03.08.2019, 07:12

Nereye yetişelim?

Salda Gölü...Kazdağı...Hangi tarafa yetişelim biz. Lütfen söyleyin?Hangisini kurtaralım?Nereye koşalım? Nasıl mücadele verelim? Neresinden tutsak elimizde kalıyor.

Salda Gölü...
Kazdağı...
Hangi tarafa yetişelim biz. Lütfen söyleyin?
Hangisini kurtaralım?
Nereye koşalım? 
Nasıl mücadele verelim? 
Neresinden tutsak elimizde kalıyor.
*
Kesmeyin, kıymayın dedikçe daha da fazlası geliyor.
Yapmayın, etmeyin dedikçe talan edilmeye devam ediliyor.
Neresinden tutalım söyleyin? Şaşırdık, kaldık.
Hangi söküğümüzü dikeceğiz?
*
Tamir edilecek onca eksik var ülkemde dedikçe daha da çok gedik açılıyor.
Daha da...
Daha da...
Doymak bilmeyen nefisler hep daha da, daha da diye saldırıyor.
Saldırdıkça da doymuyor. Tam bir kaos.
*
Neresinden tutalım?
Nasıl başaralım?
Hangi eksiğimizi tamir edelim söyleyin?
Nerede şarlatanlık, nerede düzanbazlık, nerede kıyım bizde, ülkemizde şekillendi.
Söyleyin bir çare lütfen hangi ahlaksızlığı iyileştirelim?
*
‘Biz hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz’
Der Tolstoy...
Şimdi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın raporu’na göre dünyamızda ki ortalama yaşam süresi ‘70 yıl’ ya...
Biz şimdi o sürede hep kurtları doyuracağız ya. Koyunlar sağ kalır mı bilmem?
*
Açlığın daha görünür yaşandığı Afrika’da 48 ülke var ve toplam nüfus 900.000. Ve bu bölgede ki ortalama yaşam süreleri  54 yıl civarında olduğuna göre doyamayan, sömürülen Afrika yok edilme durumuna gelindiğine göre, yok edilmeye aday başka ülkelere de göz dikildi.
‘Altını’ dı, ‘madeni’di, ‘suyu’du vs vs. 
Bitmez.
*
Kızılderili Şef Seatle’ın bir zamanlar söylediği şu sözler yürekleri dağlar.
 “Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!”
*
Bilmiyorum...
Bilemiyorum...
Pes etmemek için direnmek de artık insanları bezdirdi.
Mücadele zihniyetimiz hep ket vurularak ezilmekte.
Ama yine de yılmıyoruz.
Yeşilciyiz.
Yeşilci olmaya da devam edeceğiz.
*
Biz sevgiyiz.
Sevgimizle koruyacağız ağaçlarımızı.
Siz inadına kesin, biz yenisini dikeceğiz.
Siz inadına kıyın biz çoğalacağız, çoğaltacağız.
*
Bitmeyecek.
Bitmez.
Onlar bitmez ise, bizde ki mücadele de bitmez.
İyilik, akıl fikir, doğru eğitim, iyi ahlak, güzel terbiye, doğru söz, doğru vicdan kazanacak.
Bitmez, bitmeyecek.
*
Kanadalı Alamos Gold Kazdağları'ndan 2.400 ton altın çıkaracak deniyor ya, bunun sadece, % 4'ünü Türkiye'ye bırakacak deniyor ya, kalan altını alıp gidecek deniyor ya. Hepsi cak cak cak edebiyatı ile hızla şekilleniyor ülkemde.
Geriye sadece cak caklarımız kalacak bilginize.
*
Gittiklerinde geriye sadece bir kentin tek içme suyu havzası ile tarım alanlarının zehirlenmiş hali kalacak.
Kirlenmiş hava kalacak.
Yine, ‘cak cak cak’lar bize kalacak.
*
Geleceğini belirlemek senin elinde. 
‘Her şeyi biliyorum’ diyen ‘hiç bir şeyi bilmiyor’ demektir...
Lütfen geleceğini belirle.
Bugün akıllanan 105 milyon nüfuslu Etiyopya 1 günde 350 milyon ağaç dikerek dünya rekoru kırdı ya. 
Sende ülkemizde daha fazlasını yap.
Dik.
Çoğalt.
Besle. 
Büyüt.
Geleceği şekillendirmek senin elinde.
*
Lütfen, bir rekor da biz kıralım. 
Geçemesek de lütfen yaklaşalım. 
En azından safımızı belli ederiz.
En azından sevgimizi belli ederiz.
Geleceğimizi çizeriz.
*
‘Bir ağaç dikelim.
Yeşili koruyalım.’
‘Kim neyin açlığını çekerse onun peşinden koşar’ düsturu ile koşalım.
Lütfen safhınız yeşil olsun. 
*
Kimi medeniyet için koşar bilimin, ilimin peşinden. 
Kimi adalete gönül verir gelecek için, adalet peşinden koşar. 
Kimileri ise yıkımın, kıyımın peşinden koşar. 
Hatta, ‘cehaletin’ peşinden hızla koşar. 
Kimileri ise, sevginin, var etmenin, yetiştirmenin, güzelliğin peşinden koşar. 

*
Siz de ‘Ağacın yeşili medeniyettir’ diyerek yetiştirin, dikin.
‘Cehaletin’ peşinden giden kör zihniyetçilerden olmayın.
Kimilerinin yeşile ‘nefreti’ hızla yürüyorken, sizin ‘sevginiz’ yürüsün.
Haa şu gerçek de kapımızda var aslında. 
‘Dikilenleri koruyamazken yenisini nasıl yetiştireceğiz?’ Der gibisiniz.
*
Lütfen böyle düşünme. Karanlıktan şikayet edeceğine bir mum da sen yak...
Yak ki, gerçekten çaban görünsün. 
Bilmeliyiz ki, gerçekten çabalarsanız, başaramayacağınız bir şey yoktur. 
Bu topraklara vefa borcumuz var bizim.
Bu ülkede yaşıyorsak bir katkı da bizim sunmamız gerek. 
Hatta şart. 
Zorunlu.
*
‘Mal varlıkları artı da artı. Ancak değerler nerede kaldı?’ Diye hayıflanmak da yetmez.
Hepsi yitirildi mi?
Yoksa az da olsa kaldı mı? 
Düşün, taşın. O ‘az’ı ‘çok’ yap.
*
Küçük yaşta büyük şeyler yaşanır her toplumda. 
Büyüdükçe de sevgi ve merhamet isteği artar.
İşte bunu bize öğreten hayatdır.
Hayat içinde de kimliğimiz ile var oluruz.
Kimliklerimiz ise maddiyat mı olsun?
Hayır.
Yıkım mı olsun?
Hayır.
*
Lütfen ekin, dikin, yeşertin. 
Vefa borcunuzu ödeyin bu ülkeye.
Soldurmayın.
Sen sadece kıyma. 
Kıyma, ne canlıya, ne cansız sandıklarına... 
Bazen çözüm, sandığınızdan daha kolay olabilir...

Dip notlar;

Çıkış, ‘sürdürülebilir büyüme’...

Bugün buğdaya ulaşamayanlar da dahil tüm dünya bireylerini 2050’de doyurabilmek için buğday üretiminin %60 artması gerek.
Durum bu.
Ancak bir gerçek daha var.
Dünya’ya 2 milyar daha kişi ekleneceğine göre sınırlayıcı durumlar her geçen gün bizi daha da zorlayacak demektir.
İklim değişimi, tarım ilaçları, yeraltı sularımızın kirlenmesi ve azalması, gübrelerde ki değişim, hormonlu tohumların, gıdaların üretiminin artması, kimyasalların daha çok kullanılması gibi sorunlarla baş edebilmeyi arzularken tam tersi durumlar yani, sürekli yeşil alanlarımızın talan edilmesi bizi endişeye sevk ediyor. 
Tarlalarımız yok ediliyor. 
Ağaçlarımız yok ediliyor.
Peki bu çıkmazdan biz nasıl çıkacağız?
Çıkışımız, yaşam planı içinde en önemli hedef ‘Sürdürülebilir büyüme’ile olmalı.
Ve bu model gelecekte kabul edilebilir tek büyüme modeli olmalı.
Ve biz ülke olarak bu plan çerçevesinde yürümeliyiz.
Sürdürülebilir yeşil alanlar hızla artırılırken,çevre sorunları anlatılmalı ve irdelenmeli.
Dünya bizim evimiz...
Bu ülke hazinemiz...

Yapmaz...
Uluslararası ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog, dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınlara bir soru sormuş.
Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız?  
Soruya ülkelere göre verilen yanıtlar ise şöyle olmuş:
İsveçli : Neyimi beğenmediğini sorarım.
Rus : Evi terk ederim.
Fransız : Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
İtalyan : Kadını vururum.
İspanyol: Kocamı vururum.
Yunanlı : Her ikisini de vururum.
Türk : Benim kocam yapmaz!
Şimdi biz ne yaptık? 
Hep, ‘yok yapmazlar. Yok kesmezler. Yok kıymazlar.’ Diye diye yol almadık mı?
İşte zihniyet...

Fıkra; 
Temel dünya turuna çıkmış ve yolu Kanada’ya da düşmüş. 
Kırk yılda bir Karadenizde hamsi avlamaktan daha değişik bir fırsat çıktığını düşünmüş. 
Temel hemen buz tutmuş bir gölde, buzu kırıp balık tutmaya özenerek işe koyulmuş, tam buzu kıracakken, insanın içini titreten bir ses duyulmuş:
– Oğlum, burada balık yok!..
Temel az öteye gidip, tekrar buzu kıracakken ses yine gürlemiş:
– Burada balık yok dedim sana!..
Temel’in eli ayağı titremeye başlamış, korka korka seslenmiş:
– Tanrım, sen misin yoksa?
Ses yeniden duyulmuş:
– Hayır , ben buz hokeyi stadının spikeriyim.


Günün sözü; 
'İş konuşmak olunca mangalda kül bırakmayanlar, iş icraata gelince ortada yoklar.’ Can Yücel...

Salda Gölü...
Kazdağı...
Hangi tarafa yetişelim biz. Lütfen söyleyin?
Hangisini kurtaralım?
Nereye koşalım? 
Nasıl mücadele verelim? 
Neresinden tutsak elimizde kalıyor.
*
Kesmeyin, kıymayın dedikçe daha da fazlası geliyor.
Yapmayın, etmeyin dedikçe talan edilmeye devam ediliyor.
Neresinden tutalım söyleyin? Şaşırdık, kaldık.
Hangi söküğümüzü dikeceğiz?
*
Tamir edilecek onca eksik var ülkemde dedikçe daha da çok gedik açılıyor.
Daha da...
Daha da...
Doymak bilmeyen nefisler hep daha da, daha da diye saldırıyor.
Saldırdıkça da doymuyor. Tam bir kaos.
*
Neresinden tutalım?
Nasıl başaralım?
Hangi eksiğimizi tamir edelim söyleyin?
Nerede şarlatanlık, nerede düzanbazlık, nerede kıyım bizde, ülkemizde şekillendi.
Söyleyin bir çare lütfen hangi ahlaksızlığı iyileştirelim?
*
‘Biz hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz’
Der Tolstoy...
Şimdi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın raporu’na göre dünyamızda ki ortalama yaşam süresi ‘70 yıl’ ya...
Biz şimdi o sürede hep kurtları doyuracağız ya. Koyunlar sağ kalır mı bilmem?
*
Açlığın daha görünür yaşandığı Afrika’da 48 ülke var ve toplam nüfus 900.000. Ve bu bölgede ki ortalama yaşam süreleri  54 yıl civarında olduğuna göre doyamayan, sömürülen Afrika yok edilme durumuna gelindiğine göre, yok edilmeye aday başka ülkelere de göz dikildi.
‘Altını’ dı, ‘madeni’di, ‘suyu’du vs vs. 
Bitmez.
*
Kızılderili Şef Seatle’ın bir zamanlar söylediği şu sözler yürekleri dağlar.
 “Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!”
*
Bilmiyorum...
Bilemiyorum...
Pes etmemek için direnmek de artık insanları bezdirdi.
Mücadele zihniyetimiz hep ket vurularak ezilmekte.
Ama yine de yılmıyoruz.
Yeşilciyiz.
Yeşilci olmaya da devam edeceğiz.
*
Biz sevgiyiz.
Sevgimizle koruyacağız ağaçlarımızı.
Siz inadına kesin, biz yenisini dikeceğiz.
Siz inadına kıyın biz çoğalacağız, çoğaltacağız.
*
Bitmeyecek.
Bitmez.
Onlar bitmez ise, bizde ki mücadele de bitmez.
İyilik, akıl fikir, doğru eğitim, iyi ahlak, güzel terbiye, doğru söz, doğru vicdan kazanacak.
Bitmez, bitmeyecek.
*
Kanadalı Alamos Gold Kazdağları'ndan 2.400 ton altın çıkaracak deniyor ya, bunun sadece, % 4'ünü Türkiye'ye bırakacak deniyor ya, kalan altını alıp gidecek deniyor ya. Hepsi cak cak cak edebiyatı ile hızla şekilleniyor ülkemde.
Geriye sadece cak caklarımız kalacak bilginize.
*
Gittiklerinde geriye sadece bir kentin tek içme suyu havzası ile tarım alanlarının zehirlenmiş hali kalacak.
Kirlenmiş hava kalacak.
Yine, ‘cak cak cak’lar bize kalacak.
*
Geleceğini belirlemek senin elinde. 
‘Her şeyi biliyorum’ diyen ‘hiç bir şeyi bilmiyor’ demektir...
Lütfen geleceğini belirle.
Bugün akıllanan 105 milyon nüfuslu Etiyopya 1 günde 350 milyon ağaç dikerek dünya rekoru kırdı ya. 
Sende ülkemizde daha fazlasını yap.
Dik.
Çoğalt.
Besle. 
Büyüt.
Geleceği şekillendirmek senin elinde.
*
Lütfen, bir rekor da biz kıralım. 
Geçemesek de lütfen yaklaşalım. 
En azından safımızı belli ederiz.
En azından sevgimizi belli ederiz.
Geleceğimizi çizeriz.
*
‘Bir ağaç dikelim.
Yeşili koruyalım.’
‘Kim neyin açlığını çekerse onun peşinden koşar’ düsturu ile koşalım.
Lütfen safhınız yeşil olsun. 
*
Kimi medeniyet için koşar bilimin, ilimin peşinden. 
Kimi adalete gönül verir gelecek için, adalet peşinden koşar. 
Kimileri ise yıkımın, kıyımın peşinden koşar. 
Hatta, ‘cehaletin’ peşinden hızla koşar. 
Kimileri ise, sevginin, var etmenin, yetiştirmenin, güzelliğin peşinden koşar. 

*
Siz de ‘Ağacın yeşili medeniyettir’ diyerek yetiştirin, dikin.
‘Cehaletin’ peşinden giden kör zihniyetçilerden olmayın.
Kimilerinin yeşile ‘nefreti’ hızla yürüyorken, sizin ‘sevginiz’ yürüsün.
Haa şu gerçek de kapımızda var aslında. 
‘Dikilenleri koruyamazken yenisini nasıl yetiştireceğiz?’ Der gibisiniz.
*
Lütfen böyle düşünme. Karanlıktan şikayet edeceğine bir mum da sen yak...
Yak ki, gerçekten çaban görünsün. 
Bilmeliyiz ki, gerçekten çabalarsanız, başaramayacağınız bir şey yoktur. 
Bu topraklara vefa borcumuz var bizim.
Bu ülkede yaşıyorsak bir katkı da bizim sunmamız gerek. 
Hatta şart. 
Zorunlu.
*
‘Mal varlıkları artı da artı. Ancak değerler nerede kaldı?’ Diye hayıflanmak da yetmez.
Hepsi yitirildi mi?
Yoksa az da olsa kaldı mı? 
Düşün, taşın. O ‘az’ı ‘çok’ yap.
*
Küçük yaşta büyük şeyler yaşanır her toplumda. 
Büyüdükçe de sevgi ve merhamet isteği artar.
İşte bunu bize öğreten hayatdır.
Hayat içinde de kimliğimiz ile var oluruz.
Kimliklerimiz ise maddiyat mı olsun?
Hayır.
Yıkım mı olsun?
Hayır.
*
Lütfen ekin, dikin, yeşertin. 
Vefa borcunuzu ödeyin bu ülkeye.
Soldurmayın.
Sen sadece kıyma. 
Kıyma, ne canlıya, ne cansız sandıklarına... 
Bazen çözüm, sandığınızdan daha kolay olabilir...

Dip notlar;

Çıkış, ‘sürdürülebilir büyüme’...

Bugün buğdaya ulaşamayanlar da dahil tüm dünya bireylerini 2050’de doyurabilmek için buğday üretiminin %60 artması gerek.
Durum bu.
Ancak bir gerçek daha var.
Dünya’ya 2 milyar daha kişi ekleneceğine göre sınırlayıcı durumlar her geçen gün bizi daha da zorlayacak demektir.
İklim değişimi, tarım ilaçları, yeraltı sularımızın kirlenmesi ve azalması, gübrelerde ki değişim, hormonlu tohumların, gıdaların üretiminin artması, kimyasalların daha çok kullanılması gibi sorunlarla baş edebilmeyi arzularken tam tersi durumlar yani, sürekli yeşil alanlarımızın talan edilmesi bizi endişeye sevk ediyor. 
Tarlalarımız yok ediliyor. 
Ağaçlarımız yok ediliyor.
Peki bu çıkmazdan biz nasıl çıkacağız?
Çıkışımız, yaşam planı içinde en önemli hedef ‘Sürdürülebilir büyüme’ile olmalı.
Ve bu model gelecekte kabul edilebilir tek büyüme modeli olmalı.
Ve biz ülke olarak bu plan çerçevesinde yürümeliyiz.
Sürdürülebilir yeşil alanlar hızla artırılırken,çevre sorunları anlatılmalı ve irdelenmeli.
Dünya bizim evimiz...
Bu ülke hazinemiz...

Yapmaz...
Uluslararası ölçekte bir kadın araştırması yapan sosyolog, dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınlara bir soru sormuş.
Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız?  
Soruya ülkelere göre verilen yanıtlar ise şöyle olmuş:
İsveçli : Neyimi beğenmediğini sorarım.
Rus : Evi terk ederim.
Fransız : Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
İtalyan : Kadını vururum.
İspanyol: Kocamı vururum.
Yunanlı : Her ikisini de vururum.
Türk : Benim kocam yapmaz!
Şimdi biz ne yaptık? 
Hep, ‘yok yapmazlar. Yok kesmezler. Yok kıymazlar.’ Diye diye yol almadık mı?
İşte zihniyet...

Fıkra; 
Temel dünya turuna çıkmış ve yolu Kanada’ya da düşmüş. 
Kırk yılda bir Karadenizde hamsi avlamaktan daha değişik bir fırsat çıktığını düşünmüş. 
Temel hemen buz tutmuş bir gölde, buzu kırıp balık tutmaya özenerek işe koyulmuş, tam buzu kıracakken, insanın içini titreten bir ses duyulmuş:
– Oğlum, burada balık yok!..
Temel az öteye gidip, tekrar buzu kıracakken ses yine gürlemiş:
– Burada balık yok dedim sana!..
Temel’in eli ayağı titremeye başlamış, korka korka seslenmiş:
– Tanrım, sen misin yoksa?
Ses yeniden duyulmuş:
– Hayır , ben buz hokeyi stadının spikeriyim.


Günün sözü; 
'İş konuşmak olunca mangalda kül bırakmayanlar, iş icraata gelince ortada yoklar.’ Can Yücel...

Yorumlar