlı lüks bir binanın en üst katına çimenler, ağaçlar kayalarla bir dağ oluşturmuştu geçtiğimiz yıllarda.
Ancak, bir sürü de ceza alarak hevesi kursağında bırakılmıştı.
Gidilen son nokta bu olsa gerek.
Yeşilllendirmeler binalara süs niyetine düşünülecek. Ve oluşturulan sahte yeşillikler ile göz boyanacak...
*
‘Yaşamak lazım betonda’ diyenler çoğunlukta iken, yeşil hareketleri hep ‘ötekiler’ gurubundadır unutmayalım!
Kulağımızda bir küpe olarak kalsın bu.
Neyine senin ağaç?
Neyine çayır çimen?
Lüks hapishaneler ile izole yaşam ile, izole düşünce tarzları ile yaşa git...

Dip notlar; 

İğne yapraklı çam dikin...

Çölleşme ve susuzluğun çaresi ‘iğne yapraklı çam’dır. 
Bu nedenle, bilinçli kişiler olarak  çam ağaçlarının artması, özellikle güneşe dayanıklı  iğne yapraklı çam ağaçlarının artması için dikim yapmamız şart. 
Meyve ağaçlarının dikimi daha çok ancak, çölleşmenin de çaresi iğne yapraklı çam. 
Yanan ağaçlarımızın yeri mutlaka ama mutlaka doldurulmalı. Sonbahar döneminde dikim seferberliği yapılmalı. 
Bu nedenle ısrarla boş bulduğunuz yere temin ettiğiniz fidanları dikin. 
Çölleşme ve susuzluğu gidermek için tek yol bu. 
Daha çok kesmek değil.
Rant değil. 
Dikmek...

CO2...
Hem Amerika, hem de Çin dünyada ki en büyük CO2  salımcısı...
Yüzde 40’ı elektrik santrallerinden gelen salınımın önüne geçilmez ise neler olur?
“2030’da 4-5 bin kişinin erken ölümüne...
150 bin çocuğun astıma yakalanmasına...
Ve kanserin hızla yayılmasına” neden olur.

Mutlu kalın...

Fıkra; 
Temel'in oğlu yüzünde üzgün bir ifade ile okuldan gelmiş.
Temel bu durumu görünce sormuş:
- Ne oldu ?
- Matematik dersinden zayıf aldım.
- Niye ?
- Öğretmen 2 kere 2 kaç eder dedi, bende 6 dedim.
- E oğlum, 2 kere 2 dört eder, hadi bilemedin beş eder. 6 nerden çıktı?  

Günün sözü;Her insanın hayatında kaçmakla direnmek arasında bir seçim yapmaya zorlandığı anlar vardır. Ben direniyorum…  C. Bukowski...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@