15.03.2015, 22:00

Nedir bu ilaç sevgimiz...

SGK Başkanı “Her evde 6 kutu ilaç var” diye ilaç israfından yakınmıştı...

Bu sürede bir araştırma yaptım. En basiti yakın çevremden başladım...

Kutu kutu kullanılmayan ilaçları gördüm...

Atılanları...

Tarihi geçmiş kullanılmayanları...

*

Bu nedir?

Nasıl bir toplumuz biz?

İnsanlar artık hasta iken ilaç almıyor. Nedense korunmak için ilaç alıyor.

Evet, beklemeden ilaç alabiliyoruz, kolay şekilde ilaca ulaşabiliyoruz. Ancak israfımız çok büyük boyutlara ulaştı.

İlaca erişim güçleştirilmelidir diyoruz her seferinde ancak bu sadece havada kalıyor. Bu mesajın ulaşamadığı bir kesim var ki henüz gidişatın farkında bile değiller.

*

Ne yazık ki, Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi gereksiz ilaç kullanımı had safhada...

Bağımlı bir toplum olduk...

Kuralımız ‘ilaçla sağlık yerine gelir’ oldu...

Hastanelere bir göz atın. Eczacı kalfaları hastanede gırla...

Doktorların kapısında hasta bekler durumda ki, hemen alıp gidelim hastayı da ilacını bizden alırlar diye beklemedeler...

*

Kısaca “üç reçeteden birinde antibiyotik var” dönemi bitmeli...

Birçok kesinti çalışandan çıkıyor ey emekliler...

Bakınız ki, ilaçlar bedava değildir...

Sağlık sigortanız var diye bedava mı aldığınızı zannediyorsunuz?

Artık boşa harcanacak para yok ülkemizde.

“Hayati” olan ilaçlar dışında, ‘üşüttüm ilaç, tıksırdım ilaç’ dönemi bitmeli.

Bu paralar kendi kesemizden çıkıyor.

“Hasta olmayan hasta” hastaneye gitmemeli diye bas bas bağırıyoruz ancak duyan da yok.

‘Zırt pırt ilaç yazmayan’ doktorları nedense sevmeyen hastalar kendi sağlıklarını attıklarının farkına vardıklarında ne yazık ki çok geç de olabiliyor.

*

İlaç yazmanında hekimin kolayına geldiği ülkemde ilaç saltanatlığı dönemi büyük bir kesimi beslemekte.

Bu durumun ilaç pazarlaması boyutuna değinirsem iş uzar da gider bilmem ki nerelere...

Ki, geçmiş yazılarımda değinmiştim.

Rant en yüksek safhada bu sektörde. Gizliden vatandaş bir çok oyuna tabi.

Ve bu oyuna pratisyen ve tecrübesiz bir çok doktor da alet olmakta. Tıp, eğitim kurumları, öğretim üyeleri, ilaç endüstrisinin baskısı altından bir an önce kurtarılmalıdır.

 

*

Bu bir hegemonyadır...

Bu bir açıktır...

Kapatılması gereken bir açık...

‘Koruyucu hekimlik mi, tedavi edici hekimlik mi’ derseniz hemen tedavi edici hekimlik ilaç yazmakla birlikte ön plandadır ülkemizde...

Tıp eğitimi gerçek aile hekimi yetiştirmeli.

Vatandaşın da bir görevi var bu konuda. Önce ilaç yazdırma baskısı kurmamalı...

Bilinçli hasta olmalı. Fazla ilaç kullanımının zararlarını artık bilmeli...

Bedavacılıktan kaçmalı...

Hekimlerde beyinlerine empoze edilen ilaç kullanımına karşı çıkabilmeli...

Hedef belli.

Hedefi tutturanlar belli.

Dikkat ederseniz ‘tutturanlar’ diyorum çünkü maalesef bu sektör çoğu şeyi ele geçirmiş durumda...

*

Bu yazıyı yazmamı sağlayan yetkili bir ilaç pazarlamacısının marketlerde dahi sattığımız ilaç bize çok kazandırıyor demesiydi...

Bir ilaç markete girebiliyorsa, evimizin baş köşesinde demektir...

 

Dip not;

 

Grip salgınına dikkat!

 

Peki, tam kış ayları bitti derken, bahara kucak açarken şu sıralar bir grip salgındır aldı başını gidiyor...

Şimdi tam bu salgın zamanında ve mevsim değişimi döneminde ilaçlara yönelmeden ne yiyebiliriz?

Özellikle bu aylarda alınması gereken, günlük vitamin-mineral ihtiyacımız kapsamlı bir kan tahlilinin ardından belirlenerek alınmalı...

Portakal, nar, greyfurt, mandalina, limon ve patateste olan C vitamini...

Ananas, havuç, brokoli, soğan da olan A vitamini...

Yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagillerde bulunan E vitamini...

Somon, domates, avokado ve enginar da olan magnezyum...

Süt ve yoğurt kaynaklı kalsiyum...

Salatalık, deniz ürünleri ve susam da olan selenyum...

Badem, ceviz, fındık, mantar ve kümes hayvanlarının etlerinde olan çinko...

Ekmek, ıspanak, bezelye de olan Folat...

 

Tek tip beslenmeyin…

Besin guruplarını dengeli tüketmek gerekiyor. Karbonhidratlar, proteinler, yağların alımı dengeli olmalı.

Karbonhidratlar; bir günde aldığımız enerjinin yüzde 55-60’ını, proteinler; yüzde 12-15'ini, yağlar da; yüzde 25-30'unu oluşturmalı.

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Karadeniz kıyısındaki Temelin oteline tam pansiyon kalmaya gelen İstanbullu iki gün sonra feryadı basmış:
- "Seyahat acentesi bizi buraya yollarken yemekte serbest seçim diye yolladı. Oysa iki gündür zoraki aynı yemekleri yemekten gına geldi!"
Temel:
-"Nasıl? Tün yeduğun hamsi pilavi ile hamsi puğulama idi, pu cünde hamsi izgara ile hamsi turşisi. Ayni şey olur mi?"

 

Günün sözü:

Her şeyi çok ciddiye alıyordum, sanki ölümsüzmüşüm gibi. Jean Paul Sartre

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@