25.06.2021, 04:48

Öfke ve şiddetin koltuk savaşı

Yaşadığımız çağda bir ebeveyn olmanın zorluklarını en derinden yaşayanlardanım.

Çocuğumuzu popüler kültürün dayattığı şiddet, küfür ve her türlü dezenformasyondan uzak tutmak için eşimle inanılmaz bir gayret içindeyiz.

Uzay çağında olsak bile sosyal mecraya ulaşabileceği iletişim araçlarından, televizyondan, hatta bu konuda özensiz olan ailelerin çocuklarından bile adeta kaçıyoruz.

Amacımız onun ruh sağğını korumak, topluma faydalı bir birey olarak gelişimine yardımcı olmak.

Ama biz nasıl kaçacağız?

Bizim ruh sağğımız ne olacak?

*

Gençlik yıllarımın başından bugüne yani siyaset ile ilgili görüş ve bilgilerimin şekillendiği yıllarda tek partili iktidar dönemini yaşadım.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 19 yıldır iktidar olduğu, muhalefetin de çok nadir değişiklikler gösterdiği Türkiye’de siyasi dil git gide sertleşti ve kontrolden çıktı.

Takip ettiğimiz politika haberlerinde siyasi liderlerin hangi sorunu gündeme taşıdığını değil de rakibine hangi dille hakaret ettiğini, birbirlerini nasıl ağır suçladıklarını merak eder olduk.

*

Yıllardır tıpkı bizim çocuğumuzu koruduğumuz gibi ailemizin de bizi uzak tuttuğu küfür, şiddet iklimi, sağ olsun ülkemize yön veren siyasiler tarafından kanımıza her gün yüksek dozda enjekte edildi.

Gazeteleri vatandaşa yapılan hizmetler veya yapılması hedeflenenler yerine bel altına kadar inen arkası hiç düşünülmeyen söylemler süsledi!

Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmamız gerekirken gazeteyi saklar, kaçırır hale geldik.

*

Ana muhalefet lideri iktidarı ‘lağım çukuruna’ benzetirken, diğer bir muhalefet partisi genel başkanı bir siyasi partinin kapatılmasının ‘'Anayasa Mahkemesinin namus borcu’ olduğunu söyledi.

Bir siyasetçi karşısındaki başka bir siyasetçiye hakaret bile etmeye gerek görmeyecek kadar değer verdiğini göstermek için 3 kuruşluk tazminat davası açtı.

Tabii ülkeyi yöneten iktidarın da muhalefet lideri için "Sen ne yüzsüzsün, terbiyesiz herif" sözleri hala kulaklarda çınlıyor.

NELER OLUYOR BİZE?
Peki ne oldu eski TRT yayınlarında diksiyon hatası yapılmazken, ‘saçmalama’ demenin bile yakışıksız olduğu, en ağır hakaretin ‘Hadi oradan’ olarak kabul edildiği Türkiye’ye.

Siyasilerin canlı yayında karşı karşıya geldiği, birbirlerine ev oturmasına, sohbetlere gittiği yani yüz yüze bakacak hallerinin olduğu Türkiye’ye.

Yine o dönemlerde akıllarda kalan ve gündeme damga vurup aylarca konuşulan bir anektodu hatırlatayım sizlere.

Erdal İnönü, Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal hakkında bir takım iddialarda bulununca, dönemin Başbakanı Turgut Özal torunu Turgut'u kastederek; “İnönü bizim Ahmet'le uğraşıyor. Ahmet biraz ağır gelir. Daha ufağı var. Küçük Turgut var. Onunla uğraşsın" sözlerini kullanır.

Bu sözler siyasi parti liderleri arasında tartışma konusu olur. İnönü “Bu seviyesizliği halk değerlendirecek" açıklaması yapar.

Deniz Baykal “Bir başbakan böyle seviyesiz konuşur mu" diye tepki gösterir.

Eski SHP milletvekili Cüneyt Canver “Küçük Turgut'la Semra hanım uğraşsın, o daha iyi tanır" der.

Neticesinde kopan fırtınada taraflar buluşur, yanlış anlaşılmalar giderilir. Yine aynı masada buluşulup Türkiye için tartışmalar yapılır.

SİYASİLER NEDEN KAÇAMADI?
Bu iklimden ne zaman bu kadar uzaklaşıldı, işler ne ara bu kadar kontrolden çıktı.

Bizim çocuklarımızı bile korumak için bu kadar çaba sarf ettiğimiz popüler kültür dezenformasyonundan siyasiler nasıl kaçamadı.

*

Tabi ki bu sorular liderler tarafından asla cevaplanmayacak çünkü bu kültürü besleyen onları koltuklarında tutan bu şiddet ve öfke.

Cevap vermesi gerekenler; ’kadına şiddete son’, ‘ çocuk istismarı önlensin’, ‘Tiktok değil bilim gençliği yetişsin’, ‘Çocuklarımızın geleceği emin ellerde olsun’ diyen bizleriz.

Yaşadığımız çağ nedeniyle belki popülizmin dilini değiştiremeyiz ama o dili kendilerine kalkan yapıp kullananları belki değiştirebiliriz…

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@