27.02.2015, 22:00

Neden hayallerimize dokundunuz?

Sizde aşkın ne olduğunu merak ederdiniz, hayalleriniz vardı…

Tıpkı hayaler peşinde koşan genç kızlar gibi…

Hayallerimiz içinde yıkılırız, hayallerimizi yıkarlar…

Tıpkı hunharca katledilen genç kızlarımız gibi…

Güzel olacağını düşünürsünüz…

Mutlu olacağınızı…

Hep yüzümüzün güleceğini…

Huzuru…

Hayalleriniz hep sevmek ve de sevilmek üzerinedir…

Nasıl hayal edebilirsiniz ki saldırıya uğrayacağınızı?

Bir demir parçasıyla öldürüleceğinizi…

Bir kurşuna gideceğinizi…

Çoluğunuzu, çocuğunuzu, ananızı, babanızı geride gözü yaşlı bıracağınızı…

Hayal edilebilecek kişi var mıdır?

Yoktur…

Yabancıdır bu duygular bize…

Ancak hayallerimize dokunuldu...

Bitmek bilmeyen bir girdap.

Neden hayallerimize dokundunuz?

*

Sadece bitmeyecek bir aşk hayali vardır içinde tüten insanın...

Hele ki kapımızı yabancılara açmayacak kadar da şiddetin bilincinde olan birçok insan gibi...

Başına bilmeden, hayal etmeden şiddet geldiğinde alaşa olmamız anidendir...

Düşünmeden biter herşey...

Ayrılığı hiç düşlemedi şiddet görenler, cinayete gidenler…

Gözleri ağlarken, içi ağlarken bir hiçe gitti çocuk gelinler…

O güne kadar ayrılığı, belki sadece okuluna gitmek için yaşadı Ayşe, Fatma…

Özlemi ise işte akşama kadar…

 

*

Ya şimdi...

Ayrılığa mahkum edilen kadınlar sonsuzluğa giderken özlemi, hasreti, sevdasını da taşıdı…

Ayrılık saatle değil, günlere, aylara, yıllara da değil sonsuzluğa mahkum edildi…

Küçükken anlatılsa inanılmazdı bu kadere…

Oysa güzel kapleri ayrılığı saatlerle tanımıştı.

Öyle zannederdi…

İçine almadılar nefreti…

Hayellerini de taşıyıp gittiler…

Ya koca evine, ya ölüme, ya da kaderlerinin götürdüğü yere…

 

*

Şimdi sesli düşünelim…

Günlerdir hatta yıllardır dillenen ‘kadına şiddet’ neden bu kadar çok yayıldı?

Sorduğumuz sorular şu;

Neden nefret büyüdü?

Neden ayrıldık?

Neden şiddetin kucağındayız?

Özellikle erkekler neden bu kadar agresifleşti?

Bu kin bizi neden esir aldı?

Belkide özümüzle olan bağlantıyı kestiğimiz için...

Merhameti unuttuğumuz için...

Sevgiyi hatırlayamadığımız için...

Birine şevkati tatmadığımız için...

İşte asıl mesele özümüzde gizli...

Özümüze, içimize bir ulaşabilsek...

İçimizde ki saf sevgiye bir dokunsak...

*

 

Saf sevginin olduğu gibi çocukluğumuza gitsek...

Keşke her şey çocuk hayallerinde kalsa…

Keşke hep aşk gibi kalsa…

Büyüyünce anladı her bir kadın uğradığı maddi ve manevi şiddeti…

Hayallerde olmayanla yüzleşir her kadın, ya satılarak, ya kaçırılarak, ya dövülerek ya da öldürülerek…

Duygularını, kaderini farklı olduğu empozelerini büyüyünce anladı…

 

*

İşte gitmek...

Gitmek böyle bir şey...

Bir varmış, bir yokmuş misali...

Çocukluğumuza saflığa gidebilecek miyiz?

 

Dip notlar:

Çocuk gelinler...

Şimdi ilginç bir bilgiyi sizinle paylaşacağım...

Hacettepe Üniversitesi'nin Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre, 2013 yılında 15–19 yaş grubundaki evli kadınların oranı yüzde 7...

Şimdi bu ne demek?

Şu demek ki; 2013 yılında ülke genelinde 15–49 yaş grubundaki kadınların yüzde 26’sı çocuk yaşta gelin oldu demek.

2015’deyiz bu oran azaldı mı, tabii ki hayır...

Özellikle çocuk yaşta dini nikahla yapılan evlilikler konusunda dikkatli olmalıyız...

Yasal olmadığının bilmesine rağmen, ailelerin ve yakın çevrenin halen erken yaşta evlilikleri desteklemesinin nedenleri nedir?

Çocuk gelinlerin toplum tarafından kabul edilmesini sağlayan mekanizma nedir?

Erken yaşta evliliğin halen devam etmesinin altındaki nedenleri anlamayı halen başaramadık...

Daha aklı başına gelmeden koca evini evi bilen çocuk gelinler ülkemizde üstü örtülse de, bu işin peşi devlet tarafından asla bırakılmamalı...

Bu sorun büyüyen bir tehlike hala...

İlerliyor muyuz?

Geriliyor muyuz?

 

Fıkra;

İlkokul öğretmeni sınıfta Cennet'e gitmek isteyenlerin ellerini kaldırmalarını ister. Yalnız Temel'cik elini kaldırmayınca merak eder ve sorar,
- Sen gitmek istemiyor musun?
- İster idum ama anacığım okuldan sonra hemen eve gel dedü...

 

Günün sözü;

Hepimiz kaybettiğimiz ya da ulaşamadığımız her şey için zamanı suçlarız. Unutmayın ki, zaman konuşacak olsa hepimiz utanırız... Tolstoy

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@